Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Öğretmen
Köşe Yazarı
Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Öğretmen
 

BİTLİS'DEN FİNİKE'YE .. ORADAN ANTALYA'YA UZANAN BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ...

1. Bölüm: Göçer Alevi Türkmenler, zamanla kendilerini Yörük olarak tanımlamaya başladıktan sonra, Osmanlı’nın Sünnileştirme politikaları doğrultusunda yerleşik hayata geçirildiler. Yerleşik düzene geçtiler ama sahilleri kışlak, yüksek dağları yaylak olarak kullanarak yörüklüğü bir şekilde sürdürmeye devam ettiler. Bu süreçte bir gümrük ve ticaret limanı olan Finike, memur ve esnaf kenti olarak gelişti. Ancak bu gelişim, yörüklerin yerleşik hayata alışıp yaşamlarını yeni düzene uydurmalarına kadar sürdü. Tüm bu uyum sürecine rağmen Finike merkez nüfusu ancak üç bin civarına ulaşabildi. Anlayacağınız, bu nüfus yapısıyla Finike, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir ilçeydi. İlçeye yeni bir memur atandığında kentte hemen bir merak başlardı: Nereden geliyor? İyi biri mi? Kimdir, nerelidir, evli mi, çocukları var mı, varsa okula gidiyorlar mı? Daha memur göreve başlamadan bu soruların yanıtı çoktan bulunmuş olurdu. Yanılmıyorsam 1960’lı yılların başıydı. Postahane memuru olarak Finike’ye atanan Tevfik Ercenk’in ailesiyle ilgili merak da kısa sürede giderildi. Aile, Finike Kalesi burcunun önünde yer alan tarihi Şerbetçi binasının alt katına, Finikelilerin kucak açmasıyla yerleştirilmişti. Bizim ilk dikkatimizi çeken şey, çocuklarının isimlerinin “ay” ile uyaklı olmasıydı. Ailenin büyük oğlu Giray, onun küçüğü Kubilay Finike Ortaokulu’na giderken, Tuncay da ilkokul beşinci sınıfta bizim sınıfa düşmüştü. Tam hatırlamıyorum ama kızları Gülay ve Nuray daha alt sınıflardaydı. Tuncay sınıfa girdiğinde, yeni arkadaşlarının meraklı bakışları arasında kendinden emin, adına yakışır bir sağlamlıkla, dik bir duruşla sırasına oturmuştu. İsminin içindeki “ay” gibi; aydınlık yüzündeki gülümseme, sanki sınıftaki yeni arkadaşlarını selamlıyordu. Giray ise kısa sürede mahallede, okulda ve sınıfta uyum sağlamış; benim de dâhil olduğum birçok çocuk için örnek alınan bir abi olarak farklı bir yere oturmuştu. Bitlis’ten geldikleri için aile bireylerine “Bitlisli” lakabı takılmıştı. Biz çocuklar için onların arkadaşlığı, sadece sevilmekten ibaret değildi; birlikte balığa gitmek, oyun oynamak, top koşturmak, denizde yüzmek bir ayrıcalık gibiydi. Çok yetenekliydiler. Oyun kurma ve yönetme becerileriyle öne çıkıyorlardı. Aynı zamanda o kadar naif ve sıcaktılar ki, yaşıtlarının sevgisini, ilgisini ve sempatisini kısa sürede üzerlerinde toplamışlardı. Ercenk kardeşler, kısa sürede Finikeliler kadar Finikeli olmuşlardı. Bu nedenle Giray ağabeyin ve Tuncay’ın Finike’den Antalya’ya göç etmelerinin üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, Finike ile olan bağları ve dostlukları bugünlere kadar sürmüştür. Sonradan öğrendiğimize göre Ercenk ailesinin erkek çocuklarına verdikleri isimler, Kırım Hanlığı’ndaki gücü temsil eden yönetici unvanlarından geliyormuş. Erkek isimleri gücü, liderliği ve yöneticiliği simgelerken; kız isimleri zarafet, incelik, güzellik ve aydınlık anlamları taşıyordu. Bu durum, Ercenk ailesinin isim seçimlerinin bilinçli ve bilgece bir tercih olduğunu, çocuklarını da bu anlayışla yetiştirdiklerini gösteriyordu. Güç ile zarafeti Tevfik amca çocuklarının adlarında buluşturmuş; bu buluşma, çocuklarının kişiliklerine ve ilişkilerine de yansımıştı. Antalya’ya göçmeden önce Finike’de kaç yıl kaldıklarını kesin olarak bilmiyorum. Ancak yaklaşık 65 yıl önce Ercenk ailesinin ve çocuklarının fotoğraf hafızamda bıraktığı siyah-beyaz kareler silinmemiş ki, yaşadığımız üzücü bir olay vesilesiyle birden gözlerimin önüne dökülüverdi. Finike’den sonra Ercenk ailesi Antalya’da bir gecekondu mahallesinde küçük bir eve yerleşti. Antalya; tüm güçlük ve sıkıntılarına rağmen, tarihi, coğrafyası, turizmi ve kültürel zenginliğiyle Giray Ercenk’i adeta içine çekti. Kentin bu özellikleri onun ilgi ve merak alanına dönüştü. Lise çağında başlayan çevre gezileri ile kütüphanelerde yaptığı tarih ve kültür araştırmaları, ileride Antalya’nın kültür tarihi üzerine yazacağı kitapların altyapısını oluşturuyordu sanki. Antalya’nın antik çağdan günümüze taşınan kültür hazinesi, genç Giray Ercenk için gün yüzüne çıkarılması gereken vazgeçilmez bir tutkuya dönüşmüştü. Giray ağabeyin son yıllarda özellikle altını çizdiği şu söz, nasıl verimli bir sahada çalıştığını da ortaya koyuyordu: “Antalya Körfezi limanlarına Akdeniz ülkelerinden gelen gemiler sadece mal taşımıyordu; aynı zamanda geldikleri ülkelerin kültürünü de taşıyorlardı.” Tuncay Ercenk ise Antalya Lisesi futbol takımında gösterdiği başarı ve dağ gezileriyle gücüne güç katarak kentte tanınmaya başlamıştı bile. Böylece Antalya, Ercenk kardeşlerin kişiliklerinin ve kariyerlerinin gelişiminde geniş ufuklar açan, verimli bir havza niteliği taşıyordu. Mesut KARAKOYUNLU
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

BİTLİS'DEN FİNİKE'YE .. ORADAN ANTALYA'YA UZANAN BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ...

1. Bölüm:

Göçer Alevi Türkmenler, zamanla kendilerini Yörük olarak tanımlamaya başladıktan sonra, Osmanlı’nın Sünnileştirme politikaları doğrultusunda yerleşik hayata geçirildiler. Yerleşik düzene geçtiler ama sahilleri kışlak, yüksek dağları yaylak olarak kullanarak yörüklüğü bir şekilde sürdürmeye devam ettiler.

Bu süreçte bir gümrük ve ticaret limanı olan Finike, memur ve esnaf kenti olarak gelişti. Ancak bu gelişim, yörüklerin yerleşik hayata alışıp yaşamlarını yeni düzene uydurmalarına kadar sürdü. Tüm bu uyum sürecine rağmen Finike merkez nüfusu ancak üç bin civarına ulaşabildi.

Anlayacağınız, bu nüfus yapısıyla Finike, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir ilçeydi.

İlçeye yeni bir memur atandığında kentte hemen bir merak başlardı: Nereden geliyor? İyi biri mi? Kimdir, nerelidir, evli mi, çocukları var mı, varsa okula gidiyorlar mı? Daha memur göreve başlamadan bu soruların yanıtı çoktan bulunmuş olurdu.

Yanılmıyorsam 1960’lı yılların başıydı. Postahane memuru olarak Finike’ye atanan Tevfik Ercenk’in ailesiyle ilgili merak da kısa sürede giderildi. Aile, Finike Kalesi burcunun önünde yer alan tarihi Şerbetçi binasının alt katına, Finikelilerin kucak açmasıyla yerleştirilmişti.

Bizim ilk dikkatimizi çeken şey, çocuklarının isimlerinin “ay” ile uyaklı olmasıydı.

Ailenin büyük oğlu Giray, onun küçüğü Kubilay Finike Ortaokulu’na giderken, Tuncay da ilkokul beşinci sınıfta bizim sınıfa düşmüştü. Tam hatırlamıyorum ama kızları Gülay ve Nuray daha alt sınıflardaydı.

Tuncay sınıfa girdiğinde, yeni arkadaşlarının meraklı bakışları arasında kendinden emin, adına yakışır bir sağlamlıkla, dik bir duruşla sırasına oturmuştu. İsminin içindeki “ay” gibi; aydınlık yüzündeki gülümseme, sanki sınıftaki yeni arkadaşlarını selamlıyordu.

Giray ise kısa sürede mahallede, okulda ve sınıfta uyum sağlamış; benim de dâhil olduğum birçok çocuk için örnek alınan bir abi olarak farklı bir yere oturmuştu.

Bitlis’ten geldikleri için aile bireylerine “Bitlisli” lakabı takılmıştı.

Biz çocuklar için onların arkadaşlığı, sadece sevilmekten ibaret değildi; birlikte balığa gitmek, oyun oynamak, top koşturmak, denizde yüzmek bir ayrıcalık gibiydi. Çok yetenekliydiler. Oyun kurma ve yönetme becerileriyle öne çıkıyorlardı.

Aynı zamanda o kadar naif ve sıcaktılar ki, yaşıtlarının sevgisini, ilgisini ve sempatisini kısa sürede üzerlerinde toplamışlardı.

Ercenk kardeşler, kısa sürede Finikeliler kadar Finikeli olmuşlardı. Bu nedenle Giray ağabeyin ve Tuncay’ın Finike’den Antalya’ya göç etmelerinin üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, Finike ile olan bağları ve dostlukları bugünlere kadar sürmüştür.

Sonradan öğrendiğimize göre Ercenk ailesinin erkek çocuklarına verdikleri isimler, Kırım Hanlığı’ndaki gücü temsil eden yönetici unvanlarından geliyormuş. Erkek isimleri gücü, liderliği ve yöneticiliği simgelerken; kız isimleri zarafet, incelik, güzellik ve aydınlık anlamları taşıyordu.

Bu durum, Ercenk ailesinin isim seçimlerinin bilinçli ve bilgece bir tercih olduğunu, çocuklarını da bu anlayışla yetiştirdiklerini gösteriyordu. Güç ile zarafeti Tevfik amca çocuklarının adlarında buluşturmuş; bu buluşma, çocuklarının kişiliklerine ve ilişkilerine de yansımıştı.

Antalya’ya göçmeden önce Finike’de kaç yıl kaldıklarını kesin olarak bilmiyorum. Ancak yaklaşık 65 yıl önce Ercenk ailesinin ve çocuklarının fotoğraf hafızamda bıraktığı siyah-beyaz kareler silinmemiş ki, yaşadığımız üzücü bir olay vesilesiyle birden gözlerimin önüne dökülüverdi.

Finike’den sonra Ercenk ailesi Antalya’da bir gecekondu mahallesinde küçük bir eve yerleşti.

Antalya; tüm güçlük ve sıkıntılarına rağmen, tarihi, coğrafyası, turizmi ve kültürel zenginliğiyle Giray Ercenk’i adeta içine çekti. Kentin bu özellikleri onun ilgi ve merak alanına dönüştü. Lise çağında başlayan çevre gezileri ile kütüphanelerde yaptığı tarih ve kültür araştırmaları, ileride Antalya’nın kültür tarihi üzerine yazacağı kitapların altyapısını oluşturuyordu sanki.

Antalya’nın antik çağdan günümüze taşınan kültür hazinesi, genç Giray Ercenk için gün yüzüne çıkarılması gereken vazgeçilmez bir tutkuya dönüşmüştü.

Giray ağabeyin son yıllarda özellikle altını çizdiği şu söz, nasıl verimli bir sahada çalıştığını da ortaya koyuyordu:

“Antalya Körfezi limanlarına Akdeniz ülkelerinden gelen gemiler sadece mal taşımıyordu; aynı zamanda geldikleri ülkelerin kültürünü de taşıyorlardı.”

Tuncay Ercenk ise Antalya Lisesi futbol takımında gösterdiği başarı ve dağ gezileriyle gücüne güç katarak kentte tanınmaya başlamıştı bile.

Böylece Antalya, Ercenk kardeşlerin kişiliklerinin ve kariyerlerinin gelişiminde geniş ufuklar açan, verimli bir havza niteliği taşıyordu.

Mesut KARAKOYUNLU

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift islami chat islami sohbetler