Hiç bu kadar bilgiye ulaşabildiğimiz bir zaman olmadı.
Bir telefon ekranı kadar uzağımızda dünya.
Bir dokunuşla haber, yorum, veri, analiz…
Her şey elimizin altında.
Ama garip bir şey var:
Bilgi arttıkça anlayış aynı hızla büyümüyor.
Okumadan yorum yapıyoruz.
Bir başlığı görüp hüküm veriyoruz.
Bir cümleyi bağlamından koparıp taraf oluyoruz.
Sanki bilgi çağında değil de
tepki çağında yaşıyoruz.
Bilgi, insanı derinleştirmeli.
Sorular sordurmalı.
Düşündürmeli.
Oysa çoğu zaman tam tersi oluyor.
Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça
anlamak için harcadığımız emek azaldı.
Bir yazıyı sonuna kadar okumadan karar veriyoruz.
Bir fikri dinlemeden karşı çıkıyoruz.
Bir konuyu araştırmadan kesin hükümler kuruyoruz.
Belki de sorun bilgi eksikliği değil.
Sorun, bilgiyi anlayışa dönüştürememek.
Çünkü bilgi, tek başına bilgelik değildir.
Anlayış olmadan yalnızca biriktirilmiş veridir.
Toplumları güçlü yapan şey sadece bilgi değildir.
Sağduyudur.
Dinleme becerisidir.
Anlama çabasıdır.
Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şu:
Gerçekten bilmiyor muyuz,
yoksa anlamak için durup düşünmüyor muyuz?
Çünkü bazen mesele bilgi eksikliği değil,
anlama sabrının kaybıdır.
CengizÇetik