Orta Doğu bir kez daha dünya siyasetinin merkezine oturmuş durumda. İran’da haftalardır süren kitlesel protestolar ve buna eşlik eden sert güvenlik politikaları, ABD’nin bölgeye yönelik tutumunu yeniden sertleştirdi. Washington’dan gelen açıklamalar tehdit dozunu yükseltirken, ABD ordusu sahadaki varlığını yeniden yapılandırıyor; bazı noktalarda askerî çekilmeler gündeme geliyor. Aynı süreçte, İran’la ticari ilişki sürdüren ülkelere yüzde 25 ek tarife uygulanabileceği yönündeki mesajlar, özellikle Türkiye açısından ciddi bir ekonomik risk anlamına geliyor.
Ankara ise tam bu noktada zor bir denklemin içinde. Enerji maliyetleri ile jeopolitik baskılar aynı anda yönetilmek zorunda. Türkiye’nin doğal gaz ithalatında İran’ın hâlâ önemli bir paya sahip olması, olası yaptırım ve tarifelerin etkisini daha da kritik hale getiriyor. Şimdilik sınır ticareti ve enerji akışı devam etse de belirsizlik, ekonomik kararların üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturuyor.
ABD–İran gerilimi her tırmandığında petrol ve doğal gaz fiyatları da buna paralel dalgalanıyor. Küresel enerji piyasaları, Orta Doğu’dan gelen her haberle yön değiştirirken, enerji ithalatçısı ülkeler bu oynaklıktan doğrudan etkileniyor. Türkiye açısından bu dalgalanmanın ilk yansıdığı alan ise döviz kuru oluyor. Doların güçlenmesi, ithalat faturalarını kabartıyor; bu da enflasyon üzerinden vatandaşın gündelik hayatına kadar uzanan bir zincirleme etki yaratıyor.
Türkiye’nin bu süreçteki diplomatik duruşu ise yalnızca ekonomik hesaplara dayanmıyor. Ankara, askeri müdahalelere karşı mesafeli bir çizgi izleyerek bölgesel istikrar vurgusu yapıyor ve müzakere kanallarının açık tutulması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin hem Washington hem de Tahran ile ilişkilerinde denge arayışını yansıtan klasik bir “ince ayar” siyaseti olarak okunabilir.
Öte yandan Türkiye, enerji alanında tek bir kaynağa bağımlı kalmamak için alternatifler üzerinde çalışıyor. LNG yatırımları, farklı tedarikçi ülkelerle yapılan anlaşmalar ve ABD gibi yeni aktörlerle enerji iş birlikleri, uzun vadede bu kırılganlığı azaltma hedefinin bir parçası olarak öne çıkıyor.
Bugün petrol fiyatları, dolar kuru ve küresel jeopolitik gerilimler Türkiye için birbirinden bağımsız başlıklar değil. Ankara, Orta Doğu’daki karmaşık tabloyu ticari çıkarlarıyla uyumlu hale getirmek zorunda. Ancak bu, sadece rakamları yönetmekten ibaret değil; aynı zamanda küresel güç mücadelesi içinde doğru siyasi pozisyonu alabilme meselesi.
Türkiye’nin bu masadan güçlü kalkabilmesi, enerji tedarikinde çeşitliliği artırırken diplomatik manevra alanını korumasına bağlı. Petrolün yönünü çatışmalar belirlerken, doların yükselişi ekonomiyi test ediyor. Bu üçlü denklemde başarı, ticaret kadar barışı da gözeten bir stratejiyle mümkün görünüyor. SAYGILARIMLA…
FERHAT DOLAŞ.