Ercenk ailesinin Finike’den sonra önlerine açılan Antalya kapısı, zamanlama olarak dünyada savaş karşıtı gösterilerin yaygınlaştığı bir döneme denk gelir.
Özellikle gençleri siyasallaştıran bu süreç Türkiye’yi de etkisi altına almıştı.
Artık ne dünya eski dünya idi ne de Türkiye…
Sol görüşlü gençlerin gözünde emek en yüce değer olmuştu. Bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist düşünceler bu gençleri “Yurtta barış, dünyada barış” şiarı etrafında topluyordu.
O günlerde kimse kimsenin kökenini sorgulamaz, inancını görmezdi. Çünkü sadece birlikte eşit ve özgür yaşayabilecekleri; adil, demokratik ve hakça bir düzen istiyorlardı.
Bu kuşak, 68 kuşağı idi.
Ercenk ailesinin çocukları Giray, Kubilay ve Tuncay böyle bir kuşağın içine doğmuşlardı. Bu kuşağın ürettiği siyasi hareketlerin dışında kalmaları da mümkün değildi. Çünkü adları ile özdeşleşen kişilik yapıları onlara Antalya siyaseti ile ilgili bir misyon yüklemişti.
Bu misyonun sorumluluğunu omuzlayan Giray Ercenk ve Tuncay Ercenk’in siyasal kimlikleri Antalya’da kendilerine yol haritası çizmeye başlamıştı bile…
Ancak önlerinde aşmaları gereken önemli bir engel vardı: Önce ekonomik özgürlüklerini kazanmaları gerekiyordu.
Tam bu sırada, 12 Mart 1971 tarihinde Demirel hükümetine karşı bir askerî darbe gerçekleştirildi. Bu askerî darbe, gençliğin siyasallaşmasının önünü keserek ülkede tüm siyasi faaliyetleri birkaç yıllığına askıya aldı.
Giray Ercenk bu süreçte kayıt yaptırdığı Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nden dört yıl içinde mezun olup Antalya’da muhasebecilik yapmaya başlamıştı.
Bu dönemin devamında Tuncay Ercenk de Antalya Lisesi’nden mezun olmuş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanmıştı.
Bu süreçte Türkiye siyasi davalara tanık oluyor, siyasi idamlarla çalkalanıyordu.
Böyle bir dönemde Tuncay Ercenk, hukuk fakültesinden mezun olup Antalya’ya döndüğünde, onu binbir güçlükle okutan ailesinin yanına gitmeden önce ilk uğradığı yer CHP İl Başkanlığı olur. Dönemin il başkanına partide çalışmaya hazır olduğunu söyler.
Tuncay Ercenk’in siyaset aşkını ortaya koyan bu anı, aynı zamanda onun Antalya siyaseti için güçlü bir figür olacağını da gösteriyordu.
Daha sonra Antalya Barosu’nda stajını tamamlayıp Antalya’da, siyasetin yanında avukat olarak da çalışmaya başlamıştır artık.
1973 yılından itibaren, darbenin etkisi azalarak siyasetin önündeki engeller bir bir kalkıyordu. O günlerde tekrar toparlanmaya başlayan gençlik; demokrat, sol ve partileşme sürecini tamamlayamamış sosyalistlerin buluştuğu parti olan Cumhuriyet Halk Partisi de yeniden toparlanıyordu.
CHP, kitle partisi olarak gençlerin kendilerini ifade edebildikleri ve çok kolay ulaşabildikleri bir yapıya sahipti.
Ercenk kardeşler de Atatürk’e ve Cumhuriyet ideolojisine bağlılıkları nedeniyle CHP’de yer almışlardı.
Giray Ercenk’in tarih ve kültür araştırmaları, mesleki ve siyasi çalışmalarının yanında hobi olarak devam ediyordu. Doğal olarak çok istese de Antalya tarihi üzerine yoğunlaşamıyordu; çünkü mesleki ve siyasi çalışmalarından zaman bulamıyordu.
Her iki kardeş bir taraftan mesleklerini icra ederken diğer taraftan kendileri için adeta bir siyaset akademisi işlevi gören parti çalışmalarına katılmaktan geri kalmıyorlardı.
Hiç boş durmuyorlar; hangi ilçede bir parti etkinliği varsa orada mutlaka bulunup katkılarını sunuyorlardı.
Giray Ercenk’in hatipliği, Tuncay Ercenk’in enerjisi ve örgütçülüğü parti tabanında inanılmaz bir kabul görüyor, yıldızları hızla parlıyordu.
Ne var ki iki kardeşin parti tabanında sevilmesi, parti içi rekabette pek hoş karşılanan bir durum değildi. Çünkü Türkiye’de siyaset kültürünün oluşmuş değerleri, bir aileden aynı anda iki kişinin bir partide siyaset yapmasını taşıyabilecek toleransa sahip değildi.
CHP’de durum böyleyken ülkede siyasi cinayetler almış başını il il, ilçe ilçe dolaşıyordu.
Bu kaotik dönemin ritüellerine dönüşen cenaze törenlerinde “Kana kan, intikam!” çağrıları yapılıyordu. Bu çağrıların sonucu CHP il yöneticilerinin hedefe konması ve bazı CHP’lilerin katledilmesi oldu.
Toplum ayrıştırılarak öyle bir iklim yaratıldı ki; 1977 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda 34 can hayattan koparıldı.
Türkiye böyle kanlı bir süreçten geçerken CHP Genel Merkezi 1979 kongre dönemini başlattı.
Ölümün gölgesinde siyaset yapmak öyle herkesin cesaret edebileceği bir iş değildi.
İlçe kongreleri tamamlanıp il kongreleri başladığında, Antalya il kongresi için üç aday çıktı: Giray Ercenk, Av. Talat Tuğ ve Av. Gürkut Acar.
Giray Ercenk, Av. Talat Tuğ ile anlaşarak kendi adaylığında bir ittifak oluşturur. Ancak kongreye kısa bir süre kala bu ittifaka çomak sokularak Av. Talat Tuğ’un tek başına adaylığı kesinleştirilir.
Diğer adayların üstü örtülü ittifaklarına rağmen Giray Ercenk kongrede 12 farkla seçimi kaybeder.
Bu sonuç Antalya siyasetinde Ercenk kardeşlerden birinin tasfiyesi, diğerinin ise önünün açılması olarak yorumlandı.
Öyle de oldu. Bu yenilgiden bir süre sonra Giray Ercenk aktif siyaseti soğutmaya alarak Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olduktan sonra Akdeniz Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans programına yoğunlaştı ve 1979 yılında yüksek lisansını tamamladı.
Bu arada 1980 askerî darbesi olmuş, tüm siyasi partiler kapatılmıştı.
Giray Ercenk kongrede yaşadığı ayak oyunları nedeniyle siyasete karşı kırgınlığını küskünlüğe dönüştürmese de darbe, siyasi faaliyetleri bıçakla keser gibi bitirdi.
Bu süreç Giray Ercenk’in çok ilgi duyduğu siyasetle olan güçlü bağını soğuttu ve onu akademisyen olarak Antalya tarihi ve kültürü araştırmalarına yoğunlaşmaya yöneltti.
Antalya siyasetinde Ercenklerin teke düşmesiyle Tuncay Ercenk’in parti kademelerindeki yükselişi de hızlandı.
1988–1991 yılları arasında SHP İl Yönetim Kurulu Üyesi olarak Basın Sözcülüğü görevine geldi.
Bu görevin hemen ardından 1992 yılında Deniz Baykal önderliğinde yeniden açılan CHP’de kurucu İl Sekreteri oldu.
1994 yılında İl Başkanı Özer Açıkalın’ın istifa etmesiyle yönetim kurulunca İl Başkanı seçildi.
1995 yılında CHP–SHP birleşmesinden sonra yapılan ilk CHP kongresinde Gürkut Acar’la yarıştı ve Antalya İl Başkanı seçildi.
Antalya siyasetinde yıllardır kurtlaşmış politik figürlerin arasından sıyrılıp çıkmak ve parti kademelerinde yükselmek sanıldığı kadar kolay değildir.
Tuncay Ercenk’in bu ilerlemesi, tabanda halkla yapılan bir siyasetin sonucudur.
Bunun en güzel örneği; 1999 seçimleri için hâkim önünde yapılan milletvekilliği adaylık ön seçiminde ikinci sıraya gelecek başarıyı göstermesidir.
Tuncay Ercenk’in parti içinde gösterdiği bu başarıyı parti, 1999 seçimlerinde baraj altında kalarak ne yazık ki gösteremedi.
Bu hayal kırıklığı yaratan sonuç Tuncay Ercenk’in garanti milletvekilliğinin önünü kesmiştir.
2002 seçimlerine gelindiğinde milletvekilliği adaylığı için merkez yoklaması kararı alındı. Tek seçici olan Genel Başkan Deniz Baykal’ın Tuncay Ercenk’e seçilebilecek bir sırayı vermesi bazılarınca Antalya’da yadırgandı.
Deniz Bey kararını değiştirmedi. “1999 ön seçiminde ikinci olan Tuncay Ercenk’in hakkını yiyemem” diyerek tepki verdiği sanılıyor. Yaptığı iş aslında bir hakkın iadesi gibiydi…
Bu, Bitlis’ten Finike’ye, oradan da Antalya’ya gelen küçük bir memurun çocuğu olan Tuncay Ercenk’in milletvekilliğine giden mücadelesinin hikâyesi idi…
Giray Ercenk makas değiştirip akademik hayata geçmeseydi Tuncay Ercenk bu noktaya gelebilir miydi?
Bilemiyorum. Ama tarihin akışı iki kardeşe iki farklı yol gösterdi; Antalya’ya güzel işler yapmaları için…
Öyle de oluyor.
Mesut Karakoyunlu-Eğitimci/Yazar