"Nedir Cumhuriyet?" sorusu, üzerine en çok düşünülmesi, en derin hislerle cevaplanması gereken meselelerin başında gelir. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil, adını koyamadığımız pek çok hakkın, adaletin ve yeniden doğuşun ta kendisidir.
Cumhuriyet; 43 yaşındaki bir kadını elinin hamurunu silip yeniden üniversite sıralarına buyur eden sistemin adıdır. "Türk kadını yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükseltilmeye layıktır" diyen o devrimci iradenin ta kendisidir. Onursuz bir yaşama "hayır" diyerek bedeli kanla ödenen, tarihin en onurlu mücadelesinin göz nurudur. İnsana kul değil, insan gibi değer veren bir medeniyet projesidir.
Ne acıdır ki, çoğu zaman sahip olduklarımızın kıymetini ancak onları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızda anlıyoruz. Kanla, irfanla kazanılan bu büyük miras; dahili ve harici bedhahların elinde örselenirken yeterince ses çıkaramadık. "Ben bu eseri kurdum, sizler muhafaza edip ileriye taşıyacaksınız" vasiyetini omuzlarımızda yeterince güçlü taşıyamadık.
Hakkın ödenmez Atam! Bugün bu emaneti hak ettiği yerde tutamayışımızın utancını derinden hissediyoruz. Fakat bil ki; er ya da geç o hayalini kurduğun muasır medeniyetler seviyesine gelecektir bu ülke. Ne acıdır ki, komşudan gelen bir tabak yemeğe minnet duyan bu necip millet, sana o teşekkürü borç bilmekte gecikti; kıymetini tam manasıyla idrak edemedi.
Hayatta iki öyle metin vardır ki, hangisinin diğerinden daha kıymetli olduğuna karar vermek imkansızdır: Biri, "Hakkıdır, hakka tapan milletimin istiklal" diyen İstiklal Marşımız; diğeri ise "Ey Türk gençliği, birinci vazifen..." diyerek istikbalimizi gençliğin iradesine emanet eden o sarsılmaz hitabın.
Ben bu hayatta Cumhuriyetten daha büyük, daha kıymetli bir hediye bilmiyorum. Minnetle, bin defa teşekkür ederim. Cennette ağırlanası canım Atam, iyi ki vardın, iyi ki bu bu topraklara adını yazdın.