Eskiden insanlar kırılırdı.
Şimdi insanlar patlıyor.
Bir şey değişti.
Hem de sessizce.
Sokakta yürüyen insanlarda, trafikte bekleyen sürücülerde, sosyal medyada yazılan cümlelerde, televizyon ekranlarında...
Bir gerginlik dolaşıyor.
Sanki herkes biraz yorgun, biraz kırgın ve biraz öfkeli.
Ve en tehlikelisi de şu:
Artık öfkeye şaşırmıyoruz.
Bir zamanlar insanlar anlaşamadığında konuşmaya çalışırdı.
Şimdi konuşmadan hüküm veriyoruz.
Dinlemeden cevap hazırlıyoruz.
Anlamadan yargılıyoruz.
Bir cümlenin sonunu beklemeye bile tahammül edemiyoruz.
Sanki sabır, çağın dışına itilmiş eski bir erdem gibi görülüyor.
Oysa sabır zayıflık değil, güçtür.
Çünkü öfkelenmek kolaydır.
Zor olan, öfkenin içinden aklı koruyabilmektir.
Son yıllarda haberleri açıyoruz.
Bir tartışma...
Bir kavga...
Bir saldırı...
Bir şiddet haberi...
Sonra bir yenisi.
Sonra bir yenisi daha.
Öyle ki bazen insan korkuyor:
Acaba şiddete değil, şiddetin sıradanlaşmasına mı alışıyoruz?
Çünkü bir toplum için en büyük tehlike, kötülüğün varlığı değildir.
Kötülüğün normalleşmesidir.
Bir öğretmen olarak bazen bunu çocukların dünyasında da görüyorum.
Tahammül azalıyor.
Beklemek zor geliyor.
Kaybetmek kabul edilmiyor.
Her şey hemen olsun isteniyor.
Çünkü çocuklar da büyüklerin dünyasını izleyerek büyüyor.
Eğer büyükler sürekli bağırıyorsa, çocuklar konuşmayı değil bağırmayı öğreniyor.
Eğer büyükler öfkeyle çözüm arıyorsa, çocuklar da öfkeyi çözüm sanıyor.
Oysa hiçbir öfke, bir yarayı iyileştirmedi.
Hiçbir bağırış, bir gönlü kazanmadı.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu para değil.
Sükûnet yoksulluğudur.
İnsanların birbirini dinleyebildiği, farklı düşünebildiği, sabredebildiği o sakin alanlar daralıyor.
Kalpler hızlanıyor.
Diller sertleşiyor.
Vicdanlar yoruluyor.
Ve insan, fark etmeden kendi iç huzurunu kaybediyor.
Öfke bazen haklı olabilir.
Ama öfkenin yönettiği bir hayat, sonunda herkesi yaralar.
Çünkü öfke önce karşıdakini yakmak ister.
Sonra dönüp sahibini de yakar.
Bu yüzden bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Biz gerçekten daha mı güçlü olduk?
Yoksa sadece daha mı gergin?
Belki de artık yeniden öğrenmemiz gereken şey;
dinlemek,
anlamaya çalışmak,
beklemek,
ve insan kalabilmektir.
Çünkü bir toplumun gerçek gücü, ne kadar yüksek sesle konuştuğuyla değil;
öfkelendiğinde bile ne kadar insan kalabildiğiyle ölçülür.