Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Eğitimci/Yazar
Köşe Yazarı
Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Eğitimci/Yazar
 

ORTADOĞU VE BALKANLAR TECRÜBESİ (1)

Bugün Ortadoğu coğrafyasında halklara zulmü ve yoksulluğu yaşatan; travmatik ve dramatik olaylar ile bu olayları provoke eden emperyal çözümler, bölgeye huzur getirmediği gibi ölüm, kan ve gözyaşından öteye geçememiştir. Sevr’le Osmanlı’ya dayatılan bu yaklaşımı Lozan’la yırtan Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı’nda manda ve himayeyi reddetmiş; kuruluşunu da tam bağımsızlık temeli üzerine inşa etmiş bir anlayışın ürünüdür. Bu modelin Ortadoğu’ya “kötü örnek” olacağını gören, başta ABD olmak üzere emperyal ülkeler, Türkiye Cumhuriyeti’ni küçük ve zayıf düşürmek için isyanlara destek olmuş; bazı kesimleri de süreç içerisinde kendi çıkarlarının askeri hâline getirmiştir. Bu arada amaçlarına emperyal himaye ve destekle ulaşacaklarını sananlar hayal kırıklığı yaşamış, hâlâ kendi öz güçleriyle ve çağın değerleriyle örtüşen bir mücadele yöntemi geliştiremedikleri için güçlü devletlerin kayığına binmeye devam etmişlerdir. Bu güçlerin yardımıyla devlet devşirmeye çalışmaktadırlar. Mustafa Kemal, böyle bir yanılgıya düşmediği için kurulan Cumhuriyet; her türlü baskı ve tehdide rağmen yüz yıldır ayakta kalmayı ve direnmeye devam etmektedir. Devlet yönetiminde ise köken, din ve inanç körü olan Cumhuriyet; milleti oluşturan halkları yurttaşlık bağıyla bütünleştirmiş, karar ve yetki süreçlerinde farklılıkların menfaatlerini değil, milletin—yani tüm grupların—ortak çıkarlarını esas alan bir siyasal yol izlemiştir. Osmanlı’nın kulluk üzerine inşa ettiği devlet yapısı modelinin bir üst aşaması olan ulus-devlet modeli; Ortadoğu ülkeleriyle kıyaslandığında, beğenelim ya da beğenmeyelim, tüm sıkıntılara ve emperyal müdahalelere rağmen savaş ve çatışmaların dışında kalarak bölgede huzuru ve barışı gücü yettiğince korumaya çalışmıştır. Ortadoğu ülkeleri ise aşiret, köken, din ve inanç farklılıklarının bir rekabet alanına dönüşmesi sonucu bölünmüşlüğün hâkim olduğu; sürekli savaşlara sahne olan, ölüm, kan ve gözyaşıyla yaşamaya çalışanların coğrafyası hâline gelmiştir. Bu kaotik çözümsüzlüğün yarattığı ortamı düzeltmek iddiasıyla, özellikle ABD emperyalizminin Ortadoğu’da dayattığı yönetim anlayışı; farklı köken, dil, din ve inançların temsil edildiği bir idari yapı önermektedir. Ancak demokratik temsiliyetin olmadığı feodal toplumlarda bu idari yöntem çözüm üretmediği gibi, bölgesel kaosa hizmet etmektedir. ABD emperyalizminin önerdiği ve Irak’ta uygulamaya koyduğu bu yapıda, birbirinden farklı çıkar ve tercihlerin çatışmasının yarattığı kargaşa; yağma, talan ve geleceğe dair belirsizlik üretmiş, bazı kesimleri Saddam’ı arar hâle getirmiştir. Yüz yıllık Atatürk tecrübesini bu çözümsüz denklemin dışında tutmak isteyen ABD, yarattığı kaotik ortamın içine; Ortadoğu’yu Osmanlı bakiyesi olarak gören tezlere sahip olanları sokmaya çalışmaktadır. Bu nedenle bugün revize edilmiş Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığına Türkiye dâhil edilmiştir. Çünkü bugün Türkiye’de iktidara sahip olan ve Yeni Osmanlıcılık teziyle yanıp tutuşan bazı kesimler; eşit yurttaşlık esasına dayalı, demokrasiye açık millet yönetimi modeli yerine; Türk, Kürt ve Arap kökenlilerin oluşturduğu, teokratik bir ümmet-millet hayalini yaşama geçirmeyi hedeflemektedir. Bugün Suriye için dayatılan model de bundan farklı değildir. Bu nedenle bir araya gelmeden ayrışan ve çatışan bir Suriye gerçeğiyle karşı karşıyayız. ABD’nin perde arkasında değil, herkesin gözü önünde kurmaya çalıştığı Suriye devlet modeli; coğrafyada yaşayan halkların çıkarına değil, emperyal çıkarlara hizmet edecek şekilde dizayn edilmektedir. Tarihte bunun aksi olmamıştır; bundan sonra da olması mümkün görünmemektedir. Çünkü güçlü devletler, işbirliği yapıyorum diyerek kullandıklarını çıkarlarına hizmet ettikleri sürece korur; çıkarları bittiğinde ise onları düşmanlaştırıp başka “kullanışlı” kesimlere devrederek tasfiye eder. Bugün hâlâ bir güçlü devletin desteğiyle ayakta kalmayı ve devlet kurmayı hayal edenler; yakın tarihte aynı hayalle güçlü devletlerin himayesini isteyip başarısız olanları bayraklaştırmaktadır. Bunu anlamak mümkün değildir. Ortadoğu coğrafyasında bu oyuna gelmeyen tek lider Mustafa Kemal Atatürk, tek ülke ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur—son yıllarda yaşanan sorunlara ve idari zafiyetlere rağmen. Türkiye’nin Ortadoğululaşmaması için; ayrılıkçı ve ötekileştirici sorunları aşmak adına demokrasiyi güçlendirmek mi gerekmektedir?   Mesut Karakoyunlu-Yazar/E.Eğtimci   Not: Bu yazı, akademik bir çalışma değil, sıradan bir yurttaş olarak sadece düşüncelerimi içeren bir deneme yazısıdır. Bu yazının ikinci Bölümü Balkanlarda yaşanan Ortadoğu benzeri travmaları ve acıları kıyaslama için anlatacağım.
Ekleme Tarihi: 08 Şubat 2026 -Pazar

ORTADOĞU VE BALKANLAR TECRÜBESİ (1)

Bugün Ortadoğu coğrafyasında halklara zulmü ve yoksulluğu yaşatan; travmatik ve dramatik olaylar ile bu olayları provoke eden emperyal çözümler, bölgeye huzur getirmediği gibi ölüm, kan ve gözyaşından öteye geçememiştir.

Sevr’le Osmanlı’ya dayatılan bu yaklaşımı Lozan’la yırtan Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı’nda manda ve himayeyi reddetmiş; kuruluşunu da tam bağımsızlık temeli üzerine inşa etmiş bir anlayışın ürünüdür.

Bu modelin Ortadoğu’ya “kötü örnek” olacağını gören, başta ABD olmak üzere emperyal ülkeler, Türkiye Cumhuriyeti’ni küçük ve zayıf düşürmek için isyanlara destek olmuş; bazı kesimleri de süreç içerisinde kendi çıkarlarının askeri hâline getirmiştir.

Bu arada amaçlarına emperyal himaye ve destekle ulaşacaklarını sananlar hayal kırıklığı yaşamış, hâlâ kendi öz güçleriyle ve çağın değerleriyle örtüşen bir mücadele yöntemi geliştiremedikleri için güçlü devletlerin kayığına binmeye devam etmişlerdir. Bu güçlerin yardımıyla devlet devşirmeye çalışmaktadırlar.

Mustafa Kemal, böyle bir yanılgıya düşmediği için kurulan Cumhuriyet; her türlü baskı ve tehdide rağmen yüz yıldır ayakta kalmayı ve direnmeye devam etmektedir.

Devlet yönetiminde ise köken, din ve inanç körü olan Cumhuriyet; milleti oluşturan halkları yurttaşlık bağıyla bütünleştirmiş, karar ve yetki süreçlerinde farklılıkların menfaatlerini değil, milletin—yani tüm grupların—ortak çıkarlarını esas alan bir siyasal yol izlemiştir.

Osmanlı’nın kulluk üzerine inşa ettiği devlet yapısı modelinin bir üst aşaması olan ulus-devlet modeli; Ortadoğu ülkeleriyle kıyaslandığında, beğenelim ya da beğenmeyelim, tüm sıkıntılara ve emperyal müdahalelere rağmen savaş ve çatışmaların dışında kalarak bölgede huzuru ve barışı gücü yettiğince korumaya çalışmıştır.

Ortadoğu ülkeleri ise aşiret, köken, din ve inanç farklılıklarının bir rekabet alanına dönüşmesi sonucu bölünmüşlüğün hâkim olduğu; sürekli savaşlara sahne olan, ölüm, kan ve gözyaşıyla yaşamaya çalışanların coğrafyası hâline gelmiştir.

Bu kaotik çözümsüzlüğün yarattığı ortamı düzeltmek iddiasıyla, özellikle ABD emperyalizminin Ortadoğu’da dayattığı yönetim anlayışı; farklı köken, dil, din ve inançların temsil edildiği bir idari yapı önermektedir. Ancak demokratik temsiliyetin olmadığı feodal toplumlarda bu idari yöntem çözüm üretmediği gibi, bölgesel kaosa hizmet etmektedir.

ABD emperyalizminin önerdiği ve Irak’ta uygulamaya koyduğu bu yapıda, birbirinden farklı çıkar ve tercihlerin çatışmasının yarattığı kargaşa; yağma, talan ve geleceğe dair belirsizlik üretmiş, bazı kesimleri Saddam’ı arar hâle getirmiştir.

Yüz yıllık Atatürk tecrübesini bu çözümsüz denklemin dışında tutmak isteyen ABD, yarattığı kaotik ortamın içine; Ortadoğu’yu Osmanlı bakiyesi olarak gören tezlere sahip olanları sokmaya çalışmaktadır. Bu nedenle bugün revize edilmiş Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığına Türkiye dâhil edilmiştir.

Çünkü bugün Türkiye’de iktidara sahip olan ve Yeni Osmanlıcılık teziyle yanıp tutuşan bazı kesimler; eşit yurttaşlık esasına dayalı, demokrasiye açık millet yönetimi modeli yerine; Türk, Kürt ve Arap kökenlilerin oluşturduğu, teokratik bir ümmet-millet hayalini yaşama geçirmeyi hedeflemektedir.

Bugün Suriye için dayatılan model de bundan farklı değildir. Bu nedenle bir araya gelmeden ayrışan ve çatışan bir Suriye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

ABD’nin perde arkasında değil, herkesin gözü önünde kurmaya çalıştığı Suriye devlet modeli; coğrafyada yaşayan halkların çıkarına değil, emperyal çıkarlara hizmet edecek şekilde dizayn edilmektedir. Tarihte bunun aksi olmamıştır; bundan sonra da olması mümkün görünmemektedir. Çünkü güçlü devletler, işbirliği yapıyorum diyerek kullandıklarını çıkarlarına hizmet ettikleri sürece korur; çıkarları bittiğinde ise onları düşmanlaştırıp başka “kullanışlı” kesimlere devrederek tasfiye eder.

Bugün hâlâ bir güçlü devletin desteğiyle ayakta kalmayı ve devlet kurmayı hayal edenler; yakın tarihte aynı hayalle güçlü devletlerin himayesini isteyip başarısız olanları bayraklaştırmaktadır. Bunu anlamak mümkün değildir.

Ortadoğu coğrafyasında bu oyuna gelmeyen tek lider Mustafa Kemal Atatürk, tek ülke ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmuştur—son yıllarda yaşanan sorunlara ve idari zafiyetlere rağmen.

Türkiye’nin Ortadoğululaşmaması için; ayrılıkçı ve ötekileştirici sorunları aşmak adına demokrasiyi güçlendirmek mi gerekmektedir?

 

Mesut Karakoyunlu-Yazar/E.Eğtimci
 
Not: Bu yazı, akademik bir çalışma değil, sıradan bir yurttaş olarak sadece düşüncelerimi içeren bir deneme yazısıdır.
Bu yazının ikinci Bölümü Balkanlarda yaşanan Ortadoğu benzeri travmaları ve acıları kıyaslama için anlatacağım.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift islami chat islami sohbetler