Otobüse biniyorsunuz…
Kartınızı okutuyorsunuz…
Ve o soğuk ses herkesin içinde yankılanıyor:
“Yetersiz bakiye.”
İnsan o an sadece parasının bittiğini hissetmiyor.
Sanki hayat, herkesin ortasında omzuna dokunup şöyle diyor:
“Sen bu düzene yetişemedin.”
Arkanızdaki kalabalığın sabırsız bakışları arasında cebinizi karıştırırken aslında sadece bir ulaşım kartı değil; modern hayatın insana biçtiği “yeterlilik sınavı” da yüzünüze kapanıyor.
Çünkü artık bu ülkede insanlar sadece geçinmeye değil, yetişmeye çalışıyor.
Kiraya yetişmeye…
Faturalara yetişmeye…
Kendini geliştirmeye…
Gündeme yetişmeye…
Hayata geç kalmamaya çalışıyor.
Ama insanın ömrü sınırlı, talepler sınırsız.
Sabah işe giderken tükenen sadece ulaşım kartları değil.
Zaman tükeniyor.
Sabır tükeniyor.
Nezaket tükeniyor.
Umut tükeniyor.
Bugün büyük şehirlerde insanların birbirine tahammülsüz oluşunun sebebi yalnızca stres değil.Kimsenin ruhunda harcayacak fazladan enerjisi kalmadı artık.
Trafikte çalan bir korna, market sırası, sosyal medyada yazılmış tek bir cümle bile insanları öfkeye sürüklüyor. Çünkü toplumun duygusal bakiyesi ekside.
Eskiden yorgunluk bedende olurdu.
Şimdi ruh yoruluyor.
Üstelik mesele sadece bugünü geçirmek de değil. İnsanlar artık yarını kuramıyor. Üniversite mezunu gençler diplomalarını duvara asıp asgari ücret hesabı yapıyor.
Yeni evli çiftler çocuk sahibi olmayı erteliyor. Emekliler yıllarca çalıştıktan sonra hayatlarının en huzurlu döneminde geçim hesabı yapmak zorunda kalıyor.
Bir ülkenin en tehlikeli kırılması ekonomide değil, umut duygusunda başlar.
Çünkü insan cebindeki son parayla bir süre daha yaşar. Ama geleceğe dair inancı tükenirse, işte orada gerçek yoksulluk başlar.
Belki de sorun bizim yetersiz oluşumuz değil…
Sorun, insan ömrünü ve insan ruhunu sürekli tüketen bu hayatın taleplerinin artık insani sınırları aşmış olmasıdır.
Bugün birçok insanın hesabında hâlâ birkaç lira olabilir.
Ama asıl mesele şu:
İnsanların ruhu uzun zamandır “yetersiz bakiye” veriyor.
Cengiz ÇETİK