Bir insanı küçük görmek, aslında insanlığın kendi değerini küçültmesidir. İnsan, yaratılışı itibarıyla saygıya ve değer görmeye ihtiyaç duyan bir varlıktır. Hiç kimse hor görülmek, aşağılanmak, küçümsenmek veya başkalarının gözünde değersiz hissetmek istemez. Buna rağmen sosyal hayatımızda zaman zaman insanları makamlarına, servetlerine, kıyafetlerine, mesleklerine, eğitim seviyelerine, soylarına, görünüşlerine veya toplumdaki konumlarına göre değerlendirdiğimize şahit oluyoruz.
Oysa insanın gerçek değeri; sahip olduklarıyla değil, ahlâkıyla, gönlüyle, samimiyetiyle ve Allah katındaki kulluğuyla ölçülür.
Bir insanı küçük görmek, yalnızca o kişiyi incitmek değildir. Küçümsenen insanın kalbinde kırgınlık, öfke ve uzaklaşma meydana gelebilir; böylece toplum içerisinde sevgi ve kardeşliğin yerini kin, nefret ve ayrışma almaya başlar. Bir insanı hor gören kişi, belki o anda kendisini üstün zannedebilir; fakat gerçekte kendi karakterini ortaya koymaktadır.
Hazret-i Âişe validemizden (r.anha) rivayet edilen şu hadise, insanları küçümsemenin ne kadar ağır bir davranış olduğunu açıkça göstermektedir. Hazret-i Âişe (r.anha), bir defasında Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) Hazret-i Safiyye validemizin kısa boylu oluşunu ima ederek küçümseyici bir söz söylemişti. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsaydı, onun suyunu bozardı.” buyurdu.
Bu ne kadar büyük bir ikazdır! Bir insanın boyu, rengi, görünüşü, ailesi, maddî durumu veya toplumdaki konumu üzerinden söylenen küçücük bir sözün bile insanın gönlünü yaralayabileceğini düşünmeliyiz. Bazen “Şaka yaptım” diyerek geçiştirdiğimiz bir söz, karşımızdaki insanın yıllarca unutamayacağı bir yara hâline gelebilir.
İnsanların Değeri Servetleriyle Ölçülmez
İslâm'ın insan anlayışında zengin-fakir, güçlü-zayıf, makam sahibi olan veya olmayan şeklinde bir üstünlük anlayışı yoktur. Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.) hayatına baktığımızda bunun sayısız örneğini görürüz.
Sa'd İbni Ebû Vakkâs (r.a.), Resûl-i Ekrem Efendimiz'in yanında bulunan bazı sahabelerin müşrikler tarafından küçümsendiğini anlatır. Müşrikler, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) çevresindeki fakir ve güçsüz Müslümanları yanından uzaklaştırmasını teklif etmişlerdi. Onların gözünde insanın değeri; mal, makam, kabile ve toplumdaki itibarıyla ölçülüyordu. Fakat Allah Teâlâ bu anlayışı kabul etmedi. En'âm sûresinin 52. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruldu:
“Sabah akşam Rablerinin rızâsını dileyerek O'na yalvaranları huzurundan kovma!”
Bu âyet, insanlık tarihine verilmiş çok önemli bir mesajdır. Allah katında değer ölçüsü, insanların dünyadaki görüntüsü değildir. Bir insan fakir olabilir, makam sahibi olmayabilir, toplumun en arka sırasında görülebilir; fakat onun Allah katındaki değeri insanların verdiği değerle ölçülmez. Belki de toplumun en değersiz gördüğü insan, Allah katında en kıymetli kullardan biridir.
Kibir İnsanı Yükseltmez
Kibir, insanın kendisini başkalarından üstün görmesidir. Kibirli insan, sahip olduğu nimetleri kendi başarısının mutlak sonucu zanneder ve başkalarını küçümsemeye başlar. Oysa insanın sahip olduğu her şey geçicidir. Bugün makamda olan yarın makamını kaybedebilir; bugün zengin olan yarın fakirleşebilir, güçlü olan güçsüz kalabilir, sağlıklı olan hastalanabilir. Bugün insanlar tarafından övülen kişi, yarın unutulabilir.
Öyleyse insanın geçici nimetleriyle başkalarına üstünlük taslaması ne kadar anlamsızdır! Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'nin şu sözü bu gerçeği çok güzel anlatır: “Kibir, bele bağlanmış bir taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur.” Gerçekten de kibir insanı yükseltmez; aksine insanın manevi yükselişinin önüne ağır bir engel koyar.
İblis'in İlk Büyük Hatası
İnsanı küçümsemenin ne kadar tehlikeli olduğunu anlamak için İblis'in Hz. Âdem'e (a.s.) karşı tavrını hatırlamak yeterlidir. İblis, kendisini yaratılış bakımından Hz. Âdem'den üstün kabul ederek Allah'ın emrine karşı geldi.
Bursevî Hazretleri'nin verdiği misal son derece düşündürücüdür: “Mü'min, diğer kardeşlerini hafife almamalı, onlara tepeden bakmamalıdır. İblis, Âdem'e (a.s.) hakaret gözüyle baktı ve kendini beğendi… Ancak ebedî olarak lânete uğradı.”
Buradaki mesaj açıktır: Bir başkasını küçük görmek, insanın kendi büyüklüğünü ispatlamaz; aksine gönlündeki kibri ortaya çıkarır.
“Ben Ondan Üstünüm” Demek Ne Kadar Tehlikeli?
İnsanın kendisini başkasından üstün görmesi, çoğu zaman görünmeyen bir hastalıktır. “Ben daha iyi bilirim”, “Ben daha önemliyim”, “Ben daha zenginim”, “Ben daha eğitimliyim”, “Benim çevrem daha güçlü”, “Benim ailem daha itibarlı”, “Benim makamım daha yüksek”… Bu düşünceler insanın kalbine yerleştiğinde kardeşlik duygusu zayıflamaya başlar.
Oysa insanın gerçek üstünlüğünü Allah bilir. Biz bir insanın dış görünüşünü görürüz, kalbini göremeyiz; servetini görürüz, samimiyetini bilemeyiz; makamını görürüz, Allah katındaki derecesini bilemeyiz; insanların alkışını görürüz, Rabbine karşı gözyaşlarını bilemeyiz. Bu nedenle bir insan hakkında kesin bir üstünlük hükmü vermek, haddimizi aşmak olur.
İslâm'ın Eşitlik Mesajı
İslâmiyet, insanların Allah huzurunda eşit olduğunu ortaya koymuştur. Zengin ile fakir aynı safta namaz kılar. Makam sahibi ile sıradan vatandaş aynı kıbleye yönelir. Güçlü ile güçsüz aynı secdeye kapanır. İnsanların dünyadaki makamları ibadet sırasında bir üstünlük vesilesi değildir. Bu, İslâm'ın insan onuruna verdiği değerin en güzel göstergelerinden biridir.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) de: “İnsana günah olarak, Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter.” buyurmuştur. Bu hadis, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir ikazdır.
Bazen insan çok ibadet ettiğini düşünür, fakat diliyle başka bir insanı incitir. Bazen kendisini iyi bir insan olarak görür, fakat çevresindekileri sürekli küçümser. Bazen dindarlığıyla övünür, fakat gönlünde insanlara karşı kibir taşır. Oysa güzel ahlâk, yalnızca sözlerle değil, insanlara nasıl davrandığımızla ortaya çıkar.
Küçük Gördüğümüz İnsan Bizden Daha Değerli Olabilir
Hayatın en büyük imtihanlarından biri de budur. Biz insanların dışına bakarız; Allah ise kullarının hâlini bizden daha iyi bilir. Belki toplumun önemsemediği bir insan, geceleri kimsenin bilmediği dualar etmektedir. Belki herkesin küçümsediği bir fakir, gönlünde büyük bir iman taşımaktadır. Belki sessiz ve sıradan görünen bir insan, çevresindeki insanlara iyilik etmek için ömrünü harcamaktadır. Belki bizim değersiz gördüğümüz bir kul, Allah katında bizden çok daha değerlidir. Bu ihtimali hiçbir zaman unutmamalıyız.
Toplumu Küçümseme Değil, Kardeşlik Ayakta Tutar
Günümüzde insanlar ekonomik durumları, eğitimleri, meslekleri, siyasi ve sosyal çevreleri, hatta giyim kuşamları üzerinden birbirlerini sınıflandırabiliyor. Bu durum toplumda görünmez duvarlar meydana getiriyor. Bir taraf diğerini küçümsüyor, diğer taraf kendisini aşağılanmış hissediyor. Ardından kırgınlık başlıyor. Kırgınlık zamanla öfkeye, öfke ise kin ve nefrete dönüşüyor. İşte toplumdaki huzursuzluğun önemli sebeplerinden biri de budur.
Bir toplumun gerçek medeniyeti, zenginlerine ne kadar değer verdiğiyle değil; güçsüzlerine, fakirlerine, yaşlılarına, yetimlerine ve toplumun görünmeyen insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.
Bir Sözle Gönül Yıkmayalım
Dilimizden çıkan her sözün bir karşılığı vardır. Bir söz insanı sevindirebilir, umutlandırabilir, kırılmış bir kalbi onarabilir. Fakat bir söz de insanın gönlünü yıllarca yaralayabilir.
Bu nedenle konuşmadan önce düşünmek gerekir: “Ben bu sözü söylersem karşımdaki insan ne hisseder?” Şaka adı altında insanları küçük düşürmekten, başkalarının kusurlarını ortaya dökmekten, fakirliğiyle alay etmekten, görünüşü üzerinden bir insanı incitmekten sakınmalıyız. Çünkü insanın gönlü kırılmaya çok müsaittir.
Gerçek Büyüklük Nedir?
Gerçek büyüklük, insanları ezmek değil; yükseltmektir. Gerçek zenginlik, çok mala sahip olmak değil; gönlü zengin olmaktır. Gerçek makam, insanların önünde yükselmek değil; Allah katında güzel bir kul olabilmektir. Gerçek güç, başkasını susturmak değil; öfkesini yenebilmektir. Gerçek asalet ise başkalarını küçümsememek ve herkese insan olduğu için değer verebilmektir.
Unutmayalım: Küçümseyerek büyüyemeyiz. Aşağılayarak yücelemeyiz. Kibirlenerek Allah'a yaklaşamayız. İnsanın gerçek değeri; malında, makamında, soyunda, renginde veya görünüşünde değil, ahlâkında ve takvâsındadır.
Son Söz: Gönül Kırma, Gönül Al
Bugün çevremizde bize göre değersiz görünen insanlara yeniden bakalım. Belki bir selamımızı bekleyen bir yaşlı, bir tebessümümüzle mutlu olacak bir çocuk vardır. Belki toplum tarafından dışlanmış bir insan, kendisine uzanacak bir dost eli beklemektedir. Belki de bizim küçümsediğimiz bir insan, Allah katında bizden daha hayırlıdır.
Bu nedenle insanları dış görünüşleriyle değerlendirmeyelim. Fakirliğiyle alay etmeyelim. Makamı olmadığı için küçümsemeyelim. Kıyafetine bakarak değer biçmeyelim. Soyuyla, rengiyle, mesleğiyle veya maddî imkânlarıyla insanları sınıflandırmayalım.
Çünkü hepimiz aynı toprağın misafirleriyiz. Bugün sahip olduğumuz her şey yarın elimizden çıkabilir. Geride kalacak olan ise insanlara nasıl davrandığımız, hangi gönülleri kırdığımız ve hangi gönülleri kazandığımızdır.
Öyleyse gelin, birbirimizi küçümsemek yerine yüceltelim. Kırmak yerine onaralım. Dışlamak yerine kucaklayalım. Kin ve nefret tohumları yerine sevgi ve kardeşlik tohumları ekelim.
Çünkü insanı küçültmek bizi büyütmez; insanı yücelten, güzel ahlâktır. Ve belki de hayatımız boyunca öğrendiğimiz en önemli hakikatlerden biri şudur:
Hiç kimseyi küçük görme. Çünkü küçük gördüğün insan, Allah katında senden daha büyük olabilir.