Bir zamanlar bayram, sabahın erken saatinde kapı sesiyle başlardı.
Tokmak çalınır, çocuklar koşar, büyüklerin yüzü bir anda yumuşardı.
Şimdi sabahlar aynı… ama sesler eksik.
“Bayram geldi” derdik eskiden,
şimdi “tatil kaç gün” diye bakıyoruz takvimlere.
Aynı kelime, başka bir ruh.
Eski bayramlarda bir kapı açılırdı,
içeri sadece insan girmezdi;
hatıra girerdi, saygı girerdi, dua girerdi.
Şimdi kapılar kapalı değil belki…
ama kimse çalmıyor.
Bir mesaj düşer ekrana: “İyi bayramlar.”
Altında emoji, yanında hazır cümleler…
Ama o cümlenin içinde
bir insanın nefesi yok.
Aynı evin içinde bile
sessiz bir uzaklık var artık.
Sofra kuruluyor,
çay konuyor,
ama gözler birbirine değmiyor.
Ve insan en çok şunu fark ediyor:
yakın olmak yetmiyor artık,
aynı yerde olmak yetmiyor.
Eskiden büyüklerin eli öpülürdü.
O an sadece bir gelenek değildi;
bir “ben buradayım” demesiydi.
Bir köke tutunmaktı.
Şimdi eller ya meşgul
ya de ekrana gömülü.
Bayram, insanın insanı hatırlamasıydı aslında.
Biz hatırlamayı unuttukça
gelenekler yerinde kaldı,
ama anlam yer değiştirdi.
Kalabalıklaştık.
Ama garip bir şey oldu:
birbirimizi daha az hissetmeye başladık.
Ve belki de en sessiz gerçek şu:
Bayram değişmedi… insan uzaklaştı.
Cengiz ÇETİK