Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Köşe Yazarı
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
 

KOLTUK DEĞİL, HALKIN DERDİ ÖNEMLİ

Seçim bittiğinde sandık kapanır; rozet takılır, makamlar belirlenir ve görevler başlar. Ama asıl görev tam da o gün başlar. Belediye başkanlığı bir makam değildir. Belediye meclis üyeliği bir ayrıcalık değildir. Siyaset; kişisel menfaat sağlama, makam koruma veya parti içindeki konumu güçlendirme aracı hiç değildir. Bunların tamamı halka hizmet için verilmiş sorumluluklardır. Çünkü vatandaş oyunu yalnızca bir partiye, bir isme veya bir siyasi kimliğe vermez. Aynı zamanda kendisini temsil edecek insanlara emanet verir. O emanetin adı; yetkidir, sorumluluktur, hesap verebilirliktir ve en önemlisi halkın hakkıdır. Koltuklar Halkın Üzerinde Değil, Halkın Emanetidir Belediye başkanının temel görevi bellidir: Halkın ihtiyaçlarını dinlemek, belediye hizmetlerini adil ve düzenli şekilde yürütmek, kamu kaynaklarını doğru kullanmak ve şehrin yaşam kalitesini yükseltmek. Belediye meclis üyesinin görevi de bellidir: Halkın sorunlarını meclise taşımak, alınan kararlarda vatandaşın menfaatini gözetmek, belediye yönetimini denetlemek ve doğru kararların alınmasına katkı sağlamak. Peki bütün bunlar gerçekten yerine getiriliyor mu? İşte burada vatandaşın sorması gereken sorular başlıyor: Kim ne yaptı? Hangi sorun çözüldü? Hangi söz tutuldu? Hangi kaynak nereye harcandı? Vatandaşın hayatında ne değişti? Bu soruları sormak düşmanlık değildir. Eleştirmek nankörlük değildir. Hesap sormak siyasi kin değildir. Tam tersine, demokrasinin gereğidir. Parti Rozeti, Vatandaşın Derdinin Önüne Geçmemelidir Bir belediye başkanı hangi partiden seçilmiş olursa olsun, göreve başladıktan sonra yalnızca kendi partisinin seçmeninin başkanı değildir. Bir meclis üyesi hangi siyasi görüşten olursa olsun, yalnızca kendisine oy veren insanların temsilcisi değildir. Çünkü belediyenin sınırları içinde yaşayan herkes aynı hizmetten yararlanmak zorundadır. Aynı kaldırımda yürür, aynı yolu kullanır, aynı vergileri öder, aynı şehirde çocuk büyütür, aynı pazara gider, aynı ekonomik sıkıntılarla karşılaşabilir. O halde kamu hizmetinde vatandaşın siyasi kimliği neden belirleyici olsun? Oy verdiği parti farklı diye vatandaşın hakkı farklı mı olmalıdır? Elbette hayır. Kamu görevi kişisel veya parti menfaati için değil, kamu yararı için yapılmalıdır. Siyasetin En Büyük Hatası Siyasetin en büyük hatalarından biri, yapılan her eleştiriyi düşmanlık olarak görmektir. Bir vatandaş belediye yönetimini eleştiriyorsa, önce şu sorulmalıdır: “Neden böyle düşünüyor?” “Bizden değil” demek kolaydır. “Karşı tarafın adamı” demek kolaydır. “Partimize saldırıyor” demek kolaydır. Zor olan ise vatandaşın söylediklerini dinlemektir. Çünkü vatandaşın derdi çoğu zaman parti değildir. Vatandaşın derdi; bozuk yoldur, yüksek faturalardır, ulaşım masrafıdır, işsizliktir, pahalılıktır, temizliktir, altyapıdır, sosyal desteklerdir, çocuklarının geleceğidir. Vatandaş makam kavgası istemiyor; hizmet istiyor. Vatandaşın Oyu Çek Senedi Değildir Seçim zamanı vatandaşın kapısını çalmak, el sıkışmak, fotoğraf çektirmek, “Yanınızdayız” demek kolaydır. Asıl mesele seçimden sonra vatandaşın yanında olmaktır. Asıl mesele makam koltuğuna oturduktan sonra o koltuğun sorumluluğunu taşımaktır. Seçim döneminde vatandaşın sorunlarını dinleyip seçimden sonra vatandaşın sesini duymamak kabul edilebilir bir anlayış değildir. Çünkü vatandaşın oyu kimseye sınırsız yetki vermez. Vatandaş oy verir ama aynı zamanda denetler. Sorabilir, eleştirebilir, itiraz edebilir, bilgi isteyebilir, hesap sorabilir ve gerektiğinde yapılan yanlışları açıkça söyleyebilir. “Bizim Parti” Mantığı Kamu Yönetiminin Önüne Geçmeli Siyaset farklı görüşlerin yarıştığı bir alandır, bu normaldir. Ancak belediye yönetimi bir parti kulübü değildir. Belediye meclisi de parti taraftarlarının birbirleriyle mücadele ettiği bir arena olmamalıdır. Mecliste farklı düşünceler, farklı öneriler, farklı siyasi yaklaşımlar olabilir. Ama bütün tartışmaların sonunda sorulması gereken tek temel soru vardır: “Bu karar vatandaşın hayatına ne katacak?” Eğer bir karar vatandaşın yararınaysa desteklenmelidir, yanlışsa eleştirilmelidir. Kim önerdi diye bakmak yerine ne sonuç doğuracağına bakılmalıdır. Çünkü kamu yönetiminde önemli olan önerinin sahibinin kimliği değil, toplum üzerindeki etkisidir. Koltukta Oturmak Başarı Değildir Bir makamı kazanmak başarı olabilir. Ama o makamda oturmak tek başına başarı değildir. Başarı; vatandaşın sorununu çözebilmektir. Başarı; verilen sözü yerine getirebilmektir. Başarı; kamu kaynaklarını doğru kullanabilmektir. Başarı; vatandaşın karşısına çıkıp hesap verebilmektir. Başarı; eleştiriden kaçmak değil, eleştiriden ders çıkarabilmektir. Başarı; kendisine oy vermeyen vatandaşın da hakkını koruyabilmektir. Çünkü seçim kazanmak bir başlangıçtır, asıl sınav seçimden sonra başlar. Halk Sadece Seçim Günü Hatırlanmamalı Vatandaşın kapısını yalnızca seçim zamanı çalmak kolaydır. Asıl mesele seçim olmadığı zamanda da halkın arasında olmaktır. Pazarda vatandaşın yanında olmak, esnafın dükkânına girmek, emeklinin derdini dinlemek, gençlerin iş sorununu anlamak, çalışanın geçim mücadelesini görmek, anne babaların çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygılarını dinlemek... Bunlar makam odasından anlaşılmaz. Halkın hayatını anlamak için halkın arasına girmek gerekir. Sadece toplantı salonlarında değil, sokakta da vatandaşın sesini duymak gerekir. Ekonomiyi Sadece Rakamlarla Anlatmak Yetmez Bir vatandaş için ekonomi, yalnızca tablolar ve istatistiklerden ibaret değildir. Ekonomi; pazara gittiğinde filesini doldurabilmek, kirayı ödeyebilmek, faturaları karşılayabilmek, çocuğunun okul masrafını karşılayabilmek, ulaşım ücretini düşünmemek, sağlıklı beslenebilmek, ay sonunu borçlanmadan getirebilmek demektir. Emeklinin cebindeki para yetmiyorsa, çalışan maaşıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa, esnaf müşterinin alım gücü düştüğü için zorlanıyorsa, genç iş bulamıyorsa bunun gerçek hayatta bir karşılığı vardır. Vatandaşın mutfakta yaşadığı gerçeklik, siyasi tartışmaların üzerinde tutulmalıdır. Çünkü sofradaki sorun, sloganla çözülmez. Halk Partilerin Mücadele Alanı Değildir Vatandaşın birbirine düşürülmesinden siyaset kazanabilir ama toplum kazanmaz. “Sen onlardansın”, “Sen bizdensin”, “Sen bizim partilisin”, “Sen karşı taraftasın”... Bu anlayış toplumu bölmekten başka bir işe yaramaz. Farklı düşünmek suç değildir. Farklı partiye oy vermek suç değildir. Belediye yönetimini eleştirmek suç değildir. Yanlış gördüğünü söylemek suç değildir. Tam tersine, demokratik toplumun gücü farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesinden gelir. Farklı düşünmek düşman olmak değildir. Bugün Makamda Olan, Yarın Vatandaşın Arasında Olabilir Siyaset geçicidir. Makam geçicidir. Görev geçicidir. Çoğunluk geçicidir. Seçimler değişir, yönetimler değişir, partilerin gücü değişir. Ama vatandaş kalır, şehir kalır, çocuklar büyür, insanlar hayatlarına devam eder. Bu nedenle siyasetçinin bugün sahip olduğu makamı sonsuza kadar sürecekmiş gibi görmemesi gerekir. Çünkü koltuk insana ait değildir, koltuk millete aittir. Görev kişisel mülk değildir, görev halka karşı sorumluluktur. Vatandaşın Artık Sorması Gereken Sorular “Kim hangi partiden?”, “Kim kimin adamı?”, “Kim kiminle kavga ediyor?”, “Kim kime laf söyledi?”... Bunların hepsinden daha önemli sorular vardır: Ne yapıldı? Ne yapılmadı? Neden yapılmadı? Kamu kaynakları nasıl kullanıldı? Vatandaşın hayatı kolaylaştı mı? Verilen sözler tutuldu mu? Sorunlar gerçekten çözüldü mü? Kararlar şeffaf mı? Hesap verilebilirlik var mı? İşte kamu yönetiminin gerçek ölçüsü budur. Belediye Başkanı Halkın Üzerinde Değil, Halkın Hizmetindedir Belediye başkanı vatandaşın üstünde değildir. Meclis üyesi vatandaşın üstünde değildir. Muhtar vatandaşın üstünde değildir. Milletvekili vatandaşın üstünde değildir. Hiçbir siyasi makam vatandaşın üstünde değildir. Tam tersine, kamu görevi vatandaşa karşı sorumluluk anlamına gelir. Bu nedenle vatandaşın karşısına çıkıp hesap vermekten korkmamak gerekir. Eleştiriden rahatsız olmak yerine eleştirinin nedenini anlamak gerekir. Çünkü iyi yönetim, alkışlarla değil; sorunların çözülmesiyle kendisini gösterir. Halkın Derdi Partilerden Büyüktür Bir anne çocuğunun geleceğini düşünürken hangi partinin ne dediğini değil, çocuğunun yarınını düşünür. Bir emekli pazara gittiğinde siyasi sloganlara değil, sebzenin fiyatına bakar. Bir işçi maaşını aldığında parti propagandasına değil, evinin ihtiyaçlarına bakar. Bir genç iş ararken siyasi tartışmadan önce kendi geleceğini düşünür. Bir esnaf kepenk açarken günün sonunda dükkânını nasıl ayakta tutacağını düşünür. İşte siyasetçinin görmesi gereken gerçek hayat budur. Halkın hayatı, siyasi polemiklerden ibaret değildir. Son Söz Kimse makamı kendisinin sanmasın. Kimse aldığı oyu kişisel güç olarak görmesin. Kimse kendisini eleştiren vatandaşı düşman olarak görmesin. Kimse parti kimliğini kamu hizmetinin önüne koymasın. Çünkü seçim sandığı vatandaşın iradesidir. O makam vatandaşın emanetiyle kazanılmıştır. O bütçe vatandaşın kaynaklarıdır. O hizmet vatandaşın hakkıdır. Ve o görev vatandaşın karşısında hesap vermeyi gerektirir. Partiler, başkanlar, meclis üyeleri, iktidarlar, siyasi dengeler değişebilir. Ama vatandaşın hakkı, adalet talebi, hizmet talebi, huzur talebi, şeffaflık talebi ve çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygısı değişmez. Bu nedenle artık mesele “Kim bizim partiden?” olmamalıdır. Mesele; “Kim görevini hakkıyla yapıyor, kim vatandaşın sesini dinliyor, kim kamu kaynaklarını doğru kullanıyor, kim yaptığı işin hesabını verebiliyor?” sorusudur. Çünkü halkın verdiği oy, kimseye sonsuz yetki vermez. Oy vermek teslim olmak değildir. Vatandaş olmak susmak değildir. Demokrasi sadece seçim günü sandığa gitmek değildir. Demokrasi; sormaktır, sorgulamaktır, eleştirmektir, denetlemektir ve kamu görevlilerinden hesap verebilirlik istemektir. Koltuklar, makamlar, partiler ve siyasetçiler gelip geçer. Ama halk burada kalır, şehir burada kalır, çocuklarımız burada büyür, biz burada yaşamaya devam ederiz. O halde siyasetin merkezinde koltuk değil, insan olmalıdır. Parti menfaati değil, kamu yararı esas alınmalıdır. Kişisel çıkar değil, vatandaşın hakkı korunmalıdır. Ve hiçbir siyasi hesap, halkın gerçek sorunlarının önüne geçirilmemelidir. Koltuk değil, halkın derdi önemli. Makam değil, hizmet önemli. Parti menfaati değil, kamu yararı önemli. Çünkü o koltukların sahibi siyasetçiler değil, milletin emanetidir. Mahmut ÇİÇEKDAĞI
Ekleme Tarihi: 23 Eylül 2026 -Çarşamba

KOLTUK DEĞİL, HALKIN DERDİ ÖNEMLİ

Seçim bittiğinde sandık kapanır; rozet takılır, makamlar belirlenir ve görevler başlar. Ama asıl görev tam da o gün başlar.

Belediye başkanlığı bir makam değildir. Belediye meclis üyeliği bir ayrıcalık değildir. Siyaset; kişisel menfaat sağlama, makam koruma veya parti içindeki konumu güçlendirme aracı hiç değildir. Bunların tamamı halka hizmet için verilmiş sorumluluklardır.

Çünkü vatandaş oyunu yalnızca bir partiye, bir isme veya bir siyasi kimliğe vermez. Aynı zamanda kendisini temsil edecek insanlara emanet verir. O emanetin adı; yetkidir, sorumluluktur, hesap verebilirliktir ve en önemlisi halkın hakkıdır.

Koltuklar Halkın Üzerinde Değil, Halkın Emanetidir

Belediye başkanının temel görevi bellidir: Halkın ihtiyaçlarını dinlemek, belediye hizmetlerini adil ve düzenli şekilde yürütmek, kamu kaynaklarını doğru kullanmak ve şehrin yaşam kalitesini yükseltmek.

Belediye meclis üyesinin görevi de bellidir: Halkın sorunlarını meclise taşımak, alınan kararlarda vatandaşın menfaatini gözetmek, belediye yönetimini denetlemek ve doğru kararların alınmasına katkı sağlamak.

Peki bütün bunlar gerçekten yerine getiriliyor mu? İşte burada vatandaşın sorması gereken sorular başlıyor: Kim ne yaptı? Hangi sorun çözüldü? Hangi söz tutuldu? Hangi kaynak nereye harcandı? Vatandaşın hayatında ne değişti?

Bu soruları sormak düşmanlık değildir. Eleştirmek nankörlük değildir. Hesap sormak siyasi kin değildir. Tam tersine, demokrasinin gereğidir.

Parti Rozeti, Vatandaşın Derdinin Önüne Geçmemelidir

Bir belediye başkanı hangi partiden seçilmiş olursa olsun, göreve başladıktan sonra yalnızca kendi partisinin seçmeninin başkanı değildir. Bir meclis üyesi hangi siyasi görüşten olursa olsun, yalnızca kendisine oy veren insanların temsilcisi değildir.

Çünkü belediyenin sınırları içinde yaşayan herkes aynı hizmetten yararlanmak zorundadır. Aynı kaldırımda yürür, aynı yolu kullanır, aynı vergileri öder, aynı şehirde çocuk büyütür, aynı pazara gider, aynı ekonomik sıkıntılarla karşılaşabilir.

O halde kamu hizmetinde vatandaşın siyasi kimliği neden belirleyici olsun? Oy verdiği parti farklı diye vatandaşın hakkı farklı mı olmalıdır? Elbette hayır. Kamu görevi kişisel veya parti menfaati için değil, kamu yararı için yapılmalıdır.

Siyasetin En Büyük Hatası

Siyasetin en büyük hatalarından biri, yapılan her eleştiriyi düşmanlık olarak görmektir. Bir vatandaş belediye yönetimini eleştiriyorsa, önce şu sorulmalıdır: “Neden böyle düşünüyor?”

“Bizden değil” demek kolaydır. “Karşı tarafın adamı” demek kolaydır. “Partimize saldırıyor” demek kolaydır. Zor olan ise vatandaşın söylediklerini dinlemektir.

Çünkü vatandaşın derdi çoğu zaman parti değildir. Vatandaşın derdi; bozuk yoldur, yüksek faturalardır, ulaşım masrafıdır, işsizliktir, pahalılıktır, temizliktir, altyapıdır, sosyal desteklerdir, çocuklarının geleceğidir. Vatandaş makam kavgası istemiyor; hizmet istiyor.

Vatandaşın Oyu Çek Senedi Değildir

Seçim zamanı vatandaşın kapısını çalmak, el sıkışmak, fotoğraf çektirmek, “Yanınızdayız” demek kolaydır. Asıl mesele seçimden sonra vatandaşın yanında olmaktır. Asıl mesele makam koltuğuna oturduktan sonra o koltuğun sorumluluğunu taşımaktır.

Seçim döneminde vatandaşın sorunlarını dinleyip seçimden sonra vatandaşın sesini duymamak kabul edilebilir bir anlayış değildir. Çünkü vatandaşın oyu kimseye sınırsız yetki vermez. Vatandaş oy verir ama aynı zamanda denetler. Sorabilir, eleştirebilir, itiraz edebilir, bilgi isteyebilir, hesap sorabilir ve gerektiğinde yapılan yanlışları açıkça söyleyebilir.

“Bizim Parti” Mantığı Kamu Yönetiminin Önüne Geçmeli

Siyaset farklı görüşlerin yarıştığı bir alandır, bu normaldir. Ancak belediye yönetimi bir parti kulübü değildir. Belediye meclisi de parti taraftarlarının birbirleriyle mücadele ettiği bir arena olmamalıdır.

Mecliste farklı düşünceler, farklı öneriler, farklı siyasi yaklaşımlar olabilir. Ama bütün tartışmaların sonunda sorulması gereken tek temel soru vardır: “Bu karar vatandaşın hayatına ne katacak?”

Eğer bir karar vatandaşın yararınaysa desteklenmelidir, yanlışsa eleştirilmelidir. Kim önerdi diye bakmak yerine ne sonuç doğuracağına bakılmalıdır. Çünkü kamu yönetiminde önemli olan önerinin sahibinin kimliği değil, toplum üzerindeki etkisidir.

Koltukta Oturmak Başarı Değildir

Bir makamı kazanmak başarı olabilir. Ama o makamda oturmak tek başına başarı değildir.

Başarı; vatandaşın sorununu çözebilmektir. Başarı; verilen sözü yerine getirebilmektir. Başarı; kamu kaynaklarını doğru kullanabilmektir. Başarı; vatandaşın karşısına çıkıp hesap verebilmektir. Başarı; eleştiriden kaçmak değil, eleştiriden ders çıkarabilmektir. Başarı; kendisine oy vermeyen vatandaşın da hakkını koruyabilmektir.

Çünkü seçim kazanmak bir başlangıçtır, asıl sınav seçimden sonra başlar.

Halk Sadece Seçim Günü Hatırlanmamalı

Vatandaşın kapısını yalnızca seçim zamanı çalmak kolaydır. Asıl mesele seçim olmadığı zamanda da halkın arasında olmaktır.

Pazarda vatandaşın yanında olmak, esnafın dükkânına girmek, emeklinin derdini dinlemek, gençlerin iş sorununu anlamak, çalışanın geçim mücadelesini görmek, anne babaların çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygılarını dinlemek... Bunlar makam odasından anlaşılmaz. Halkın hayatını anlamak için halkın arasına girmek gerekir. Sadece toplantı salonlarında değil, sokakta da vatandaşın sesini duymak gerekir.

Ekonomiyi Sadece Rakamlarla Anlatmak Yetmez

Bir vatandaş için ekonomi, yalnızca tablolar ve istatistiklerden ibaret değildir. Ekonomi; pazara gittiğinde filesini doldurabilmek, kirayı ödeyebilmek, faturaları karşılayabilmek, çocuğunun okul masrafını karşılayabilmek, ulaşım ücretini düşünmemek, sağlıklı beslenebilmek, ay sonunu borçlanmadan getirebilmek demektir.

Emeklinin cebindeki para yetmiyorsa, çalışan maaşıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa, esnaf müşterinin alım gücü düştüğü için zorlanıyorsa, genç iş bulamıyorsa bunun gerçek hayatta bir karşılığı vardır. Vatandaşın mutfakta yaşadığı gerçeklik, siyasi tartışmaların üzerinde tutulmalıdır. Çünkü sofradaki sorun, sloganla çözülmez.

Halk Partilerin Mücadele Alanı Değildir

Vatandaşın birbirine düşürülmesinden siyaset kazanabilir ama toplum kazanmaz. “Sen onlardansın”, “Sen bizdensin”, “Sen bizim partilisin”, “Sen karşı taraftasın”... Bu anlayış toplumu bölmekten başka bir işe yaramaz.

Farklı düşünmek suç değildir. Farklı partiye oy vermek suç değildir. Belediye yönetimini eleştirmek suç değildir. Yanlış gördüğünü söylemek suç değildir. Tam tersine, demokratik toplumun gücü farklı düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesinden gelir. Farklı düşünmek düşman olmak değildir.

Bugün Makamda Olan, Yarın Vatandaşın Arasında Olabilir

Siyaset geçicidir. Makam geçicidir. Görev geçicidir. Çoğunluk geçicidir. Seçimler değişir, yönetimler değişir, partilerin gücü değişir. Ama vatandaş kalır, şehir kalır, çocuklar büyür, insanlar hayatlarına devam eder.

Bu nedenle siyasetçinin bugün sahip olduğu makamı sonsuza kadar sürecekmiş gibi görmemesi gerekir. Çünkü koltuk insana ait değildir, koltuk millete aittir. Görev kişisel mülk değildir, görev halka karşı sorumluluktur.

Vatandaşın Artık Sorması Gereken Sorular

“Kim hangi partiden?”, “Kim kimin adamı?”, “Kim kiminle kavga ediyor?”, “Kim kime laf söyledi?”... Bunların hepsinden daha önemli sorular vardır:

  • Ne yapıldı?

  • Ne yapılmadı?

  • Neden yapılmadı?

  • Kamu kaynakları nasıl kullanıldı?

  • Vatandaşın hayatı kolaylaştı mı?

  • Verilen sözler tutuldu mu?

  • Sorunlar gerçekten çözüldü mü?

  • Kararlar şeffaf mı?

  • Hesap verilebilirlik var mı?

İşte kamu yönetiminin gerçek ölçüsü budur.

Belediye Başkanı Halkın Üzerinde Değil, Halkın Hizmetindedir

Belediye başkanı vatandaşın üstünde değildir. Meclis üyesi vatandaşın üstünde değildir. Muhtar vatandaşın üstünde değildir. Milletvekili vatandaşın üstünde değildir. Hiçbir siyasi makam vatandaşın üstünde değildir.

Tam tersine, kamu görevi vatandaşa karşı sorumluluk anlamına gelir. Bu nedenle vatandaşın karşısına çıkıp hesap vermekten korkmamak gerekir. Eleştiriden rahatsız olmak yerine eleştirinin nedenini anlamak gerekir. Çünkü iyi yönetim, alkışlarla değil; sorunların çözülmesiyle kendisini gösterir.

Halkın Derdi Partilerden Büyüktür

Bir anne çocuğunun geleceğini düşünürken hangi partinin ne dediğini değil, çocuğunun yarınını düşünür. Bir emekli pazara gittiğinde siyasi sloganlara değil, sebzenin fiyatına bakar. Bir işçi maaşını aldığında parti propagandasına değil, evinin ihtiyaçlarına bakar. Bir genç iş ararken siyasi tartışmadan önce kendi geleceğini düşünür. Bir esnaf kepenk açarken günün sonunda dükkânını nasıl ayakta tutacağını düşünür.

İşte siyasetçinin görmesi gereken gerçek hayat budur. Halkın hayatı, siyasi polemiklerden ibaret değildir.

Son Söz

Kimse makamı kendisinin sanmasın. Kimse aldığı oyu kişisel güç olarak görmesin. Kimse kendisini eleştiren vatandaşı düşman olarak görmesin. Kimse parti kimliğini kamu hizmetinin önüne koymasın.

Çünkü seçim sandığı vatandaşın iradesidir. O makam vatandaşın emanetiyle kazanılmıştır. O bütçe vatandaşın kaynaklarıdır. O hizmet vatandaşın hakkıdır. Ve o görev vatandaşın karşısında hesap vermeyi gerektirir.

Partiler, başkanlar, meclis üyeleri, iktidarlar, siyasi dengeler değişebilir. Ama vatandaşın hakkı, adalet talebi, hizmet talebi, huzur talebi, şeffaflık talebi ve çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygısı değişmez.

Bu nedenle artık mesele “Kim bizim partiden?” olmamalıdır. Mesele; “Kim görevini hakkıyla yapıyor, kim vatandaşın sesini dinliyor, kim kamu kaynaklarını doğru kullanıyor, kim yaptığı işin hesabını verebiliyor?” sorusudur.

Çünkü halkın verdiği oy, kimseye sonsuz yetki vermez. Oy vermek teslim olmak değildir. Vatandaş olmak susmak değildir. Demokrasi sadece seçim günü sandığa gitmek değildir. Demokrasi; sormaktır, sorgulamaktır, eleştirmektir, denetlemektir ve kamu görevlilerinden hesap verebilirlik istemektir.

Koltuklar, makamlar, partiler ve siyasetçiler gelip geçer. Ama halk burada kalır, şehir burada kalır, çocuklarımız burada büyür, biz burada yaşamaya devam ederiz.

O halde siyasetin merkezinde koltuk değil, insan olmalıdır. Parti menfaati değil, kamu yararı esas alınmalıdır. Kişisel çıkar değil, vatandaşın hakkı korunmalıdır. Ve hiçbir siyasi hesap, halkın gerçek sorunlarının önüne geçirilmemelidir.

Koltuk değil, halkın derdi önemli.

Makam değil, hizmet önemli.

Parti menfaati değil, kamu yararı önemli.

Çünkü o koltukların sahibi siyasetçiler değil, milletin emanetidir.

Mahmut ÇİÇEKDAĞI

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.