Bir sınıfa giriyorsunuz.
Defterler açık, kalemler hazır.
Ama bazı yüzlerde görünmeyen bir şey var:
Yorgunluk.
Bugünün öğrencileri yalnızca ders çalışmıyor.
Aynı zamanda sürekli bir yarışın içinde koşuyor.
Sınavlar, notlar, kıyaslamalar…
Bir öğrencinin değeri çoğu zaman aldığı notla ölçülüyor.
Bir sınav sonucu, bir çocuğun bütün emeğinin önüne geçebiliyor.
Ve fark edilmeden bir şey oluşuyor:
Sessiz bir baskı.
Kimse yüksek sesle söylemiyor belki,
ama herkes hissediyor:
“Daha iyi olmalıyım.”
“Daha yüksek not almalıyım.”
“Geri kalmamalıyım.”
Ama bu yarışın içinde gözden kaçan bir şey var.
Her çocuk aynı hızda ilerlemez.
Her çocuk aynı şekilde öğrenmez.
Ama sistem çoğu zaman hepsinden aynı sonucu bekler.
İşte tam burada bir kırılma başlıyor.
Çocuk çalışıyor…
Ama yetmiyor gibi hissediyor.
Başarıyor…
Ama yeterli gelmiyor.
Ve zamanla içten içe bir duygu büyüyor:
Yetişememe.
Oysa eğitim bir yarış değildir.
Bir yolculuktur.
Ama biz o yolculuğu bir sıralamaya dönüştürdük.
Birinci olanı alkışladık,
geri kalanları sessizce unuttuk.
En tehlikelisi de şu:
Başarı ile değer arasındaki fark yavaş yavaş kayboldu.
Oysa bir çocuğun değeri,
aldığı nottan çok daha büyüktür.
Bir insanı sadece sonuçlarla ölçmek,
onun içindeki potansiyeli görmemektir.
Bugün sınıflarda belki de en çok korunması gereken şey
öğrencilerin özgüvenidir.
Çünkü özgüven kırıldığında,
başarı da anlamını kaybeder.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz çocukları gerçekten eğitiyor muyuz,
yoksa sadece yarıştırıyor muyuz?
Çünkü bir yerde bir şey ters gidiyorsa,
onu görmezden gelmek çözüm değildir.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek var:
Notlar yükselirken,
özgüven düşüyorsa…
Bir yerde denge kaçmıştır.
Cengiz ÇETİK