Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Öğretmen
Köşe Yazarı
Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Öğretmen
 

YÖRÜK HOCA

Dedelerimi hiç görmedim. Birisi, Arnavut Bektaşi, Toska, Rumeli muhaciri, Balkanlardan meyve tarımını Antalya Değirmenönü'ne taşıyan Ovalı bir ailenin çocuğu... Diğeri, Adana'dan Aydın'a oradan da Teke bölgesine kadar Torosları kendisine mekan yapmış Karakoyunlu yörüğü, göçer, yani Dağlı bir ailenen çocuğu... Bu yazıda, çocuk yaşta, yaşadığı düzene baş kaldırıp, mücadelesi ve direnişiyle yerleşik düzene geçerek mektepli olan Dağlı dedemin hikayesini anlatmak istiyorum. Kişiliği hakkında duyumla bildiklerim; inatçı, ısrarcı, tuttuğunu koparan bir insan olması ve de kendisine yüklenen, kaderi göçerlik geleneğin kalıplarını kıracak kadar farklı bir yapıda olması... Katı kişiliğinin oluşmasındaki Dağlılığın yanınında, dağlılığa başkaldıran farklılığını, Aydın/Efeler mezrasında göçerlik yaparken Efeler Sıbyan Mektebi'ne gitmesine bağlıyorum. Çünkü aşiretin ilk mekteplisi olma şansını yakalamış; Orada aldığı, kişiliğini şekilleyen eğitim, hem dini konularda hem de okuma yazma becerisine sahip farklı bir kimlik kazandırmış dedem'e çocuk yaşta... Anlattıklarım; anlatılanlardan ve okuduğu medrese, imamlık yaptığı cami ve esnaflık yaptığı çarşı ve dükkanın hâlâ işlevsel değişime rağmen varlığının sürmesinin bende yarattığı merakla ilgili... Elmalı'da Ahşap tarım araçları imalatıyla uğraşır, aynı zamanda Ketenci Ömer Paşa Camii'nde yedek imamlık yaparmış. Dedem, bu duruma nasıl gelmiş diye araştırınca karşıma, hayatta var olmanın tesadüf olmadığı ve mutlaka bir nedene dayandığını anlatan bir hikâye çıktı. 1865 yılında dünyaya gelen dedemin doğum yeri, sürekli göç ettikleri için.. kayıtlarda, Karakoyunlu Aşireti olarak geçiyor. Adana Toroslarından Aydın kırsalına geldiklerinde 8 yaşlarında olan dedem, yurt kurdukları mezranın hemen yakınında dediysem de birkaç tepe ve dere aşılarak ulaşılabilinen Efeler Sıbyan mektebiyle, bir pazar alışverişine gittiklerinde tanışır. Annesini teşvikiyle üç yıl sıbyan mektebine gönderilir. Yaşanan bazı olaylar nedeniyle oba halkı, Aydın bölgesini terk ederek Teke bölgesine göçerler. Alakır Vadisini ve Akçaalan bölgesini kışlak için yurt yapan oba halkı, yaz aylarında da kademeli olarak Beydağları yaylaklarında keçi ve koyun sürülerini otlatırlar. Hayvanlardan elde ettikleri peynir, çökelek, yağ gibi süt ürünlerin Elmalı pazarına götürüp, orada satarlar. İhtiyaçlarını pazardan alır, akşama kalmadan Avlan gölü üzerinde yaylalarına geri dönerler. Elmalı'ya gidiş gelişlerde henüz 14 yaşında olan dedemi de yüklerini taşıyan binek hayvanlarına ve yük taşıyan eşeklere göz kulak olması için yanlarında götürürler. Dedem, bir gün, hayvanları bağladıkları yerin yakınında bulunan Ömer Paşa Camii'nin şadırvavında su içerken gözü, oradaki medreseye takılır. Medreseye gider, etrafında dolaşır, birkaç talebe ile görüşür, bir yetkili ile tanışır. Ona, kendisinin medresede okumak istediğini söyler... Yetkili hoca, "Babanla gel, velin izin verirse, durumun mektebin kabul şartlarına uyarasa seni bu medreseye kayıt ederim, başka türlü mümkün değil" der. Medrese ve kayıtla ilgili bilgiyi aldıktan sonra, ani gelişen bu durum karşısında ne yapacağını bilmez halde hayvanların bağlı olduğu yere doğru giderken bu iş nasıl olcak diye düşünmeye başlar. Çünkü, sorumlu olduğu bir keçi sürüsü vardır, sürünün yayılması, otlatılması onun sorumluluğundadır. Obada böyle bir görevi olan dedemi, babası okuması için Elmalı'ya gönderir mi? Bu düşüncelerle hayvanların yanına gelir. O gün pazar işi biter bitmez, pazara gelenler aldıklarını eşeklere yüklerler, hayvanlarına binerler, yaylalarına doğru yola çıkarlar. Dedemin o gece gözüne uyku girmez, ne edip, nasıl edip medrese hayalini gerçekleştirecektir, onu düşünür. Kısa bir süre içinde, önüne geçilmez bir tutkuya dönüşen medresede okuma isteğini bir kaç gün sonra babasına açar, Elmalı'da ÖmerPaşa Camii Medrese'sinde okumak istediğini söyler. Babası, hemen, "Olmaz!" diye kestirip atmaz. Ama neden olmaz, ikna etmeye çalışır. -Bak oğlum, yörük içinde tek mektep okuyan sensin. Efeler'de iken yaşın küçüktü, obada, ayak işleri dışında ciddi bir sorumluluğun yoktu, sıbyan mektebine gittin. Bu nedenle Okuman yazman var. Bir göçer için bu bile çok fazla... Yaşın 15, gücün kuvvetin yerinde, gütmekle sorumlu olduğun bir keçi sürüsü her gün seni bekliyor. Zaten kardeşlerinin yeterince işleri var. Medreseye giderek, onların sırtına kendi görevini yıkmak, hem obaya hem kardeşlerine haksızlık olur. Sen medreseyi unut. Artık senin mektebin dağlar. Sen dağların talebesisin, öğrenecek daha çok şeyin var. Babasının bu ikna çabası bir işe yaramaz. Okuma isteğini ısrarla sürdüren dedeme, babası kızgın bir şekilde "Artık medrese lafını duymak istemiyorum. Haydi!. Hayvanlar dağılıyor, toparla, bir an önce yayılıma götür, onlar ne kadar doyarlarsa biz de o kadar doyarız." der. Dedem çaresiz keçileri toparlayıp, önüne katıp, bol yapraklı çalılıklara götürür. Keçiler yayılırken, oturduğu Kaya'nın üzerinde, bu sorunu nasıl aşarım diye düşünmeye başlar. Aklına, sevdiklerine verilmeyince, çözümü sevdiğine kaçan obanın genç kızları gelir. Beyninde bir şimşek çakar; "Ben de Medrese için Elmalı'ya kaçarım." der. Bu kararı obada kimseye söylemez. Bir plan yapar. Akşamdan, bir çıkına birkaç kıyafet, biraz da iki üç gün kendisini idare edecek azık koyar. Ertesi gün, kardeşleriyle birlikte sürüleri yayılıma çıkardıklarında, çadırlardan epey uzaklaşınca, kendisini çok seven küçük kardeşine; -Durmuş, ben Elmalı'ya medresede okumak için gidiyorum. Benim sürüyü de idare et, kimseye söyleme, akşam keçileri ağıla kattıktan sonra bu kararımı babama söylersin. O zamana kadar ben Elmalı'ya varır, medreseye kaydımı yaptırmış olurum, der. Kardeşi bu beklenmedik durum karşısında ne söyleyeceğini bilemez sadece başıyla söylenenleri onaylar. Hazırladığı çıkını omuzuna atan dedem, sırtında yamalı bir gömlek, gömleğin üstünde bir yelek, kıçında bir şalvar ayağında çarık, koşar adımlarla kısa sürede Çamkuyularını aşarak Elmalı'ya doğru ilerler. İkindi namazından sonra medreseye ulaşır. Daha önce tanıştığı medrese ilgilisi hocayı bulur, medreseye kayıt olmak için yüksek dağları aşarak geldiğini söyler. İlgili, baban neden yok diye sorar. O da, - Babam medresede okumamı istemiyor. "Sen göçer bir ailenin oğlusun; senin okulun medrese değil yurt edindiğimiz dağlar. Bu nedenle kesinlikle okumayı aklından sil." dedi. Ben buraya obamızdan kaçarak geldim, geri dönemem.. mutlaka burada okumam gerekir. Çünkü dağlarda göçer olarak yaşamak istemiyorum. Okuyup, Elmalı'da çalışmak istiyorum. Medrese yöneticisi hoca, bu talep karşısında, velin olmadan kayıt yapamam diyerek kapıyı yüzüne kapatır. Dağlı inadı tutan dedem, "Göreceksiniz, ben bu medresede okuyacağım" diye bağırarak çevredeki insanların dikkatini çeker. Medresenin kapısında oturma eylemi başlatır. Üç gün üç gece kapıdan ayrılmaz, orada yer içer, orada yatar, inatla direnişini sürdürür. Elmalı esnafı arasında, okumak isteyen ama medreseye alınmayan bir yörükoğlunun direnişi konuşulmaya başlanır. Yönetici, çevre esnafının da baskısıyla kapı önünde eylemini sürdüren dedem'e yaklaşır, "Yörükoğlu, medreseye kaydını yapacağım ama seni imtihana tabi tutacağım, başarırsan öyle..." der. Dedem"Tamam" der ve ekler, "Başaramazsam kaderime küser dağa dönerim, başarırsam, babanı getir demiyeceksiniz, kaydımı yapacaksınız. söz mü? diye sorar. Yönetici, dağdan gelmiş bir Yörükoğlu, ne biliyor ki.. sorduğumuz soruları cevaplayabilsin diye düşünmüş olacak ki oraya toplanmış esnafların önünde ve yüksek sesle, "Söz be Yörükoğlu!" der. Bunun üzerine çevredekilerden bir alkış Kopar. Böyle bir moral motivasyonla dedem imtihan odasına alınır. Yönetici, imtihan komisyonuna Ömer Paşa Cami imamını ve Elmalı Esnaf ve zenaakarlar Loncası'nda bir temsilcisi çağırır. İmtihan başlar. İlk önce dini bilgilerle ilgili sorular sorulur. Dedem hepsinin cevabını verir, heyet birbirinin yüzüne bakar, "Olabilir, aileden öğrenmiştir" diyerek okuma yazma derslerinden imtihan devam eder. Medresede okutulan bir kitaptan bir metin verirler, okumasını isterler. Okuma parçasının hepsini hecelemeden okur. Ardından imamın okuduğu bir duayı yazmasını isterler, duyduklarını hatasız bir şekilde kağıda yazar. İmtihan heyeti, dağdan çarıkla gelmiş bir çocuk nasıl olur da medresede okuyabilecek bir altyapıya sahip olabilir şaşkınlığı içindedir. Lonca temsilcisi esnaf, dedem'e, " Sen bunları nereden öğrendin" diye sorar. Dedem, Efeler Sıbyan Mektebi hikâyesini anlatır. Medrese yöneticisini sıkıntılı bir düşünce alır. Planı dedemin imtihanda gösterdiği yetkinlik karşısında çökmüştür. Verdiği sözü yerine getirmek zorunda.. ama nasıl? Medresenin kabul kurallarını çiğnemeden bu kaydı yapabilmenin yeni bir yolunu bulmayı düşünürken imdadına Lonca temsilcisi esnafın bulduğu bir fikir yetişir. Esnaf Loncası, çarşı esnafları yanında çalışan çırakların dini bilgilerini arttırmak için onları medreseye gönderiyor. Bu yolun dedem için de uygulanabileceğini söyleyen temsilci, dedemin bir esnafın yanına çırak olarak yerleştirilip, Lonca himayesinde medreseye kayıt yaptırılabileceği fikrini söyler. Bu fikre olur veren medrese yönetisi, "Yörükoğlu, sen kazandın, kaydın Elmalı Esnaf ve Zenaatkar Loncasının sorumluluğunda gerçekleşiyor." der. Böylece dedem, atölyesi medresenin kapısı ile karşı karşıya olan ahşaptan yaba, saban, dirgen ve düven gibi tarım aletleri üreten bir ustanın yanına çırak olarak verilir. Ve de dedemin, Loncanın medrese ile işbirliği kapsamında, mektebe yatılı olarak kaydı yapılır, okul bittikten sonra esnaflığın yanında Ömer Paşa Camisine yedek imam olarak çalışmak koşuluyla... İki hafta sonra pazar için Elmalı'ya gelen babası, dedemi okuldan almak ister. Ama karşısına Lonca idaresi çıkar. Loncanın, çocuğun bizim himayemizde, hem zenaatkar olacak hem imam, daha ne istiyorsun demesiyle babası ikna olan dedem rahatlar. Artık ailesi ile olan kırgınlık ortadan kalkmıştır, mektebi ve çıraklığı huzurlu bir şekilde sürdürür. Beş yılın sonunda, önce kalfalık bir süre sonra ustalık belgesi Lonca tarafından, bir törenle onaylanan dedem, medreseye bakan çarşı girişinde tarım araçları üreten bir ahşap el zenaatları dükkanı açarak esnaflığa başlar. Bu arada görev verildikçe Ömer Paşa Camii'nde imamlık yapar. Böylece medresede Yörükoğlu olarak anılan dedem camide Yörük Hoca namıyla Elmalı'da tanınır hale gelir. Mesut Karakoyunlu
Ekleme Tarihi: 16 Aralık 2023 - Cumartesi

YÖRÜK HOCA

Dedelerimi hiç görmedim.
Birisi, Arnavut Bektaşi, Toska, Rumeli muhaciri, Balkanlardan meyve tarımını Antalya Değirmenönü'ne taşıyan Ovalı bir ailenin çocuğu...
Diğeri, Adana'dan Aydın'a oradan da Teke bölgesine kadar Torosları kendisine mekan yapmış Karakoyunlu yörüğü, göçer, yani Dağlı bir ailenen çocuğu...
Bu yazıda, çocuk yaşta, yaşadığı düzene baş kaldırıp, mücadelesi ve direnişiyle yerleşik düzene geçerek mektepli olan Dağlı dedemin hikayesini anlatmak istiyorum.
Kişiliği hakkında duyumla bildiklerim; inatçı, ısrarcı, tuttuğunu koparan bir insan olması ve de kendisine yüklenen, kaderi göçerlik geleneğin kalıplarını kıracak kadar farklı bir yapıda olması...
Katı kişiliğinin oluşmasındaki Dağlılığın yanınında, dağlılığa başkaldıran farklılığını, Aydın/Efeler mezrasında göçerlik yaparken Efeler Sıbyan Mektebi'ne gitmesine bağlıyorum.
Çünkü aşiretin ilk mekteplisi olma şansını yakalamış;
Orada aldığı, kişiliğini şekilleyen eğitim, hem dini konularda hem de okuma yazma becerisine sahip farklı bir kimlik kazandırmış dedem'e çocuk yaşta...
Anlattıklarım; anlatılanlardan ve okuduğu medrese, imamlık yaptığı cami ve esnaflık yaptığı çarşı ve dükkanın hâlâ işlevsel değişime rağmen varlığının sürmesinin bende yarattığı merakla ilgili...
Elmalı'da Ahşap tarım araçları imalatıyla uğraşır, aynı zamanda Ketenci Ömer Paşa Camii'nde yedek imamlık yaparmış.
Dedem, bu duruma nasıl gelmiş diye araştırınca karşıma, hayatta var olmanın tesadüf olmadığı ve mutlaka bir nedene dayandığını anlatan bir hikâye çıktı.
1865 yılında dünyaya gelen dedemin doğum yeri, sürekli göç ettikleri için.. kayıtlarda, Karakoyunlu Aşireti olarak geçiyor.
Adana Toroslarından Aydın kırsalına geldiklerinde 8 yaşlarında olan dedem, yurt kurdukları mezranın hemen yakınında dediysem de birkaç tepe ve dere aşılarak ulaşılabilinen Efeler Sıbyan mektebiyle, bir pazar alışverişine gittiklerinde tanışır.
Annesini teşvikiyle üç yıl sıbyan mektebine gönderilir.
Yaşanan bazı olaylar nedeniyle oba halkı, Aydın bölgesini terk ederek Teke bölgesine göçerler.
Alakır Vadisini ve Akçaalan bölgesini kışlak için yurt yapan oba halkı, yaz aylarında da kademeli olarak Beydağları yaylaklarında keçi ve koyun sürülerini otlatırlar. Hayvanlardan elde ettikleri peynir, çökelek, yağ gibi süt ürünlerin Elmalı pazarına götürüp, orada satarlar.
İhtiyaçlarını pazardan alır, akşama kalmadan Avlan gölü üzerinde yaylalarına geri dönerler.
Elmalı'ya gidiş gelişlerde henüz 14 yaşında olan dedemi de yüklerini taşıyan binek hayvanlarına ve yük taşıyan eşeklere göz kulak olması için yanlarında götürürler.
Dedem, bir gün, hayvanları bağladıkları yerin yakınında bulunan Ömer Paşa Camii'nin şadırvavında su içerken gözü, oradaki medreseye takılır.
Medreseye gider, etrafında dolaşır, birkaç talebe ile görüşür, bir yetkili ile tanışır. Ona, kendisinin medresede okumak istediğini söyler...
Yetkili hoca, "Babanla gel, velin izin verirse, durumun mektebin kabul şartlarına uyarasa seni bu medreseye kayıt ederim, başka türlü mümkün değil" der.
Medrese ve kayıtla ilgili bilgiyi aldıktan sonra, ani gelişen bu durum karşısında ne yapacağını bilmez halde hayvanların bağlı olduğu yere doğru giderken bu iş nasıl olcak diye düşünmeye başlar.
Çünkü, sorumlu olduğu bir keçi sürüsü vardır, sürünün yayılması, otlatılması onun sorumluluğundadır.
Obada böyle bir görevi olan dedemi, babası okuması için Elmalı'ya gönderir mi?
Bu düşüncelerle hayvanların yanına gelir.
O gün pazar işi biter bitmez, pazara gelenler aldıklarını eşeklere yüklerler, hayvanlarına binerler, yaylalarına doğru yola çıkarlar.
Dedemin o gece gözüne uyku girmez, ne edip, nasıl edip medrese hayalini gerçekleştirecektir, onu düşünür.
Kısa bir süre içinde, önüne geçilmez bir tutkuya dönüşen medresede okuma isteğini bir kaç gün sonra babasına açar, Elmalı'da ÖmerPaşa Camii Medrese'sinde okumak istediğini söyler.
Babası, hemen, "Olmaz!" diye kestirip atmaz.
Ama neden olmaz, ikna etmeye çalışır.
-Bak oğlum, yörük içinde tek mektep okuyan sensin. Efeler'de iken yaşın küçüktü, obada, ayak işleri dışında ciddi bir sorumluluğun yoktu, sıbyan mektebine gittin.
Bu nedenle Okuman yazman var. Bir göçer için bu bile çok fazla...
Yaşın 15, gücün kuvvetin yerinde, gütmekle sorumlu olduğun bir keçi sürüsü her gün seni bekliyor. Zaten kardeşlerinin yeterince işleri var.
Medreseye giderek, onların sırtına kendi görevini yıkmak, hem obaya hem kardeşlerine haksızlık olur.
Sen medreseyi unut. Artık senin mektebin dağlar. Sen dağların talebesisin, öğrenecek daha çok şeyin var.
Babasının bu ikna çabası bir işe yaramaz.
Okuma isteğini ısrarla sürdüren dedeme, babası kızgın bir şekilde "Artık medrese lafını duymak istemiyorum.
Haydi!. Hayvanlar dağılıyor, toparla, bir an önce yayılıma götür, onlar ne kadar doyarlarsa biz de o kadar doyarız." der.
Dedem çaresiz keçileri toparlayıp, önüne katıp, bol yapraklı çalılıklara götürür. Keçiler yayılırken, oturduğu Kaya'nın üzerinde, bu sorunu nasıl aşarım diye düşünmeye başlar.
Aklına, sevdiklerine verilmeyince, çözümü sevdiğine kaçan obanın genç kızları gelir.
Beyninde bir şimşek çakar; "Ben de Medrese için Elmalı'ya kaçarım." der.
Bu kararı obada kimseye söylemez.
Bir plan yapar.
Akşamdan, bir çıkına birkaç kıyafet, biraz da iki üç gün kendisini idare edecek azık koyar.
Ertesi gün, kardeşleriyle birlikte sürüleri yayılıma çıkardıklarında, çadırlardan epey uzaklaşınca, kendisini çok seven küçük kardeşine;
-Durmuş, ben Elmalı'ya medresede okumak için gidiyorum. Benim sürüyü de idare et, kimseye söyleme, akşam keçileri ağıla kattıktan sonra bu kararımı babama söylersin. O zamana kadar ben Elmalı'ya varır, medreseye kaydımı yaptırmış olurum, der.
Kardeşi bu beklenmedik durum karşısında ne söyleyeceğini bilemez sadece başıyla söylenenleri onaylar.
Hazırladığı çıkını omuzuna atan dedem, sırtında yamalı bir gömlek, gömleğin üstünde bir yelek, kıçında bir şalvar ayağında çarık, koşar adımlarla kısa sürede Çamkuyularını aşarak Elmalı'ya doğru ilerler.
İkindi namazından sonra medreseye ulaşır.
Daha önce tanıştığı medrese ilgilisi hocayı bulur, medreseye kayıt olmak için yüksek dağları aşarak geldiğini söyler.
İlgili, baban neden yok diye sorar.
O da,
- Babam medresede okumamı istemiyor. "Sen göçer bir ailenin oğlusun; senin okulun medrese değil yurt edindiğimiz dağlar. Bu nedenle kesinlikle okumayı aklından sil." dedi.
Ben buraya obamızdan kaçarak geldim, geri dönemem.. mutlaka burada okumam gerekir.
Çünkü dağlarda göçer olarak yaşamak istemiyorum. Okuyup, Elmalı'da çalışmak istiyorum.
Medrese yöneticisi hoca, bu talep karşısında, velin olmadan kayıt yapamam diyerek kapıyı yüzüne kapatır.
Dağlı inadı tutan dedem, "Göreceksiniz, ben bu medresede okuyacağım" diye bağırarak çevredeki insanların dikkatini çeker.
Medresenin kapısında oturma eylemi başlatır.
Üç gün üç gece kapıdan ayrılmaz, orada yer içer, orada yatar, inatla direnişini sürdürür.
Elmalı esnafı arasında, okumak isteyen ama medreseye alınmayan bir yörükoğlunun direnişi konuşulmaya başlanır.
Yönetici, çevre esnafının da baskısıyla kapı önünde eylemini sürdüren dedem'e yaklaşır, "Yörükoğlu, medreseye kaydını yapacağım ama seni imtihana tabi tutacağım, başarırsan öyle..." der.
Dedem"Tamam" der ve ekler, "Başaramazsam kaderime küser dağa dönerim, başarırsam, babanı getir demiyeceksiniz, kaydımı yapacaksınız. söz mü? diye sorar.
Yönetici, dağdan gelmiş bir Yörükoğlu, ne biliyor ki.. sorduğumuz soruları cevaplayabilsin diye düşünmüş olacak ki oraya toplanmış esnafların önünde ve yüksek sesle, "Söz be Yörükoğlu!" der.
Bunun üzerine çevredekilerden bir alkış Kopar.
Böyle bir moral motivasyonla dedem imtihan odasına alınır. Yönetici, imtihan komisyonuna Ömer Paşa Cami imamını ve Elmalı Esnaf ve zenaakarlar Loncası'nda bir temsilcisi çağırır.
İmtihan başlar.
İlk önce dini bilgilerle ilgili sorular sorulur. Dedem hepsinin cevabını verir, heyet birbirinin yüzüne bakar, "Olabilir, aileden öğrenmiştir" diyerek okuma yazma derslerinden imtihan devam eder.
Medresede okutulan bir kitaptan bir metin verirler, okumasını isterler. Okuma parçasının hepsini hecelemeden okur. Ardından imamın okuduğu bir duayı yazmasını isterler, duyduklarını hatasız bir şekilde kağıda yazar.
İmtihan heyeti, dağdan çarıkla gelmiş bir çocuk nasıl olur da medresede okuyabilecek bir altyapıya sahip olabilir şaşkınlığı içindedir.
Lonca temsilcisi esnaf, dedem'e, " Sen bunları nereden öğrendin" diye sorar.
Dedem, Efeler Sıbyan Mektebi hikâyesini anlatır.
Medrese yöneticisini sıkıntılı bir düşünce alır.
Planı dedemin imtihanda gösterdiği yetkinlik karşısında çökmüştür.
Verdiği sözü yerine getirmek zorunda.. ama nasıl? Medresenin kabul kurallarını çiğnemeden bu kaydı yapabilmenin yeni bir yolunu bulmayı düşünürken imdadına Lonca temsilcisi esnafın bulduğu bir fikir yetişir.
Esnaf Loncası, çarşı esnafları yanında çalışan çırakların dini bilgilerini arttırmak için onları medreseye gönderiyor.
Bu yolun dedem için de uygulanabileceğini söyleyen temsilci, dedemin bir esnafın yanına çırak olarak yerleştirilip, Lonca himayesinde medreseye kayıt yaptırılabileceği fikrini söyler.
Bu fikre olur veren medrese yönetisi, "Yörükoğlu, sen kazandın, kaydın Elmalı Esnaf ve Zenaatkar Loncasının sorumluluğunda gerçekleşiyor." der.
Böylece dedem, atölyesi medresenin kapısı ile karşı karşıya olan ahşaptan yaba, saban, dirgen ve düven gibi tarım aletleri üreten bir ustanın yanına çırak olarak verilir. Ve de dedemin, Loncanın medrese ile işbirliği kapsamında, mektebe yatılı olarak kaydı yapılır, okul bittikten sonra esnaflığın yanında Ömer Paşa Camisine yedek imam olarak çalışmak koşuluyla...
İki hafta sonra pazar için Elmalı'ya gelen babası, dedemi okuldan almak ister. Ama karşısına Lonca idaresi çıkar. Loncanın, çocuğun bizim himayemizde, hem zenaatkar olacak hem imam, daha ne istiyorsun demesiyle babası ikna olan dedem rahatlar. Artık ailesi ile olan kırgınlık ortadan kalkmıştır, mektebi ve çıraklığı huzurlu bir şekilde sürdürür.
Beş yılın sonunda, önce kalfalık bir süre sonra ustalık belgesi Lonca tarafından, bir törenle onaylanan dedem, medreseye bakan çarşı girişinde tarım araçları üreten bir ahşap el zenaatları dükkanı açarak esnaflığa başlar.
Bu arada görev verildikçe Ömer Paşa Camii'nde imamlık yapar.
Böylece medresede Yörükoğlu olarak anılan dedem camide Yörük Hoca namıyla Elmalı'da tanınır hale gelir.
Mesut Karakoyunlu
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.