Gündüz gelinler, yemekler, ev eşyaları; akşam tartışmalar, yapay gündemler ve bitmeyen yarışmalar… Peki toplumun kültürel, sosyal ve ahlaki gelişimi nerede?
Televizyon, bir toplumun yalnızca eğlence aracı değil, aynı zamanda kültürünü, değerlerini, yaşam biçimini ve geleceğe bakışını şekillendiren önemli iletişim araçlarından biridir. Ekranlarda gördüklerimiz, duyduklarımız ve tekrar tekrar karşılaştığımız içerikler zamanla toplumsal alışkanlıklarımızı etkiler. Bu nedenle televizyon yayıncılığını yalnızca reyting, izlenme oranı ve reklam geliri üzerinden değerlendirmek büyük bir eksikliktir.
Bugün televizyon kanallarının gündüz kuşağına baktığımızda karşımıza çoğunlukla yemek yarışmaları, gelin-kaynana ilişkileri, ev düzeni, ev eşyaları, çeyiz, düğün hazırlıkları ve aile içi anlaşmazlıklar çıkıyor. Akşam kuşağına geçtiğimizde ise birbirine benzeyen diziler, bitmek bilmeyen yarışmalar, her konuda uzman kesilen insanların katıldığı tartışma programları ve çoğu zaman topluma yeni bir düşünce kazandırmayan gündemler ekranları dolduruyor.
Elbette yemek programları yapılmasın, insanlar eğlenmesin, diziler yayınlanmasın demiyoruz. Elbette eğlence de hayatın bir parçasıdır. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Televizyon ekranları insanlara yalnızca vakit mi geçirtiyor, yoksa onların düşünce dünyasına, kültürüne ve geleceğine de bir katkı sunuyor mu?
GÜNDÜZ KUŞAĞI: YEMEK, GELİN, KAYINVALİDE VE EV EŞYALARI
Günün büyük bölümünde ekranlarda yemek yapan yarışmacıları, gelinlerin birbirleriyle rekabetini, kayınvalidelerin yorumlarını, evlerin düzenini ve ev eşyalarının değerlendirilmesini izliyoruz.
Bir yanda yemeklerin puanlandığı, diğer yanda aile ilişkilerinin tartışıldığı programlar…
Peki gençlerimiz bu programlardan ne öğreniyor? Çocuklarımız ekran karşısında büyürken hangi kültürel birikimle karşılaşıyor? Bir toplumun geleceğini emanet edeceği nesiller, televizyon ekranlarında hangi örnekleri görüyor?
Bir yemek programı, yalnızca kimin daha güzel yemek yaptığı üzerinden ilerlemek zorunda değildir. Anadolu mutfağının tarihini, yöresel yemekleri, unutulmaya yüz tutmuş tarifleri, sağlıklı beslenme kültürünü ve geleneksel sofra adabını da anlatabilir.
Bir ev programı, yalnızca koltuk takımını, halıyı, perdeyi ve mobilyayı değerlendirmek yerine ev ekonomisini, tasarrufu, üretimi, el sanatlarını ve aile bütçesini de öğretebilir.
Bir gelin programı, gelin ile kayınvalide arasındaki rekabeti büyütmek yerine aile içi iletişimi, karşılıklı saygıyı, hoşgörüyü ve kuşaklar arası dayanışmayı gündeme taşıyabilir.
Yani mesele programların konusu değil, işleniş biçimidir.
AKŞAM EKRANLARI: TARTIŞMA, REKABET VE YAPAY GÜNDEMLER
Akşam saatlerinde televizyonun karşısına geçtiğimizde de farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Birbirine benzeyen dizi senaryoları, sürekli tekrarlanan çatışmalar, bitmeyen yarışmalar ve her konuda söz sahibi olduğunu düşünen yorumcular…
Bazen bir konuyu anlamadan hüküm veren, dinlemeden konuşan, karşısındakini anlamak yerine susturmaya çalışan tartışma anlayışı ekranlara taşınıyor.
Toplum olarak zaten yeterince kutuplaşma, iletişim sorunu ve hoşgörü eksikliği yaşarken televizyon ekranlarında da sürekli tartışma ve gerilim görmek ne kadar doğru?
Bir tartışma programı elbette yapılmalıdır. Fakat tartışmanın amacı insanları birbirine düşürmek değil, farklı düşünceleri bir araya getirerek doğruyu aramak olmalıdır.
Her konuda bilgisi varmış gibi konuşan insanların yerine, alanında uzman, araştıran, okuyan, belgeye dayalı konuşan ve topluma bilgi kazandıran kişilere daha fazla yer verilmelidir.
Çünkü bilgi sahibi olmak başka, fikir sahibi olmak başkadır. Her konuda konuşmak, her konuda bilgi sahibi olmak anlamına gelmez.
REYTİNG Mİ, TOPLUMSAL SORUMLULUK MU?
Televizyon kanallarının ticari kuruluşlar olduğunu biliyoruz. İzlenmek, reklam almak ve ekonomik olarak ayakta kalmak zorundalar. Ancak yayıncılığın tek ölçüsü reyting olursa toplumsal sorumluluk geri planda kalır.
Bir program milyonlarca kişi tarafından izleniyor olabilir. Fakat izlenme oranının yüksek olması, o programın topluma faydalı olduğu anlamına gelmez.
Asıl başarı, insanların ekran başında geçirdiği zamanı anlamlı hâle getirebilmektir.
Bir televizyon programı bittiğinde izleyici kendisine yeni bir bilgi katmış mı? Bir kitap okumaya yönelmiş mi? Tarihini, kültürünü, sanatını merak etmiş mi? Çocuklarıyla daha sağlıklı iletişim kurmayı öğrenmiş mi? Toplumsal sorunlara farklı bir gözle bakabilmiş mi?
İşte yayıncılığın başarısı biraz da bu soruların cevaplarında aranmalıdır.
EKRANLARDA KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT NEDEN YOK?
Bu ülkenin anlatılacak binlerce yıllık tarihi, zengin bir halk kültürü, güçlü bir edebiyat birikimi, türküsü, şiiri, masalı, hikâyesi ve yetişmiş insan kaynağı var.
Anadolu'nun her köşesinde bir halk ozanı, bir şair, bir yazar, bir sanatçı, bir zanaatkâr ve anlatılmayı bekleyen nice hayat hikâyesi bulunuyor.
Peki bu insanlar televizyon ekranlarında ne kadar yer bulabiliyor?
Bir şairin şiirini anlattığı, bir yazarın kitabını tanıttığı, bir halk ozanının türküsünün hikâyesini paylaştığı, gençlerin edebiyatla buluştuğu programlar neden daha fazla yapılmıyor?
Köy kültürünü, yöresel değerleri, geleneksel el sanatlarını, unutulmaya yüz tutmuş meslekleri, halk oyunlarını ve kültürel mirasımızı anlatan yayınlar neden gündüz kuşağının önemli bir parçası olmasın?
Bir saatlik nitelikli edebiyat programı, bazen saatlerce süren anlamsız tartışmalardan çok daha kalıcı izler bırakabilir.
ÇOCUKLAR VE GENÇLER GELECEĞİ HANGİ EKRANDAN ÖĞRENECEK?
En önemli meselelerden biri de çocuklar ve gençlerdir.
Çocuklar yalnızca ailelerinin söylediklerinden değil, izlediklerinden de etkilenir. Gençler ise rol modellerini, yaşam biçimlerini ve dünyaya bakışlarını oluştururken medya içerikleriyle karşılaşırlar.
Eğer ekranlarda sürekli gösteriş, tüketim, rekabet, aşağılayıcı konuşmalar ve yapay başarı hikâyeleri öne çıkarılırsa gençlere hangi değerleri kazandırmayı bekliyoruz?
Gençlerimizin yalnızca popüler olmayı değil, üretmeyi; yalnızca tüketmeyi değil, paylaşmayı; yalnızca konuşmayı değil, dinlemeyi; yalnızca yarışmayı değil, birlikte başarmayı öğrenmesi gerekiyor.
Televizyon kanalları gençlere kitap okumayı, bilimsel düşünmeyi, araştırmayı, sanatla ilgilenmeyi ve toplumsal sorumluluk üstlenmeyi teşvik eden programlara daha fazla yer vermelidir.
Çünkü geleceğin güçlü toplumu, yalnızca teknolojiyi kullanan değil, düşünen, sorgulayan, üreten ve kültürünü koruyan nesillerle kurulabilir.
İNANÇ, AHLAK VE TOPLUMSAL DEĞERLER EKRANLARDA NASIL YER BULMALI?
Bir toplumun kültürel ve ahlaki değerleri, o toplumun ortak hafızasının önemli parçalarıdır. İnanç, aile, komşuluk, yardımlaşma, dürüstlük, merhamet, saygı ve sorumluluk gibi kavramlar günlük hayatın temel taşlarıdır.
Bu değerler yalnızca sözle anlatılmamalı, yaşamın içinden örneklerle gösterilmelidir.
Televizyon, farklı düşüncelere saygı duyan, insan onurunu koruyan, ayrımcılığı ve aşağılamayı teşvik etmeyen bir yayın anlayışını benimsemelidir.
Toplumsal değerlere katkı sunmak, insanlara tek bir düşünceyi dayatmak değildir. Farklılıklarla birlikte yaşamanın, karşılıklı saygının ve ortak insani değerlerin önemini anlatmaktır.
NASIL BİR TELEVİZYON İSTİYORUZ?
Artık televizyon yayıncılığında yeni bir anlayışa ihtiyaç var.
Gündüz kuşağında yemek yarışmalarının yanında Anadolu mutfağını ve kültürünü tanıtan programlar olmalı.
Gelin ve aile programlarında kavga ve rekabet yerine aile içi iletişim, dayanışma ve saygı işlenmeli.
Ev programlarında tüketim yerine tasarruf, üretim ve bilinçli yaşam anlatılmalı.
Akşam kuşağında gençleri bilim, teknoloji, tarih, edebiyat ve sanatla buluşturan içerikler artırılmalı.
Dizilerde şiddet ve çatışmanın yanında dürüstlük, emek, dostluk, aile bağları ve toplumsal sorumluluk da işlenmeli.
Yarışmalar yalnızca eğlenceye değil, bilgiye, yeteneğe, kültüre ve üretime de dayanmalı.
Tartışma programlarında bağıranların değil, bilenlerin ve çözüm üretenlerin sesi duyulmalı.
SON SÖZ: EKRANLAR BUGÜNÜ OYALAMASIN, YARINI AYDINLATSIN
Televizyon karşısında geçirilen saatler, aslında bir toplumun zamanından çalınan değil, doğru değerlendirildiğinde topluma geri kazandırılabilecek değerli zamanlardır.
Bugün ekranlarda neyi çoğaltırsak yarın toplumda onun izlerini görürüz. Sürekli tartışmayı çoğaltırsak tartışan, gösterişi çoğaltırsak tüketen, bilgisizce konuşmayı çoğaltırsak düşünmeden hüküm veren bir anlayışın yaygınlaşmasına zemin hazırlayabiliriz.
Ama bilimi, sanatı, edebiyatı, kültürü, ahlakı, insan sevgisini ve üretimi çoğaltırsak geleceğe daha güçlü bir toplum bırakabiliriz.
Burada sorumluluk yalnızca televizyon kanallarına ait değildir. Yapımcıların, sunucuların, senaristlerin, yayıncıların, ailelerin ve izleyicilerin de sorumluluğu vardır.
İzleyici olarak bizim de seçme gücümüz bulunuyor. Her izlenen programı başarılı, her çok konuşulan kişiyi değerli, her popüler içeriği faydalı kabul etmek zorunda değiliz.
Unutmayalım ki televizyon yalnızca bir ekran değildir; aynı zamanda bir kültür taşıyıcısıdır.
Bir ülkenin geleceği yalnızca okullarında değil, evlerinde açılan televizyon ekranlarında da şekillenir.
Bugün çocuklarımıza hangi ekran kültürünü sunuyoruz? Yarın onlardan nasıl bir toplum kurmalarını bekliyoruz?
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz televizyonu izleyerek mi zaman geçiriyoruz, yoksa televizyon bizi izlediğimiz içeriklerle başka bir topluma mı dönüştürüyor?
Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca ne ürettiğiyle değil, neyi izlediğiyle, neyi örnek aldığıyla ve neyi değerli gördüğüyle de ilgilidir.
Ekranlar eğlendirsin ama eğitirken de düşündürsün. Reyting kazandırsın ama kültürümüzü kaybettirmesin.
Anasayfa
Yazarlar
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Yazı Detayı
Bu yazı 113 kez okundu.
TELEVİZYON EKRANLARINDA NEYİ İZLİYORUZ, GELECEĞE NE BIRAKIYORUZ?
Gündüz gelinler, yemekler, ev eşyaları; akşam tartışmalar, yapay gündemler ve bitmeyen yarışmalar… Peki toplumun kültürel, sosyal ve ahlaki gelişimi nerede?
Televizyon, bir toplumun yalnızca eğlence aracı değil, aynı zamanda kültürünü, değerlerini, yaşam biçimini ve geleceğe bakışını şekillendiren önemli iletişim araçlarından biridir. Ekranlarda gördüklerimiz, duyduklarımız ve tekrar tekrar karşılaştığımız içerikler zamanla toplumsal alışkanlıklarımızı etkiler. Bu nedenle televizyon yayıncılığını yalnızca reyting, izlenme oranı ve reklam geliri üzerinden değerlendirmek büyük bir eksikliktir.
Bugün televizyon kanallarının gündüz kuşağına baktığımızda karşımıza çoğunlukla yemek yarışmaları, gelin-kaynana ilişkileri, ev düzeni, ev eşyaları, çeyiz, düğün hazırlıkları ve aile içi anlaşmazlıklar çıkıyor. Akşam kuşağına geçtiğimizde ise birbirine benzeyen diziler, bitmek bilmeyen yarışmalar, her konuda uzman kesilen insanların katıldığı tartışma programları ve çoğu zaman topluma yeni bir düşünce kazandırmayan gündemler ekranları dolduruyor.
Elbette yemek programları yapılmasın, insanlar eğlenmesin, diziler yayınlanmasın demiyoruz. Elbette eğlence de hayatın bir parçasıdır. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Televizyon ekranları insanlara yalnızca vakit mi geçirtiyor, yoksa onların düşünce dünyasına, kültürüne ve geleceğine de bir katkı sunuyor mu?
GÜNDÜZ KUŞAĞI: YEMEK, GELİN, KAYINVALİDE VE EV EŞYALARI
Günün büyük bölümünde ekranlarda yemek yapan yarışmacıları, gelinlerin birbirleriyle rekabetini, kayınvalidelerin yorumlarını, evlerin düzenini ve ev eşyalarının değerlendirilmesini izliyoruz.
Bir yanda yemeklerin puanlandığı, diğer yanda aile ilişkilerinin tartışıldığı programlar…
Peki gençlerimiz bu programlardan ne öğreniyor? Çocuklarımız ekran karşısında büyürken hangi kültürel birikimle karşılaşıyor? Bir toplumun geleceğini emanet edeceği nesiller, televizyon ekranlarında hangi örnekleri görüyor?
Bir yemek programı, yalnızca kimin daha güzel yemek yaptığı üzerinden ilerlemek zorunda değildir. Anadolu mutfağının tarihini, yöresel yemekleri, unutulmaya yüz tutmuş tarifleri, sağlıklı beslenme kültürünü ve geleneksel sofra adabını da anlatabilir.
Bir ev programı, yalnızca koltuk takımını, halıyı, perdeyi ve mobilyayı değerlendirmek yerine ev ekonomisini, tasarrufu, üretimi, el sanatlarını ve aile bütçesini de öğretebilir.
Bir gelin programı, gelin ile kayınvalide arasındaki rekabeti büyütmek yerine aile içi iletişimi, karşılıklı saygıyı, hoşgörüyü ve kuşaklar arası dayanışmayı gündeme taşıyabilir.
Yani mesele programların konusu değil, işleniş biçimidir.
AKŞAM EKRANLARI: TARTIŞMA, REKABET VE YAPAY GÜNDEMLER
Akşam saatlerinde televizyonun karşısına geçtiğimizde de farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Birbirine benzeyen dizi senaryoları, sürekli tekrarlanan çatışmalar, bitmeyen yarışmalar ve her konuda söz sahibi olduğunu düşünen yorumcular…
Bazen bir konuyu anlamadan hüküm veren, dinlemeden konuşan, karşısındakini anlamak yerine susturmaya çalışan tartışma anlayışı ekranlara taşınıyor.
Toplum olarak zaten yeterince kutuplaşma, iletişim sorunu ve hoşgörü eksikliği yaşarken televizyon ekranlarında da sürekli tartışma ve gerilim görmek ne kadar doğru?
Bir tartışma programı elbette yapılmalıdır. Fakat tartışmanın amacı insanları birbirine düşürmek değil, farklı düşünceleri bir araya getirerek doğruyu aramak olmalıdır.
Her konuda bilgisi varmış gibi konuşan insanların yerine, alanında uzman, araştıran, okuyan, belgeye dayalı konuşan ve topluma bilgi kazandıran kişilere daha fazla yer verilmelidir.
Çünkü bilgi sahibi olmak başka, fikir sahibi olmak başkadır. Her konuda konuşmak, her konuda bilgi sahibi olmak anlamına gelmez.
REYTİNG Mİ, TOPLUMSAL SORUMLULUK MU?
Televizyon kanallarının ticari kuruluşlar olduğunu biliyoruz. İzlenmek, reklam almak ve ekonomik olarak ayakta kalmak zorundalar. Ancak yayıncılığın tek ölçüsü reyting olursa toplumsal sorumluluk geri planda kalır.
Bir program milyonlarca kişi tarafından izleniyor olabilir. Fakat izlenme oranının yüksek olması, o programın topluma faydalı olduğu anlamına gelmez.
Asıl başarı, insanların ekran başında geçirdiği zamanı anlamlı hâle getirebilmektir.
Bir televizyon programı bittiğinde izleyici kendisine yeni bir bilgi katmış mı? Bir kitap okumaya yönelmiş mi? Tarihini, kültürünü, sanatını merak etmiş mi? Çocuklarıyla daha sağlıklı iletişim kurmayı öğrenmiş mi? Toplumsal sorunlara farklı bir gözle bakabilmiş mi?
İşte yayıncılığın başarısı biraz da bu soruların cevaplarında aranmalıdır.
EKRANLARDA KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT NEDEN YOK?
Bu ülkenin anlatılacak binlerce yıllık tarihi, zengin bir halk kültürü, güçlü bir edebiyat birikimi, türküsü, şiiri, masalı, hikâyesi ve yetişmiş insan kaynağı var.
Anadolu'nun her köşesinde bir halk ozanı, bir şair, bir yazar, bir sanatçı, bir zanaatkâr ve anlatılmayı bekleyen nice hayat hikâyesi bulunuyor.
Peki bu insanlar televizyon ekranlarında ne kadar yer bulabiliyor?
Bir şairin şiirini anlattığı, bir yazarın kitabını tanıttığı, bir halk ozanının türküsünün hikâyesini paylaştığı, gençlerin edebiyatla buluştuğu programlar neden daha fazla yapılmıyor?
Köy kültürünü, yöresel değerleri, geleneksel el sanatlarını, unutulmaya yüz tutmuş meslekleri, halk oyunlarını ve kültürel mirasımızı anlatan yayınlar neden gündüz kuşağının önemli bir parçası olmasın?
Bir saatlik nitelikli edebiyat programı, bazen saatlerce süren anlamsız tartışmalardan çok daha kalıcı izler bırakabilir.
ÇOCUKLAR VE GENÇLER GELECEĞİ HANGİ EKRANDAN ÖĞRENECEK?
En önemli meselelerden biri de çocuklar ve gençlerdir.
Çocuklar yalnızca ailelerinin söylediklerinden değil, izlediklerinden de etkilenir. Gençler ise rol modellerini, yaşam biçimlerini ve dünyaya bakışlarını oluştururken medya içerikleriyle karşılaşırlar.
Eğer ekranlarda sürekli gösteriş, tüketim, rekabet, aşağılayıcı konuşmalar ve yapay başarı hikâyeleri öne çıkarılırsa gençlere hangi değerleri kazandırmayı bekliyoruz?
Gençlerimizin yalnızca popüler olmayı değil, üretmeyi; yalnızca tüketmeyi değil, paylaşmayı; yalnızca konuşmayı değil, dinlemeyi; yalnızca yarışmayı değil, birlikte başarmayı öğrenmesi gerekiyor.
Televizyon kanalları gençlere kitap okumayı, bilimsel düşünmeyi, araştırmayı, sanatla ilgilenmeyi ve toplumsal sorumluluk üstlenmeyi teşvik eden programlara daha fazla yer vermelidir.
Çünkü geleceğin güçlü toplumu, yalnızca teknolojiyi kullanan değil, düşünen, sorgulayan, üreten ve kültürünü koruyan nesillerle kurulabilir.
İNANÇ, AHLAK VE TOPLUMSAL DEĞERLER EKRANLARDA NASIL YER BULMALI?
Bir toplumun kültürel ve ahlaki değerleri, o toplumun ortak hafızasının önemli parçalarıdır. İnanç, aile, komşuluk, yardımlaşma, dürüstlük, merhamet, saygı ve sorumluluk gibi kavramlar günlük hayatın temel taşlarıdır.
Bu değerler yalnızca sözle anlatılmamalı, yaşamın içinden örneklerle gösterilmelidir.
Televizyon, farklı düşüncelere saygı duyan, insan onurunu koruyan, ayrımcılığı ve aşağılamayı teşvik etmeyen bir yayın anlayışını benimsemelidir.
Toplumsal değerlere katkı sunmak, insanlara tek bir düşünceyi dayatmak değildir. Farklılıklarla birlikte yaşamanın, karşılıklı saygının ve ortak insani değerlerin önemini anlatmaktır.
NASIL BİR TELEVİZYON İSTİYORUZ?
Artık televizyon yayıncılığında yeni bir anlayışa ihtiyaç var.
Gündüz kuşağında yemek yarışmalarının yanında Anadolu mutfağını ve kültürünü tanıtan programlar olmalı.
Gelin ve aile programlarında kavga ve rekabet yerine aile içi iletişim, dayanışma ve saygı işlenmeli.
Ev programlarında tüketim yerine tasarruf, üretim ve bilinçli yaşam anlatılmalı.
Akşam kuşağında gençleri bilim, teknoloji, tarih, edebiyat ve sanatla buluşturan içerikler artırılmalı.
Dizilerde şiddet ve çatışmanın yanında dürüstlük, emek, dostluk, aile bağları ve toplumsal sorumluluk da işlenmeli.
Yarışmalar yalnızca eğlenceye değil, bilgiye, yeteneğe, kültüre ve üretime de dayanmalı.
Tartışma programlarında bağıranların değil, bilenlerin ve çözüm üretenlerin sesi duyulmalı.
SON SÖZ: EKRANLAR BUGÜNÜ OYALAMASIN, YARINI AYDINLATSIN
Televizyon karşısında geçirilen saatler, aslında bir toplumun zamanından çalınan değil, doğru değerlendirildiğinde topluma geri kazandırılabilecek değerli zamanlardır.
Bugün ekranlarda neyi çoğaltırsak yarın toplumda onun izlerini görürüz. Sürekli tartışmayı çoğaltırsak tartışan, gösterişi çoğaltırsak tüketen, bilgisizce konuşmayı çoğaltırsak düşünmeden hüküm veren bir anlayışın yaygınlaşmasına zemin hazırlayabiliriz.
Ama bilimi, sanatı, edebiyatı, kültürü, ahlakı, insan sevgisini ve üretimi çoğaltırsak geleceğe daha güçlü bir toplum bırakabiliriz.
Burada sorumluluk yalnızca televizyon kanallarına ait değildir. Yapımcıların, sunucuların, senaristlerin, yayıncıların, ailelerin ve izleyicilerin de sorumluluğu vardır.
İzleyici olarak bizim de seçme gücümüz bulunuyor. Her izlenen programı başarılı, her çok konuşulan kişiyi değerli, her popüler içeriği faydalı kabul etmek zorunda değiliz.
Unutmayalım ki televizyon yalnızca bir ekran değildir; aynı zamanda bir kültür taşıyıcısıdır.
Bir ülkenin geleceği yalnızca okullarında değil, evlerinde açılan televizyon ekranlarında da şekillenir.
Bugün çocuklarımıza hangi ekran kültürünü sunuyoruz? Yarın onlardan nasıl bir toplum kurmalarını bekliyoruz?
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz televizyonu izleyerek mi zaman geçiriyoruz, yoksa televizyon bizi izlediğimiz içeriklerle başka bir topluma mı dönüştürüyor?
Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca ne ürettiğiyle değil, neyi izlediğiyle, neyi örnek aldığıyla ve neyi değerli gördüğüyle de ilgilidir.
Ekranlar eğlendirsin ama eğitirken de düşündürsün. Reyting kazandırsın ama kültürümüzü kaybettirmesin.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI
Ekleme
Tarihi: 05 Kasım 2026 -Perşembe
TELEVİZYON EKRANLARINDA NEYİ İZLİYORUZ, GELECEĞE NE BIRAKIYORUZ?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.