Bir sınıfa ilk kez girdiğinizde fark edersiniz:
Orada sadece çocuklar yoktur. Umutlar vardır, endişeler vardır, gelecek vardır. Ve o gelecek, bir süreliğine size emanettir.
Tahtaya ilk tebeşiri dokundurduğunuzda, sesinizdeki titreşimden anlarsınız:
Artık yalnız değilsiniz. Artık cümleleriniz, hayatlara iz bırakacak.
Öğretmensiniz. Ama sadece ders anlatmazsınız.
Kimi zaman bir anne gibi sarar, kimi zaman bir baba gibi korursunuz. Kimi zaman susar, sadece dinlersiniz.
Ve bilirsiniz ki her çocuk, size kendi hikâyesini yazdırmak için gelmiştir.
O çocuklara öylesine değil, emanet gözüyle bakarsınız.
Çünkü onlar size, bir ailenin, bir toplumun, bir milletin emanetiyle gelmiştir.
Gün gelir, yıllar geçer… O küçücük sandalyelere oturan minik bedenler, büyür.
Sınıfı, okulu, kenti terk ederler.
Ama siz kalırsınız. Yeni emanetlerle.
Her yıl yeniden başlarsınız; aynı azimle, aynı sabırla.
Ve her yıl yeniden vedalaşırsınız; sessizce, gururla, gözleriniz dolarak.
Bazen karşılık alamazsınız.
Bazen kıymetiniz bilinmez.
Bazen yorgun düşersiniz, kırılırsınız, içinize kapanırsınız.
Ama sonra, bir öğrencinin “Ben başardım öğretmenim” diyen sesiyle ayağa kalkarsınız.
Çünkü siz, o sesi duymak için varsınız.
Ve bu yüzden, hiçbir yorgunluk sizi pes ettirmez.
Çünkü bilirsiniz: Emanetiniz, geleceğe yürümektedir.
Öğretmenlik, bir makam değildir.
Bir hayat duruşudur.
Bir meslek değil; bir adanmışlıktır.
Ve her öğretmen, aslında bir süreliğine bulunduğu yerde bir emanetçidir.
Günü gelir emekli olur.
Günü gelir, yerini başkasına bırakır.
Ama onun verdiği emanet, yüreklerde, zihinlerde, hayatta bir yerlerde yaşamaya devam eder.
Tıpkı sizden önceki öğretmenin bıraktığı gibi…
Tıpkı sizden sonraki öğretmenin devralacağı gibi…
Eğer bir gün kendinize “Acaba iz bırakabildim mi?” diye sorarsanız,
Cevabı çocukların bakışlarında arayın.
Çünkü onların gözleri, sizin en büyük teşekkürünüzdür.
Sizin en kalıcı eserinizdir.
Ve unutmayın:
Bir öğretmen ölmez…
Emanetleriyle yaşar.
Cengiz ÇETİK- 4 Eylül 2025