Günümüzde şiddet, sadece bireysel bir öfke patlaması değil, Türkiye’de ve dünyada konjonktürel olarak tırmanışa geçen küresel bir kriz haline geldi. Haber bültenlerini açtığımızda karşımıza çıkan manzara hep aynı: Artan kadın cinayetleri, okullara kadar sızan akran zorbalığı ve aile birliğini temelinden sarsan şiddet vakaları. Şiddet, durdurulamadığı noktada uyuşturucu, taciz ve tecavüz gibi daha karanlık suçlara evrilen yıkıcı bir sürecin ilk basamağını oluşturuyor.
Şiddetin Çok Boyutlu Yüzü
Şiddet denilince akla ilk gelen fiziksel darp olsa da, aslında toplumun her damarına sızan farklı türlerle karşı karşıyayız. Bugün sadece fiziksel değil; psikolojik, ekonomik, cinsel, sözlü, iş yeri ve flört şiddeti gibi kavramlar hayatımızı kuşatmış durumda. Özellikle sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve toplumsal şiddet olayları, bir arada yaşama kültürümüzü ciddi şekilde zedeliyor.
Hukuki boyutta ise şiddetin kapsamı oldukça geniştir:
-
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve iş hürriyetinin ihlali,
-
Özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal,
-
İnanç ve düşünce özgürlüğünü engelleme,
-
Kişisel verilerin hukuka aykırı yayılması.
Aile İçi Şiddet ve Hukuki Sonuçlar
Ataerkil yapı ve fiziksel güç orantısızlığı, evliliklerde mağduriyetin odağına çoğunlukla kadınları koymaktadır. Ancak bilinmelidir ki; fiziksel şiddet bir boşanma davasında en ağır kusur sebebidir. Yargıtay ilamları da bu durumu net bir şekilde desteklemekte, şiddet uygulayan tarafın hukuki olarak bedel ödemesini öngörmektedir.
Şiddet Gören Kadın Ne Yapmalı? Sessiz kalmak, şiddetin dozunun artmasına davetiye çıkarmaktır. Herhangi bir şiddet türüne maruz kalan bireyler vakit kaybetmeden; Polis, Jandarma, Cumhuriyet Başsavcılıkları, ALO 183 hattı, Valilikler veya Kadın Sivil Toplum Kuruluşlarına başvurmalıdır. Unutmayın, erken alınan koruma tedbirleri hayat kurtarır.
Ceza Kanunu Ne Diyor?
Türk Ceza Kanunu, aile içi şiddeti basit bir yaralama olarak görmez. Eşe karşı işlenen; kasten öldürme, yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel saldırı gibi suçlar, ceza oranını artıran "nitelikli hal" olarak kabul edilir. Adalet, bu suçların karşılığında en ağır yaptırımları uygulamakla mükelleftir.
Tek Çıkış Yolu: Eğitim ve Ahlak
Peki, yasalar ve cezalar tek başına yeterli mi? Ne yazık ki hayır. Şiddetin en büyük tetikleyicilerinden biri olan boşanma süreçlerinin yarattığı travmalar, özellikle erkekler ve çocuklar üzerinde derin izler bırakıyor.
Bu sarmaldan kurtulmanın ilk ve tek gerçek yolu; ailede başlayan eğitim ve sağlam ahlak kurallarıdır. Şiddeti bir çözüm yöntemi olarak gören zihniyeti ancak çocuk yaştan itibaren verilen "insana saygı" eğitimiyle değiştirebiliriz. Hayatın her alanına nüfuz edecek bütüncül bir sistem kurmadıkça, sadece sonuçları konuşmaya devam ederiz.
Oysa ihtiyacımız olan şey, şiddet yaşanmadan önce onu engelleyecek bir toplumsal bilinç inşasıdır.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI