Sabah evden çıkan genç adamın aklında yalnızca bugünkü sunumu vardı.
Aylarca hazırlanmıştı.
Belki terfi alacak, belki hayalini kurduğu işe bir adım daha yaklaşacaktı.
Ama o sunumu hiçbir zaman yapamadı.
Bir kamyonun kopan freni, birkaç saniye içinde bütün planlarını susturdu.
Bir başka genç kadın...
Üniversiteden yeni mezun olmuştu.
Diplomasını çerçeveletmiş, odasının duvarına asmıştı.
İşe başlayacağı ilk haftaydı.
Karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışıkta geçen bir aracın altında kaldı.
Hayatının ilk iş günü hiç başlamadı.
Bir başkası...
Yıllardır "Emekli olunca gezerim." diyordu.
Haritalar almış, rotalar çizmiş, fotoğraf makineleri araştırmıştı.
Emekliliğine üç ay kala kalbi sustu.
Bütün yolculuklar valizinin içinde kaldı.
Her gün gazetelerde benzer haberleri okuyoruz.
Bir inşaatta düşen kalıp...
Yolda kopan bir lastik...
Bir ihmal...
Bir kurşun...
Bir deprem...
Bir an...
Ve hayatın bütün hesapları değişiyor.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Biz gerçekten neyin garantisiyle yaşıyoruz?
Neden en güzel sözlerimizi yarına bırakıyoruz?
Neden sevdiklerimize sarılmayı erteliyoruz?
Neden "Bir gün..." diye başlayan cümlelerle ömrümüzü tüketiyoruz?
Belki de en büyük yanılgımız, zamanın bizim olduğunu sanmamızdır.
Oysa zaman hiçbir zaman bizim olmadı.
Biz yalnızca onun içinden geçiyoruz.
Geçmiş...
Artık dokunamadığımız bir hatıradır.
Ne kadar istersek isteyelim, bir saniyesini bile geri getiremeyiz.
Gelecek...
Henüz doğmamış bir ihtimaldir.
Belki gelecek...
Belki de hiç gelmeyecek.
O hâlde neden bütün mutluluğumuzu, bütün cesaretimizi, bütün hayallerimizi henüz var olmayan bir güne emanet ediyoruz?
İnsanların çoğu yaşamıyor.
Hazırlanıyor.
Mutlu olmak için hazırlanıyor.
Sevmek için hazırlanıyor.
Kendini affetmek için hazırlanıyor.
Hayalini gerçekleştirmek için hazırlanıyor.
Ama hayat, hazırlık provası değildir.
Perde çoktan açılmıştır.
Sahne çoktan kurulmuştur.
Ve oyun başlamıştır.
Belki de bu yüzden, her sabah uyandığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız:
"Eğer bugün elimdeki son gün olsaydı, yine aynı şeyleri erteler miydim?"
Çünkü yarın bir söz değildir.
Bir vaat değildir.
Bir hak değildir.
Yarın yalnızca bir ihtimaldir.
Kesin olan tek şey ise, şu anda aldığımız nefes...
Şu anda atan kalbimiz...
Şu anda okuyabildiğimiz bu satırlar...
Hayat ne dündedir...
Ne de yarında...
Hayat, yalnızca hissedebildiğimiz andadır.
Ve belki de en büyük zenginlik; uzun yaşamak değil, sahip olduğumuz anları gerçekten yaşayabilmektir.
Cengiz ÇETİK