Röportaj: Cengiz Çetik
Konuk: Suluboya Sanatçısı Erkin Yılmaz
Doğanın renklerinden denizin mavisine, bir ağacın duruşundan yelkenlilerin sessizliğine uzanan bir sanat yolculuğu… Suluboya sanatçısı Erkin Yılmaz ile sanatla tanışmasını, eserlerinin oluşum sürecini, yapay zekâ çağında geleneksel sanatın yerini ve Türkiye’de gerçekleştirmek istediği büyük suluboya festivali hayalini konuştuk.
Cengiz Çetik: Merhaba Erkin Bey. Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Erkin Yılmaz: Merhabalar. Ben suluboya sanatçısı Erkin Yılmaz. Ankara’da ikamet ediyorum. Yirmi altı yıllık kamu hizmetinin ardından emekli oldum. Milli Savunma bünyesinde görev yaptım; albay emeklisiyim.
Görevde olduğum yıllarda da ufak tefek çizimler yapıyordum ancak işim nedeniyle sanata çok fazla zaman ayıramıyordum. Emekli olduktan sonra önce hobi amacıyla karakalem ve yağlı boya kurslarına katıldım. Daha sonra suluboyaya yöneldim ve suluboyayı gerçekten çok sevdim. Bunun üzerine diğer teknikleri bırakarak yalnızca suluboya üzerine çalışmaya başladım. Yaklaşık sekiz yıldır suluboya ile uğraşıyorum.
Çalışmalarımda doğa, gökyüzü, ağaçlar ve özellikle deniz, yelkenliler ve kayıklar bana çok büyük ilham veriyor. Denizdeki huzuru, ağaçlardaki güzelliği ve doğada hissettiğim duyguları suluboya tekniğiyle kâğıda aktarmaya çalışıyorum.
Suluboya zor bir teknik. Tekniğe tam anlamıyla hâkim olmak uzun zaman alıyor. Benim için yaklaşık iki yıllık bir öğrenme süreci geçti. Ondan sonra üretkenlik ve insanın kendi sanatını ortaya koyma süreci başlıyor. Ben de hissettiğim güzel duyguları suluboya aracılığıyla sanatseverlere aktarmaya çalışıyorum.
Sanatın Başlangıcı ve İç Dünya
Cengiz Çetik: Erkin Yılmaz’ın dünyasında renklerle ilk temas ne zaman ve nasıl gerçekleşti? Sizi fırça tutmaya iten ilk dönemleri nasıl hatırlıyorsunuz?
Erkin Yılmaz: Babamın görevi nedeniyle Adana’da doğdum. Babam da askerdi; havacı astsubaydı. Ama memleketimiz Mersin.
Sanırım renklerle gerçek anlamda ilk temasım Mersin’de oldu. Toroslara baktığınızda yeşili görüyorsunuz; önünüze, denize baktığınızda mavinin çok güzel tonlarını… Denizin üzerindeki yelkenliler, kayıklar, balıkçı tekneleri… Bence bana rengi öğreten bunlardı.
İlk renklerle temasımı ortaokul yıllarıma kadar götürebilirim.
Bir Tablo Önce Zihinde Demleniyor
Cengiz Çetik: Bir eserin doğuş aşaması sizin için nasıl işliyor? İlhamın gelmesini mi beklersiniz, yoksa belli bir üretim disiplininiz mi vardır?
Erkin Yılmaz: Doğayı çok seviyorum. Çeşitli vesilelerle doğaya, deniz kenarlarına çıktığımda mutlaka fotoğraf çekerim. Gün doğumu da olabilir, gün batımı da… Çok sayıda fotoğraf çeker ve bunları saklarım.
Daha sonra bunlardan biri dikkatimi çeker. Bu bazen bir ağacın duruşu, bazen denizdeki bir kayık, bazen de bir köprü olabilir. Dikkatimi çeken o görüntüyü kâğıda yansıtmak için içimde bir istek oluşur.
Ama hazırlık süreci önemlidir. Çektiğim fotoğrafı referans olarak kullanırım. “Başka bir obje eklemeli miyim, fotoğraftaki fazlalıklardan birini çıkarmalı mıyım?” diye düşünürüm.
Ben buna “demlenme süreci” diyorum.
Kafamda yeterince demlendikten sonra düşüncemi bir eskize ya da küçük bir karalamaya dönüştürürüm. Ardından esas kâğıda basit bir eskiz yapar ve boyamaya başlarım. Benim üretim sürecim genel olarak böyle işliyor.
Cengiz Çetik: Sanatçılar için her tablonun ayrı bir hikâyesi vardır. Peki bir eserin artık “bittiğine” ve duvara asılmaya hazır olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
Erkin Yılmaz: Her resmin bir odak noktası, bir asıl kahramanı vardır.
O kahramanı tam olarak yansıtabildiğimi hissettiğim anda benim için resim bitmiştir. O zaman imzamı atarım.
Yapay Zekâ Çağında Geleneksel Sanat
Cengiz Çetik: Günümüzde yapay zekânın hızla yükseldiği, görsel kültürün de çok hızlı tüketildiği bir dönemdeyiz. Geleneksel resim sanatının bu dijital çağdaki yeri sizce ne olmalı?
Erkin Yılmaz: Yapay zekâ konusunda benim yaklaşımım biraz eleştirel. Yapay zekâ öğrenme sürecinde internet ortamındaki gerçek sanatçıların eserlerinden ve çalışmalarından yararlanıyor. Daha sonra bu eserlerden birtakım unsurlar kullanarak yeni görüntüler oluşturuyor.
Ben bunu sanatçının emeği açısından doğru bulmuyorum. Çünkü biraz önce konuştuğumuz o hazırlık süreci yok; sanatçının düşünmesi, hissetmesi, eskiz yapması ve eseri adım adım oluşturması gibi bir emek süreci bulunmuyor.
Bu nedenle yapay zekâyla ortaya çıkarılan görüntülerde, geleneksel anlamda bir sanat eserinde aradığım sanatsal değeri göremiyorum. Bana göre gerçek sanatın arkasında insan emeği, duygu ve yaşanmışlık olmalı.
Büyük Hayal: Türkiye’de Uluslararası Bir Suluboya Festivali
Cengiz Çetik: Zihninizde hâlâ hayata geçirmeyi bekleyen, “İşte bu benim hayatımın projesi olur” dediğiniz büyük bir hayaliniz var mı?
Erkin Yılmaz: Suluboya sanatına Türkiye’de yeterince değer verildiğini düşünmüyorum. Oysa Avrupa’da ve Amerika’da çok büyük ilgi görüyor. Büyük ustaların ve binlerce suluboya severin katıldığı festivaller, yarışmalar ve çok güzel etkinlikler düzenleniyor.
Benim hayalim de Türkiye’nin bir yerinde —Ankara, İstanbul, Finike ya da başka bir kentimizde— örneğin İtalya’daki Bologna Suluboya Festivali benzeri büyük bir suluboya festivali gerçekleştirebilmek.
Bunu daha önce araştırdım. Ancak Türkiye’de böyle organizasyonlara kaynak aktarılması konusunda ciddi sıkıntılar bulunduğu için şu anda gerçekleştirilmesi oldukça zor görünüyor.
Yine de bu hayal içimde duruyor.
Uygun bir fırsat çıkarsa elimden geleni yapmak isterim. Finike’de, daha önce Kemer’de ve şimdi Karadeniz’in bazı yerlerinde suluboya festivallerinin yapılmaya başladığını gördükçe seviniyorum.
Ben bunları Anadolu’da yakılan küçük ateşler gibi görüyorum. İnşallah ileride bu küçük ateşler daha büyük alevlere dönüşür.
Gençlere: “Önce Sanatı Hayatınızın Bir Parçası Yapın”
Cengiz Çetik: Son olarak, ellerine yeni fırça alan ve bu yolda yürümek isteyen genç yeteneklere, sanat adaylarına haber sitemiz aracılığıyla ne söylemek istersiniz?
Erkin Yılmaz: Türkiye’de yalnızca resim yaparak geçimini sağlamak ne yazık ki oldukça zor. Bu nedenle gençlere “Her şeyi bırakın, yalnızca resim yapın ve hayatınızı bununla kazanın” demek gerçekçi olmaz.
Bence önce bir meslek sahibi olsunlar. Bunun yanında sanata da yer versinler. Benim yaptığım gibi hobi olarak başlayabilirler. Daha sonra şartlar oluşursa bunu profesyonel sanata dönüştürme şansları olabilir.
Sevdikleri herhangi bir teknikle çalışabilirler. Karakalem, suluboya, akrilik, ebru… Hangisini seviyorlarsa onun peşinden gitsinler.
Önemli olan sanatı yaşatmak.
Sanatı ve sanatçıyı desteklemek gerekiyor. Avrupa’ya baktığımızda sanat etkinliklerinin çok daha güçlü biçimde desteklendiğini görüyoruz. Türkiye’de de bu desteğin artmasını diliyorum.
Cengiz Çetik: Zaman ayırıp bizimle bu güzel söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ediyor, sanat yaşamınızda başarılar diliyoruz.
Erkin Yılmaz: Ben teşekkür ederim. Bu aynı zamanda sizin sanatçıya verdiğiniz değeri de gösteriyor. O nedenle seve seve katıldım.
Cengiz Çetik: Zaman ayırıp bizimle bu güzel söyleşiyi gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ediyor, sanat yaşamınızda başarılar diliyoruz.