Bugün 31 Ocak.
Bazı günler vardır; takvim yaprağı gibi çevrilmez, insanın içinden geçer.
Bugün onlardan biri.

Muammer Aksoy’un aramızdan ayrıldığı gün bugün.
Ama “öldürüldü” demek eksik kalıyor.
Çünkü bazı insanlar yalnızca hayattan koparılmaz; yarım bırakılır.
O yarım kalan yer ise bir toplumun vicdanında sızlamaya devam eder.
Bir sabah, evinin önünde, sıradan bir gün başlıyormuş gibi…
Oysa o an, düşünce tarihimizde ağır bir parantez açılıyordu.
Aksoy yalnızca bir akademisyen değildi;
sesi bir kürsüyle sınırlı değildi.
Hukukun diliydi onun sözü,
Cumhuriyet’in omurgasıydı duruşu.
O gün silahlar konuştuğunda,
yalnızca bir insan yere düşmedi.
Bir cümle yarım kaldı.
Bir uyarı, duyulmadan kaldı.
Bir “durun” kelimesi, zamanın içinde asılı kaldı.
Ama bazı cümleler vardır;
kanla yazılmasa da zamanın hafızasına kazınır.
Muammer Aksoy’un suçu yoktu.
Hatası da.
Asıl meselesi, fazla açık konuşmasıydı.
Bu topraklarda doğrular bazen bağırmaz;
ama zaman zaman duyulmakta zorlanır.
Ve bazı sesler, tam da bu yüzden rahatsız eder.
Bugün geriye dönüp bakınca,
onu anmanın kolay,
onu anlamanın zor olduğunu görüyoruz.
Bir fotoğrafına bakıp iç geçirmek yetmiyor.
Asıl soru şu:
Onun savunduğu ilkeleri, bugün hayatımızın neresinde tutuyoruz?
Yıllar sonra bile laikliği anlatma ihtiyacı hissediyorsak,
hukuku savunurken kelimelerimizi özenle seçiyorsak,
demek ki o gün yaşananlar yalnızca geçmişte kalmadı.
Düşünce hafızamızda derin bir iz olarak duruyor.
Bazı ölümler mezarlıkta bitmez.
Bazı insanlar toprağa verilmez;
zamanın içine yerleşir.
Muammer Aksoy da orada duruyor.
Her suskunlukta karşımıza çıkan bir soru gibi.
Her “bana dokunmayan” cümlesinde,
vicdanı hafifçe yoklayan bir hatırlatma gibi.
Bugün onu anmak,
yalnızca bir yazı kaleme almak değildir.
Asıl mesele, yarın neyi savunacağımızda saklıdır.
Çünkü Muammer Aksoy’u gerçekten anmak,
onun savunduğu değerleri hatırlamakla başlar.
Ve bazı sesler vardır…
Zaman geçse de silinmez.
Unutulsa da kaybolmaz.
Cengiz ÇETİK-Yazar