Hayat bazen bize masallar anlatır.
Gerçeklerin ağır yükünü taşımamamız için…
Kimi zaman korkularımızı süslü cümlelerle örter, kimi zaman da bize sahte umutlar sunar.
Birileri masal anlatır, biz de inanmak isteriz. Çünkü gerçekle yüzleşmek bazen masal dinlemekten çok daha zor gelir.
Ama şunu da unutmamak gerekir:
Masallar insanı uyutur, gerçekler ise uyandırır.
Ve bir toplum, sürekli uyutulduğu masallarla yaşamaya devam ederse, en çok da uyanmayı unutur.
Çocukken masallarla uyutulduk. Karanlıktan korkmayalım diye bize öcüler anlatıldı, masalsı kahramanlar gösterildi. Uslu durmamız için “Kötü kurt var, dikkat et”, “Öcü gelir, uslu dur” diye uyarıldık. Biz de inandık. Çünkü çocuk yüreği, masallarla daha kolay ikna olur. Masalların amacı belki bizi korumaktı ama en çok da uyutmaya yaradı.
Bugün bakıyorum da, büyüdüğümüzde de çok şey değişmedi. Sadece masalların kahramanları değişti. Artık hayatımıza yön veren sözler başka ama yöntem aynı: “Sorgulama, felaket olur”, “Bunu bilme, yükün ağırlaşır”, “İnan, aksi tehlikelidir.” Çocukken öcüyle korkutuluyorduk, büyüyünce farklı isimlerle. Gerçeklerin üzeri hep bir “masalsı perde” ile örtüldü.
Peki neden?
Toplumların da masallarla uyutulduğunu düşünüyorum bazen. Gerçekler ağırdır, sorgulayan gözler rahatsız eder. O yüzden süslü sözlerle örtülür, “büyük resim” anlatılarıyla perdelenir. İnsanlar gerçeği görmesin, uyumaya devam etsin diye… Belki de asıl korku; uyanan bir toplumun masalları değil, gerçeği dinlemesi. Çünkü gerçeği gören insan masala inanmaz, masala inanmayan insan da kandırılmaz. Gerçeğe bakan insan da sorgular, anlar, hesap sorar. Ve hiçbir düzen, sorgulayan gözlerden hoşlanmaz.
Bazen kendi kendime soruyorum:
Biz gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa hâlâ anlatılan bir masalın içinde mi sürükleniyoruz? Ne kadarını gerçekten yaşıyoruz, ne kadarı başkalarının anlattığı bir masal? Gördüğümüz, duyduğumuz, hatta inandığımız şeyler… Televizyonlarda, kürsülerde, gündelik sohbetlerde kulağımıza fısıldanan sözler… Hangisi hayatın gerçeği, hangisi bize sunulan bir hikâye?
Belki de en büyük cesaret, masalları dinlemeyi bırakıp, uyanıp gerçeğin çıplak yüzüne bakabilmektir. Çünkü hayat, masallarla değil; yüzleştiğimiz gerçeklerle yeniden kurulabilir. Masallar insanı uyutur, gerçekler uyandırır. Ve biz, uyanmadan hiçbir masaldan kurtulamayız.
Cengiz ÇETİK-18/08/2025-Finike