Finike/Boldağ, bir dağ köyüyken Büyükşehir Yasası’yla mahalle statüsü kazanmış, orman içi bir yerleşim yeridir.
Boldağ mevkii, Finike’nin hemen üzerinde, adeta bir seyir terası gibi; kenti kuşbakışı gören bir konumdadır.
Finikeliler bilir: Boldağ’ın zirvesi bulutlanıp kararmaya başladı mı, bu yağmurun habercisidir.
Bir dönem, dağın yamaçlarından Boldağ Vadisi’ne inen sular, 80–90 yıllık çam ağaçlarının oluşturduğu doğal bariyer sayesinde Finike’yi tehlikeli sel baskınlarından koruyordu.
Ne var ki yıllar önce çıkan büyük bir orman yangını, vadiyi ve çevresindeki yaşlı çam ağaçlarını yok etti. Bunun ardından Finike, Boldağ Deresi’nden gelen yıkıcı sellere açık hâle geldi.
DSİ, o günün parasıyla milyonlar harcayarak vadinin sularını Gökliman’a tahliye eden bir kanal projesini hayata geçirdi. Böylece sel suları kısmen kontrol altına alındı.
Zamanla orman kendini yeniledi; çam ağaçları büyüyerek yeniden sel sularına karşı bir kalkan oluşturmaya başladı.
Ancak bu kez de 90’lı yıllarda, “orman ürünü sağlamak” gerekçesiyle Finike Orman İşletmesi, kesimcilerle birlikte Boldağ Vadisi’ne girdi ve 8 bin ağacın kesimi planlandı.
Finike’de yükselen çevre muhalefeti ve kamuoyu baskısı sayesinde, 2 bin ağaç kesildikten sonra bu faaliyete son verilmek zorunda kalındı.
Bugün ise Boldağ’ın başı; yol, elektrik gibi altyapı çalışmaları ve mermer ocaklarıyla dertte.
Sadece Boldağ değil; başta Kızılca, Karşıyaka, Eski ve Kale mahalleleri olmak üzere kentin tamamını olumsuz etkileyecek taş ve mermer ocaklarına karşı Finike’de güçlü bir tepki gelişti.
CHP Finike İlçe Başkanlığı öncülüğünde, 18 Ocak Pazar günü, açılması planlanan ilk ocağa yakın bir noktada basın açıklaması yapıldı.
Toplantıya CHP, TİP, Saadet Partisi, İYİ Parti, çevre örgütü Toraçder, Otelciler ve Turizmciler Derneği temsilcileri, mahalle muhtarları ve çok sayıda çevre gönüllüsü katıldı.
Basın açıklamasında; CHP ilçe başkanı başta olmak üzere diğer parti ilçe başkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri, Finike Belediye Başkanı, CHP il başkanı, üç CHP milletvekili ve muhtarlar; taş ve mermer ocaklarının çevreye vereceği zararları ve kent için oluşturacağı tehlikeleri tek tek anlattı.
Söylenenlerin tamamı haklı ve doğruydu.
Ne var ki haklı ve doğru olmak, gücü elinde tutan siyasi irade açısından artık hiçbir anlam ifade etmiyor.
Özellikle son 10–15 yıldır, tek adam rejimiyle birlikte çevre eylemleri sonuçsuz kalıyor. Çünkü Türkiye genelinde çevre direnişleri, jandarma ve polis şiddetiyle bastırılıyor.
Halk sağlığı hiçe sayılarak, doğa düşmanı tesisler; ağaç kıyımı ve çevre katliamlarıyla hayata geçiriliyor.
Tüm meşru ve haklı itirazlara rağmen bu talan sürdürülüyor.
Bu tabloyu kırmak için artık sadece basın açıklamalarıyla yetinmek mümkün değil. Kitleleri, sonuç alıcı, inandırıcı ve gerçekçi önerilerle buluşturmak gerekiyor.
Çünkü Anayasa’yı, yasaları ve yönetmelikleri tanımayan; tarihi ve doğal sit alanlarını bile maden, HES ve turizm uğruna feda eden bir iktidarla karşı karşıyayız.
Zaman, sivrisineklerle uğraşma zamanı değil;
bu zararlılara yaşam alanı açan bataklığı kurutma zamanıdır.
Aksi hâlde, bataklığa dönüştürülen bu ülkede hepimiz boğulacağız.