Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Öğretmen
Köşe Yazarı
Mesut KARAKOYUNLU - Emekli Öğretmen
 

BİRAZ UMUT VE CESARET; YETER Kİ İÇİMİZDEKİ MÜCADELE RUHUNU KAYBETMEYELİM...

  1969 yılından beri muhalefetin içindeyim. 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri öncesi ve sonrası dönemlerde muhalif olmanın bedeli sadece bedenlerimizdeki acıya tanıklık eden izlerdi. Tüm bunlara rağmen toplumun ilerici kesimlerinin bedenleri tamamen, ruhları hiçbir şekilde tutsak edilememişti. Her darbeden sonra Cumhuriyetin hukuku, adaleti, darbelerin yarattığı travmayı, alınan kararlarla sağaltmaya çalışmış, normalleşmenin önünü açmıştır. 2011 yılına gelindiğinde... Demokrasinin amaca ulaşmak için tramvay olarak kullanıldığı sözü uygulamaya dönüştü. İktidarın gerçek yüzünü gösterdiği bu süreçte artan baskılar yaşam alanlarını ve yaşam biçimlerini açık bir şekilde tehdit etmeye başlayınca; barışçıl olduğu mahkeme kararlarına geçen Gezi direnişiyle, toplumsal muhalefet 'bizi yok sayarak bu ülkeyi yönetemezsiniz' mesajını verdi. Bu güçlü ve kararlı talep karşısında iktidar, devlet şiddetini orantısız bir şekilde kullanarak, "hayır, devleti tek adam ve devletleşmiş parti olarak yöneteceğiz' dayatmasını geliştirdi. Cumhuriyetin kuruluşunda, devlet partisi ve tek adamlığın hedefi; aklın ve bilimin önderliğinde, çok partili, laik, demokratik bir hukuk devletinin önünü açmaktı, adımlar, ilerleme bu yönde idi, sağ parti iktidarlarında bile... Bu gün, bu hedefin ürettiği tüm demokratik olanakları kullanarak iktidar olmuş bir partinin hedefi ise; akıl ve bilimi dışlayan, laikliği, hukuku, demokrasiyi yok sayan bir anlayışla partisini devletleştirerek, tek adamlığı meşrulaştırmaktır. Bu nedenle ülkemiz, toplumun muhalif kesimlerini hainleştirip, düşmanlaştıran; kini, nefreti ve kibri muhalefeti bitirmek için kullanan bir siyasi yapıyla karşı karşıya... Bu yönetim anlayışına sahip iktidar, şu an konjonktürel olarak, küresel sermayenin siyasal temsilcileriyle ittifak halindedir, bu nedenle hafife almamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü, ülkemizde liberal aydınları bile kandıran vahşi kapitalizm, sömürdüğü halkların yöneticilerini, tehdit eder,  dizleri üzerinde süründürür, öldürmez, kendilerine muhtaç durumda tutarlar ki sömürü uzun soluklu olsun... Bu durumun ülke yöneticileri tarafından sürdürülebilir olması için de demokrasi dışı bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Hızla kurumlaşan diktatöryal yönetim yaklaşımının hakim olduğu ülkemizde, tutukluluk ve tutsaklık mekanı dört duvarın ötesinde.. artık tüm Türkiye oldu. Yani ülkemiz; özgürlükleri ellerinden alınmış muhalifler için cezaevi olurken, halka ait kaynakları pervasızca kullanarak dinciliği küresel sermayenin hizmetinde ranta çevirenlerin özgürlük alanı oldu. Siyasal ve toplumsal muhalefeti baskılayan ve şiddete varan tahammülsüzlük ortamında ülke zindana dönüştürülerek, son direnç alanımız olan mücadele ruhumuz yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu sürdürülebilir değil ancak yaşanacak baskı ve zulmün bedeli inanılmaz büyüklükte, telafisi de çok zor olacak. Bu tespit, insanlık onuru için mücadele edenlerin kaygısıdır. Çünkü hedef onlardır. Türkiye Cumhuriyeti halkları tarihi boyunca ülkeyi yöneten hiçbir iktidar tarafından, denenmeye cesaret edilmeyen bir saldırıyla karşıya... Şansımız; M. K. Atatürk gibi bir tecrübeye sahip ve Cumhuriyet ve demokrasi birikimi olan bir millet olmamız. Bu nedenle hayatın her alanında mücadele edecek genç bir nüfusa ve potansiyel bir enerjiye sahibiz. Bu enerjiyi mücadele alanlarında sinerjiye dönüştürecek bizleriz. Bu gücümüzü yok saymak, hafife almak, Türkiye Cumhuriyeti'nin dününü, bugününü iyi okuyamamak anlamına gelmez mi? Bu kaygıyla ve umutla yeni, yaratıcı demokratik direnişlere fırsat yaratacak her mücadelenin içinde olmak gerekir diye düşünüyorum. Önümüzdeki seçimleri bu anlamda okumak gerekir kanaatini taşıyorum. Düşüncelerim kesin doğrudur demiyorum, bir şeyler öğrendikçe daha az şey bildiğimin farkındayım. Amacım; ülkemizde yaşanacak zorlu, uzun ve demokratik mücadele sürecine katkıda bulunmak ve farkındalık yaratmak. O kadar! Mesut Karakoyunlu
Ekleme Tarihi: 02 Nisan 2023 - Pazar

BİRAZ UMUT VE CESARET; YETER Kİ İÇİMİZDEKİ MÜCADELE RUHUNU KAYBETMEYELİM...

 

1969 yılından beri muhalefetin içindeyim. 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri öncesi ve sonrası dönemlerde muhalif olmanın bedeli sadece bedenlerimizdeki acıya tanıklık eden izlerdi. Tüm bunlara rağmen toplumun ilerici kesimlerinin bedenleri tamamen, ruhları hiçbir şekilde tutsak edilememişti.

Her darbeden sonra Cumhuriyetin hukuku, adaleti, darbelerin yarattığı travmayı, alınan kararlarla sağaltmaya çalışmış, normalleşmenin önünü açmıştır. 2011 yılına gelindiğinde... Demokrasinin amaca ulaşmak için tramvay olarak kullanıldığı sözü uygulamaya dönüştü.

İktidarın gerçek yüzünü gösterdiği bu süreçte artan baskılar yaşam alanlarını ve yaşam biçimlerini açık bir şekilde tehdit etmeye başlayınca; barışçıl olduğu mahkeme kararlarına geçen Gezi direnişiyle, toplumsal muhalefet 'bizi yok sayarak bu ülkeyi yönetemezsiniz' mesajını verdi.

Bu güçlü ve kararlı talep karşısında iktidar, devlet şiddetini orantısız bir şekilde kullanarak, "hayır, devleti tek adam ve devletleşmiş parti olarak yöneteceğiz' dayatmasını geliştirdi.

Cumhuriyetin kuruluşunda, devlet partisi ve tek adamlığın hedefi; aklın ve bilimin önderliğinde, çok partili, laik, demokratik bir hukuk devletinin önünü açmaktı, adımlar, ilerleme bu yönde idi, sağ parti iktidarlarında bile...

Bu gün, bu hedefin ürettiği tüm demokratik olanakları kullanarak iktidar olmuş bir partinin hedefi ise; akıl ve bilimi dışlayan, laikliği, hukuku, demokrasiyi yok sayan bir anlayışla partisini devletleştirerek, tek adamlığı meşrulaştırmaktır.

Bu nedenle ülkemiz, toplumun muhalif kesimlerini hainleştirip, düşmanlaştıran; kini, nefreti ve kibri muhalefeti bitirmek için kullanan bir siyasi yapıyla karşı karşıya...

Bu yönetim anlayışına sahip iktidar, şu an konjonktürel olarak, küresel sermayenin siyasal temsilcileriyle ittifak halindedir, bu nedenle hafife almamak gerekir diye düşünüyorum.

Çünkü, ülkemizde liberal aydınları bile kandıran vahşi kapitalizm, sömürdüğü halkların yöneticilerini, tehdit eder,  dizleri üzerinde süründürür, öldürmez, kendilerine muhtaç durumda tutarlar ki sömürü uzun soluklu olsun...

Bu durumun ülke yöneticileri tarafından sürdürülebilir olması için de demokrasi dışı bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.

Hızla kurumlaşan diktatöryal yönetim yaklaşımının hakim olduğu ülkemizde, tutukluluk ve tutsaklık mekanı dört duvarın ötesinde.. artık tüm Türkiye oldu.

Yani ülkemiz; özgürlükleri ellerinden alınmış muhalifler için cezaevi olurken, halka ait kaynakları pervasızca kullanarak dinciliği küresel sermayenin hizmetinde ranta çevirenlerin özgürlük alanı oldu.

Siyasal ve toplumsal muhalefeti baskılayan ve şiddete varan tahammülsüzlük ortamında ülke zindana dönüştürülerek, son direnç alanımız olan mücadele ruhumuz yok edilmeye çalışılmaktadır.

Bu sürdürülebilir değil ancak yaşanacak baskı ve zulmün bedeli inanılmaz büyüklükte, telafisi de çok zor olacak.

Bu tespit, insanlık onuru için mücadele edenlerin kaygısıdır.

Çünkü hedef onlardır.

Türkiye Cumhuriyeti halkları tarihi boyunca ülkeyi yöneten hiçbir iktidar tarafından, denenmeye cesaret edilmeyen bir saldırıyla karşıya...

Şansımız; M. K. Atatürk gibi bir tecrübeye sahip ve Cumhuriyet ve demokrasi birikimi olan bir millet olmamız.

Bu nedenle hayatın her alanında mücadele edecek genç bir nüfusa ve potansiyel bir enerjiye sahibiz.

Bu enerjiyi mücadele alanlarında sinerjiye dönüştürecek bizleriz.

Bu gücümüzü yok saymak, hafife almak, Türkiye Cumhuriyeti'nin dününü, bugününü iyi okuyamamak anlamına gelmez mi?

Bu kaygıyla ve umutla yeni, yaratıcı demokratik direnişlere fırsat yaratacak her mücadelenin içinde olmak gerekir diye düşünüyorum.

Önümüzdeki seçimleri bu anlamda okumak gerekir kanaatini taşıyorum.

Düşüncelerim kesin doğrudur demiyorum, bir şeyler öğrendikçe daha az şey bildiğimin farkındayım.

Amacım; ülkemizde yaşanacak zorlu, uzun ve demokratik mücadele sürecine katkıda bulunmak ve farkındalık yaratmak.

O kadar!

Mesut Karakoyunlu

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.