1 Mayıs 2026 tarihi itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanan sosyal medya sınırlaması, toplumsal geleceğimiz adına atılmış en somut adımlardan biri oldu. 1 Kasım itibarıyla yürürlüğe girecek daha detaylı ve kapsamlı yasaklar ise dijital dünyanın karanlık dehlizlerine karşı adeta bir kalkan görevi görecek. Geç kalınmış ama son derece yerinde bir hamle. Çünkü sosyal medya, artık bir iletişim aracı olmaktan çıkıp, toplumsal bir ahlak ve güvenlik krizine dönüşmüş durumda.
Bugün dijital sokaklarda rehberliği elinden alınmış bir gençlik, daha da acısı ebeveynleri tarafından sömürülen bir çocuk nesli var. Literatüre "Kidfluencer" olarak geçen, anne ve babaları tarafından kamera karşısına sürülerek adeta birer ticari meta gibi kullanılan çocuklarımızın hakkını kim savunacak? Kendi evlatlarını izlenme uğruna dijital pazarın bir parçası haline getiren bu zihniyetin önüne derhal yasal barikatlar kurulmalıdır.
Özellikle TikTok başta olmak üzere, popüler platformların algoritması adeta bir bataklığı besliyor. Ekranı her kaydırdığımızda karşımıza çıkan ilk şey; şiddet, silahlar, çete özentisi tipler oluyor. Ardından galiz küfürler ve sınır tanımayan bir cinsellik bombardımanı... Gençlerin ve çocukların ruhsal, zihinsel ve ahlaki gelişimine vurulan bu büyük darbe, geleceğimizi dinamitlemektedir.
Sosyal Medyaya da Bir "RTÜK" Şart!
Nasıl ki geleneksel ve sözlü basında, televizyon ekranlarında RTÜK devreye girip toplumsal hassasiyetleri koruyorsa, ucu bucağı olmayan bu sosyal medya mecraları için de benzer bir denetim mekanizması ivedilikle kurulmalıdır. Dijital dünya, "özgürlük" kılıfı altında bir kuralsızlık ormanı olamaz.
Mecralarda sanatsal, kültürel ya da eğitici içerikler yok mu? Var elbette. Ancak bu oran maalesef yüzde 5’i geçmiyor. Kalan yüzde 95’lik devasa kısım ise tamamen cehalet, kötülük ve kolay yoldan para kazanma hırsıyla kuşanmış durumda. Kültürel paylaşımlar yapanlar bile bir süre sonra sistemin çarklarına uyup tamamen ticari kaygılara teslim oluyor.
Canlı Yayınlar ve "Sanal Dilencilik" Faciası
Sosyal medyanın en büyük yaralarından biri de canlı yayınlar. Ekran karşısına geçip hediye, jeton veya para isteyen, bunun için onurunu, haysiyetini ve değerlerini ayaklar altına alan binlerce insan türedi. Bunun adı açıkça "Sanal Dilencilik"tir!
Bu rezilliğin önüne geçmek için hem büyükler hem de küçükler için canlı yayın açma sınırlandırması getirilmesi şarttır. Dijital alanlar, insanların emek harcamadan, toplumun ahlakını bozarak parsa topladığı bir panayır yeri olmaktan çıkarılmalıdır.
Üzülerek görüyoruz ki, topluma örnek olması gereken ünlüler, fenomenler ve büyük kitlelere hitap eden kişiler bu mecralarda vatandaştan daha fütursuzca hareket ediyor. Sanatsal üretimler, kaliteli yapımlar gün geçtikçe yok olurken; ana haber bültenleri sosyal medyadan türeyen cinayet şebekeleri, nitelikli dolandırıcılar ve fenomen çeteleriyle dolup taşıyor. Sosyal medyanın çıkış amacı tamamen saptırılmış, insanlığı aşağıya çeken bir girdaba dönüşmüştür.
Son Söz: Çıktığı Ülkelerde Bile Yasaklanırken...
Unutmayalım ki, bu sosyal medya platformlarını üreten, dünyaya pazarlayan ülkeler bile bugün kendi çocuklarını korumak adına bu uygulamalara ağır yasaklar ve engeller getiriyor. Batı dünyası kendi neslini koruma refleksi gösterirken, bizim sessiz kalmamız düşünülemez.
Güzel olanı yok eden, kötüyü ise hızla büyüten bu kontrolsüz güce karşı 1 Kasım’daki detaylı yasaklar ve yaptırımlar hayati bir önem taşımaktadır. Devletimizin kararlı duruşunu destekliyor; temiz, güvenli ve ahlaki bir dijital gelecek için bu yasakların tavizsiz uygulanmasını bekliyoruz.
Çünkü mesele sadece bir uygulama yasağı değil; mesele, vatanın geleceği olan evlatlarımızı koruma meselesidir!