
Hiç bu kadar hızlı yaşayıp, bu kadar geç kalmış hissetmemiştik.
Kimse yerinde durmuyor.
Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor.
Ama kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor.
Sabah başlıyor koşu.
Gün bitiyor yorgunlukla.
Ve insan, günün sonunda içinden sessizce şunu soruyor:
Bugün neye yetiştim?
Modern hayat, insana sürekli geç kalıyormuş hissi verir.
Yapılacaklar bitmez,
zaman yetmez,
insan kendine yetemez.
Bir işi bitirirsin,
hemen yenisi başlar.
Bir hedefe ulaşırsın,
hemen bir yenisi konur önüne.
Sanki hayat bir çizgi değil,
hiç durmayan bir banttır.
Ve sen o bandın üstünde
sürekli koşmak zorundasındır.
Durursan düşecekmişsin gibi…
İşte en büyük yanılgı da burada başlar.
Çünkü insan düşmekten değil,
durmaktan korkmaya başlar.
Oysa durmak, kaybetmek değildir.
Ama bize öyle öğretildi.
Boş kalırsan değersizsin,
yavaşlarsan geri kalmışsın,
dinlenirsen zayıfsın…
Bu yüzden insan artık yorulduğunu bile kabul edemiyor.
Çünkü yorgunluk bile bir eksiklik gibi gösteriliyor.
Ama gerçek şu:
İnsan çalışmaktan yorulmaz.
İnsan yetişmeye çalışmaktan yorulur.
Ve bu yorgunluk sessizdir.
Ne doktora gider,
ne dile gelir.
Ama insanın içini yavaş yavaş tüketir.
Bir süre sonra fark edersin:
Hiçbir şeye geç kalmamışsındır aslında…
Sadece kendine yetişememişsindir.
Çünkü hayat, hızlanan bir şey değildir.
Hayat, fark edilen bir şeydir.
Ama biz fark etmek yerine
yetişmeye çalışıyoruz.
Bir yerlere…
bir beklentiye…
bir başkasının hayatına…
Ve o sırada en önemli şeyi kaçırıyoruz:
Yaşadığımız anı.
Belki de artık kendimize dürüstçe sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz,
yoksa sadece yetişmeye mi çalışıyoruz?
Çünkü insan bazen her şeye yetişir…
ama kendine geç kalır.
Ve bazı geç kalışların telafisi yoktur.
Cengiz ÇETİK