Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Eğitimci/Yazar
Köşe Yazarı
Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Eğitimci/Yazar
 

GİRAY ERCENK'İN LİSEDE OKUYABİLMESİ İÇİN AİLENİN ANTALYA'YA GÖÇÜ

  Bölüm (3) Giray Ercenk, birinci bölümde ifade ettiğim gibi Bitlis’ten Finike’ye atanmış bir PTT memurunun beş çocuğundan en büyüğüdür. Finike’ye geldiklerinde ortaokul üçüncü sınıfta idi. O yıl ortaokulu bitirdi, ancak Finike’de lise yoktu. Lise okuyabilmesi için Antalya’ya gitmek zorundaydı. 60’lı yılların başıydı. Giray ve Kubilay Ercenk, Antalya Lisesi’nde parasız yatılı okuyabilmek için açılan sınava katılmak üzere Armağan isimli küçük bir tekneyle Antalya’ya doğru yola çıktılar. Ancak denizin sertleşmesi nedeniyle Adrasan’dan öteye gidemediler. Bunun üzerine Kemer üzerinden, bazen yaya bazen de buldukları araçlarla Antalya’ya ulaşmaya çalıştılar. Ne var ki sınava yetişemediler. Bunun üzerine baba Tevfik Ercenk, Antalya’da bir ev kiralayıp eşini ve çocuklarını Antalya’ya göçürmeyi düşünmeye başladı. Kendisi Antalya’ya atanıncaya kadar Finike’de kalacaktı. O tarihlerde Antalya’ya iki yoldan gidilebiliyordu. Birincisi; iki günde bir Elmalı ve Korkuteli üzerinden yapılan otobüs yolculuğu… İkincisi ise her on beş günde bir Finike’ye uğrayarak Antalya istikametine giden Tarı Vapuru idi. Ailenin reisi Tevfik Ercenk, bu iki yolculuğun hikâyelerini çevresindeki insanlardan sık sık dinlerdi. Dinlediklerini eve gelip mutlaka aile bireylerine anlatırdı. Bugün olduğu gibi o günlerde Antalya iki saatlik bir yol değildi. Yolculuk, hava şartları elverişli olursa 5-6 saat sürerdi. Sabah deniz seviyesinden yola çıkan yolcu otobüsü, birden yükselen Beydağları’nı aşarak yaklaşık üç saat içinde Avlan Gölü’ne ulaştığında 1100 metre yüksekliğe çıkmış olurdu. Bu nedenle otobüs Elmalı’ya geldiğinde, rampa yorgunluğu nedeniyle yarım saat mola vermek zorunda kalırdı. Moladan sonra yeniden yola çıkan otobüs; ovaları, üzüm bağlarını, dağları, köyleri ve kasabaları aşarak Korkuteli’ne geldiğinde bazen ikindi ezanı okunuyor olurdu. Korkuteli’nden sonra rahatlayan otobüs, rampaların yorgunluğunu atar; devrini yükseltip hızını artırarak Antalya’ya doğru güvenle ilerlerdi. Böylece tehlikeli yollarda yaşanan gerginlik yerini rahat bir yolculuğa bırakırdı. Tarihi sarnıçların sık görüldüğü güzergâha gelindiğinde ise Antalya’ya ulaşmış olmanın rahatlığı tüm yolcuları sarardı. Yol boyunca yol kenarına dizilmiş bu tarihi sarnıçlar, Antalya’ya gelenlere sanki “Hoş geldiniz!” der gibiydi. Giray Ercenk’e kalsa karayolculuğunu tercih ederdi. Çünkü yol boyunca görülecek çok şey vardı. Özellikle Antalya girişindeki su sarnıçları zihnine öylesine kazınmıştı ki, hayatının ilerleyen dönemlerinde bu sarnıçlar bir şekilde karşısına çıkmış; çalışmalarına güç, hayatına yön vermişti. Baba için ise en güvenli ve ekonomik yol deniz yolculuğu idi. Bu nedenle Finike’deki acenteden vapurla ambar üstü yolculuk için altı kişilik bilet almıştı. Tarı Vapuru Finike açıklarına geldiğinde çapasını suya bıraktı. Kaptan siren kolunu çektiğinde denizden karaya yayılan kalın ve güçlü vapur düdüğü sesi, Antalya’ya gidecek yolcular için adeta “hazır olun” mesajı veriyordu. O gün Ercenk ailesi; yatak, yorgan, sepetler, valizler ve eşya paketleriyle Finike Kordonu’nda kendilerini vapura götürecek küçük tekneleri bekliyordu. Giray ve kardeşleri eşyaları telaşla küçük tekneye yüklediler. Tekne açıkta bekleyen Tarı Vapuru’na doğru yola çıktı. Aile merak ve heyecanla vapura çıktığında eşyalarını ambar üstünde boş bir yere taşıdılar. Anneleri açtığı bir şilteyi ambarın üstüne serdi ve çocuklarını etrafına topladı. Vapur, kalkış düdüğünü Finike’ye doğru öttürdüğünde dört saat sürecek yolculuk başlamış oldu. Bir süre sonra Giray Ercenk ve kardeşleri, bazı çocukların koşarak vapurun ön kısmına gittiklerini gördüler. Annelerinden izin alarak onlar da geminin baş tarafına gittiler. Diğer çocuklar geminin yardığı suya bakıyordu. Onlar da heyecanla geminin pruvasından aşağı baktılar. Böyle bir manzarayı hayatlarında ilk kez görüyorlardı. Yunus balıkları vapurla adeta yarışıyordu. Ercenk kardeşler zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar. Vapur Antalya açıklarına vardığında küçük tekneler yolcuları karaya taşımak için açıkta bekliyordu. Ercenk ailesi Antalya’da karaya çıktığında bir fayton kiralayarak kendileri için tutulan eve doğru nal seslerinin eşliğinde yola koyuldular. Evin bulunduğu yere geldiklerinde, onları tek gözlü bir gecekondu karşıladı. Pek hoşlarına gitmese de eve yerleştiler. Giray Ercenk’in Antalya Lisesi’ne kaydı yaptırıldı. Kubilay ortaokula, diğer kardeşlerin ise mahalle ilkokuluna Finike’den kayıtlarının alınması talep edildi. Böylece Giray Ercenk ve kardeşlerinin eğitim hayatı Antalya’da başlamış oldu. Mesut Karakoyunlu
Ekleme Tarihi: 07 Mart 2026 -Cumartesi

GİRAY ERCENK'İN LİSEDE OKUYABİLMESİ İÇİN AİLENİN ANTALYA'YA GÖÇÜ

 

Bölüm (3)

Giray Ercenk, birinci bölümde ifade ettiğim gibi Bitlis’ten Finike’ye atanmış bir PTT memurunun beş çocuğundan en büyüğüdür.

Finike’ye geldiklerinde ortaokul üçüncü sınıfta idi. O yıl ortaokulu bitirdi, ancak Finike’de lise yoktu. Lise okuyabilmesi için Antalya’ya gitmek zorundaydı.
60’lı yılların başıydı.

Giray ve Kubilay Ercenk, Antalya Lisesi’nde parasız yatılı okuyabilmek için açılan sınava katılmak üzere Armağan isimli küçük bir tekneyle Antalya’ya doğru yola çıktılar. Ancak denizin sertleşmesi nedeniyle Adrasan’dan öteye gidemediler. Bunun üzerine Kemer üzerinden, bazen yaya bazen de buldukları araçlarla Antalya’ya ulaşmaya çalıştılar. Ne var ki sınava yetişemediler.

Bunun üzerine baba Tevfik Ercenk, Antalya’da bir ev kiralayıp eşini ve çocuklarını Antalya’ya göçürmeyi düşünmeye başladı. Kendisi Antalya’ya atanıncaya kadar Finike’de kalacaktı.

O tarihlerde Antalya’ya iki yoldan gidilebiliyordu.
Birincisi; iki günde bir Elmalı ve Korkuteli üzerinden yapılan otobüs yolculuğu…
İkincisi ise her on beş günde bir Finike’ye uğrayarak Antalya istikametine giden Tarı Vapuru idi.

Ailenin reisi Tevfik Ercenk, bu iki yolculuğun hikâyelerini çevresindeki insanlardan sık sık dinlerdi. Dinlediklerini eve gelip mutlaka aile bireylerine anlatırdı.

Bugün olduğu gibi o günlerde Antalya iki saatlik bir yol değildi. Yolculuk, hava şartları elverişli olursa 5-6 saat sürerdi.

Sabah deniz seviyesinden yola çıkan yolcu otobüsü, birden yükselen Beydağları’nı aşarak yaklaşık üç saat içinde Avlan Gölü’ne ulaştığında 1100 metre yüksekliğe çıkmış olurdu. Bu nedenle otobüs Elmalı’ya geldiğinde, rampa yorgunluğu nedeniyle yarım saat mola vermek zorunda kalırdı.

Moladan sonra yeniden yola çıkan otobüs; ovaları, üzüm bağlarını, dağları, köyleri ve kasabaları aşarak Korkuteli’ne geldiğinde bazen ikindi ezanı okunuyor olurdu.

Korkuteli’nden sonra rahatlayan otobüs, rampaların yorgunluğunu atar; devrini yükseltip hızını artırarak Antalya’ya doğru güvenle ilerlerdi. Böylece tehlikeli yollarda yaşanan gerginlik yerini rahat bir yolculuğa bırakırdı.

Tarihi sarnıçların sık görüldüğü güzergâha gelindiğinde ise Antalya’ya ulaşmış olmanın rahatlığı tüm yolcuları sarardı. Yol boyunca yol kenarına dizilmiş bu tarihi sarnıçlar, Antalya’ya gelenlere sanki “Hoş geldiniz!” der gibiydi.

Giray Ercenk’e kalsa karayolculuğunu tercih ederdi. Çünkü yol boyunca görülecek çok şey vardı. Özellikle Antalya girişindeki su sarnıçları zihnine öylesine kazınmıştı ki, hayatının ilerleyen dönemlerinde bu sarnıçlar bir şekilde karşısına çıkmış; çalışmalarına güç, hayatına yön vermişti.

Baba için ise en güvenli ve ekonomik yol deniz yolculuğu idi. Bu nedenle Finike’deki acenteden vapurla ambar üstü yolculuk için altı kişilik bilet almıştı.

Tarı Vapuru Finike açıklarına geldiğinde çapasını suya bıraktı. Kaptan siren kolunu çektiğinde denizden karaya yayılan kalın ve güçlü vapur düdüğü sesi, Antalya’ya gidecek yolcular için adeta “hazır olun” mesajı veriyordu.

O gün Ercenk ailesi; yatak, yorgan, sepetler, valizler ve eşya paketleriyle Finike Kordonu’nda kendilerini vapura götürecek küçük tekneleri bekliyordu.

Giray ve kardeşleri eşyaları telaşla küçük tekneye yüklediler. Tekne açıkta bekleyen Tarı Vapuru’na doğru yola çıktı.

Aile merak ve heyecanla vapura çıktığında eşyalarını ambar üstünde boş bir yere taşıdılar. Anneleri açtığı bir şilteyi ambarın üstüne serdi ve çocuklarını etrafına topladı.

Vapur, kalkış düdüğünü Finike’ye doğru öttürdüğünde dört saat sürecek yolculuk başlamış oldu.

Bir süre sonra Giray Ercenk ve kardeşleri, bazı çocukların koşarak vapurun ön kısmına gittiklerini gördüler. Annelerinden izin alarak onlar da geminin baş tarafına gittiler. Diğer çocuklar geminin yardığı suya bakıyordu. Onlar da heyecanla geminin pruvasından aşağı baktılar. Böyle bir manzarayı hayatlarında ilk kez görüyorlardı.

Yunus balıkları vapurla adeta yarışıyordu.

Ercenk kardeşler zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar.

Vapur Antalya açıklarına vardığında küçük tekneler yolcuları karaya taşımak için açıkta bekliyordu.

Ercenk ailesi Antalya’da karaya çıktığında bir fayton kiralayarak kendileri için tutulan eve doğru nal seslerinin eşliğinde yola koyuldular.

Evin bulunduğu yere geldiklerinde, onları tek gözlü bir gecekondu karşıladı.

Pek hoşlarına gitmese de eve yerleştiler.

Giray Ercenk’in Antalya Lisesi’ne kaydı yaptırıldı. Kubilay ortaokula, diğer kardeşlerin ise mahalle ilkokuluna Finike’den kayıtlarının alınması talep edildi.

Böylece Giray Ercenk ve kardeşlerinin eğitim hayatı Antalya’da başlamış oldu.

Mesut Karakoyunlu

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift bets10.buzz taraftarium24 taraftarium24 islami chat islami sohbetler