
Şu hoyrat çağda yüreğimize bir tutam şiir değse acaba bir nebze daha "insan" olur muyuz?
Sevdiğine hasretinden prangalar eskiten, "kaburgamın altın parçası diyen" Ahmed Arif değse yüreğimize...
Şu dünyanın ıssızlığını yüreğinin kökünde hissedip "Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı" diyen Yaşar Kemal düşse yüreğimize...
Yâr deyince kalemi elinden düşüren, aşkı uğruna lambadaki alevi üşüten Abdurrahim Karakoç değse mesela.
"Gidersen bu şehir yıkılır" diyen Ahmet Telli değse yüreğimize...
"Ancak sen merhem olursun yarama, kaşlarının arasına kurbanım" diyen Neşet Ertaş değse kalbimize...
Neşet Usta'sına "Sesin kubbemizde yankılanacak döndükçe kahpe devran" diye seslenen Bilge Tokel değse...
Mecnun'un aşkı olmasa Leyla'daki güzelliğin on para etmeyeceğini bildiren Âşık Veysel değse...
"Yüreğim o gülü büyütmezse ışıyamaz" diyen Şükrü Erbaş değse...
"Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey" diyen Zülfü Livaneli değse...
"Benim dinim sevgidir" diyen Mahzuni Şerif değse vicdanlarımıza ve "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim" diyen Nâzım Hikmet değse...