
İnsan bazen yaşayamadıklarını yazar, bazen yaşadıklarından geriye kalanları... Kimi sözcükler bir hatıranın sessizliğinden doğar, kimileri henüz gerçekleşmemiş bir umudun kapısını aralar.
Hayat, hepimizin önüne birbirinden farklı yollar çıkarır.
Kimi yollarda sevinçlerimiz çiçek açar, kimilerinde içimize düşen hüzünler yıllarca büyür. Bazen yürüdüğümüz yolları kendimiz seçeriz, bazen de hiç istemediğimiz yol ayrımlarında buluruz kendimizi.
Ama ne olursa olsun, insanın içinde bir yerlerde sakladığı küçük bir ışık vardır.
Kimi ona umut der, kimi hayal...
Ben bazen o ışığın adını bir sözcükte bulurum.
Çünkü yazmak, benim için yalnızca bir hikâye anlatmak değildir.
Bazen söyleyemediklerimi sessizce söylemenin, bazen içimde biriken duygulara başka hayatlarda yer bulmanın yoludur.
Kâğıda düşen her sözcüğün ardında biraz yaşanmışlık, biraz özlem, biraz da hiç bitmeyen bir arayış vardır.
Ve insan, yazdıkça yalnızca yeni dünyalar kurmaz.
Bazen kendisine de yeniden rastlar.
Bir Çocuğun Gözlerinde Başlayan Yolculuk
Yıllarımı çocukların dünyasında geçirdim.
Küçücük ellerin ilk harfleri yazarken duyduğu heyecanı, bir sözcüğü okuyabildiklerinde gözlerinde beliren ışığı gördüm.
O anlarda hep aynı şeyi düşündüm:
Bir çocuk okumayı öğrendiğinde yalnızca harfleri birleştirmez; kendisine açılan görünmez kapıların anahtarını da eline alır.
O kapıların ardında kimi zaman uzak ülkeler, kimi zaman eski kaleler, kimi zaman da henüz kimsenin anlatmadığı hikâyeler vardır.
Belki de çocuklar için yazma isteğim, yıllar boyunca tanık olduğum o meraklı bakışlardan doğdu.
“Kötü Dağ'ın Çocukları – Eski Kalenin İzinde”, işte o dünyanın izlerini taşıyor.
Dört çocuğun gizemli bir kalenin çevresinde başlayan yolculuğu...
Biraz merak, biraz korku, biraz cesaret...
Ama hepsinden çok arkadaşlık.
Çünkü çocukluğun en güzel yanı, dünyanın bütün sırlarını çözemeyeceğini bilmeden her sırrın peşinden gidebilmektir.
Ve bazen bir çocuğun kurduğu hayal, yetişkinlerin unuttuğu cesareti yeniden hatırlatır.
Bazı Şehirler İnsanların İçinde Batar
Hayatın başka bir yüzü daha vardır.
Çocukluğun berrak gökyüzü zamanla bulutlanır. İnsan büyüdükçe yalnızca yaş almaz; anılar, kırgınlıklar, özlemler ve yarım kalmış hikâyeler de biriktirir.
Bazı vedalar vardır, üzerinden yıllar geçse de bitmez.
Bazı yüzler hafızamızdan silinmez.
Bazı sözcükler ise hiç söylenmediği için insanın içinde yaşamaya devam eder.
“Batık Şehir – Aşkın Tsunamisi”, biraz da bu duyguların kıyısında doğdu.
Bir şehir düşünün...
Sokaklarında anılar dolaşıyor, kıyılarında geçmişin ayak izleri duruyor.
Sonra bir gün deniz yükseliyor.
Yalnızca kıyıları, evleri, sokakları değil; insanların yıllardır güvenle sakladığı hayatları da sarsıyor.
Oysa bazen insanın içinde kopan fırtınalar, denizin dalgalarından çok daha sessizdir.
Kimse duymaz.
Kimse görmez.
Ama insan bilir.
Çünkü bazı şehirler haritalardan silinir, bazılarıysa insanın yüreğinde batmaya devam eder.
Ve bazen yeniden ayağa kalkmak, yıkılan bir şehri kurmaktan daha fazla cesaret ister.
Bir Kitabın Gerçek Yolculuğu
Bugün iki romanımın basılı olarak okurlarla buluşmasının sevincini yaşıyorum.
Elbette insan emek verdiği bir eseri eline aldığında farklı bir heyecan duyuyor.
Bir zamanlar zihninde dolaşan karakterlerin, gecenin sessizliğinde yazdığı cümlelerin, üzerinde defalarca düşündüğü sahnelerin artık bir kitabın sayfalarında yaşadığını görmek...
Bunun tarifsiz bir mutluluğu var.
Ama ben biliyorum ki bir kitabın gerçek yolculuğu, matbaadan çıktığı gün başlamaz.
Bir okur ilk sayfayı çevirdiğinde başlar.
Belki hiç tanımadığım bir çocuk, Kötü Dağ'ın eski kalesine doğru dört arkadaşla birlikte yürüyecek.
Belki hiç karşılaşmadığım biri, Batık Şehir'in satırlarında kendi geçmişinin kıyısına vuracak.
Belki bir cümlede duracak, kitabı kapatıp uzaklara bakacak.
Belki de yıllar önce unuttuğunu sandığı bir duyguyu yeniden hatırlayacak.
İşte bütün bunları düşünmek, yazmanın en güzel karşılığı.
Çünkü bir yazar, kitabını tamamladığında hikâyenin yalnızca kendisine ait olduğunu sanabilir.
Oysa bir kitap okurun eline geçtiği andan itibaren başka hayatların da parçası olur.
Her okur kendi anılarıyla okur.
Kendi yaralarıyla, sevinçleriyle, umutlarıyla...
Ve aynı kitap, her yürekte başka bir iz bırakır.
Sözcükler Bazen Bir Teşekkürdür
Bu yolculukta bir haberimi paylaşan, bir güzel söz söyleyen, kitaplarıma ilgi gösteren, desteğini esirgemeyen dostlarım oldu.
Kimi uzaktan bir mesaj gönderdi.
Kimi sevincime ortak oldu.
Kimi de hiç beklemediğim bir anda elini uzattı.
İnsan böyle zamanlarda, bir emeğin yalnızca kendisine ait olmadığını daha iyi anlıyor.
Çünkü hayatın içinde en çok da birbirimizin sevincine ortak olduğumuzda çoğalıyoruz.
Bana bu mutluluğu yaşatan herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Ve bugün, yeni bir yolculuğun eşiğinde, içimden geçen tek bir dilek var:
Yazdığım her kitap, hiç tanımadığım bir insanın hayatına küçücük de olsa güzel bir iz bırakabilsin.
Bir çocuğun hayal dünyasında yeni bir kapı açabilsin.
Bir yetişkinin unuttuğu bir umudu hatırlatabilsin.
Bir yüreğe dokunabilsin.
Çünkü yıllar geçer.
Günler birbirini kovalar.
Sevinçler de hüzünler de hayatın içinde yer değiştirir.
Ama bazen bir kitabın arasında unutulmuş tek bir cümle, yıllar sonra bile insanın karşısına çıkıp ona yeniden seslenebilir.
Belki de bu yüzden yazıyorum.
Bir gün birileri okusun diye değil yalnızca...
Bir gün, bir yerlerde, hiç tanımadığım bir insan kendisini yalnız hissettiğinde, sözcüklerim ona sessizce arkadaşlık edebilsin diye.
Ve kim bilir...
Belki bir kitabın en güzel kaderi, yazıldığı masada değil, hiç tanımadığı bir yürekte tamamlanmaktır.
Cengiz ÇETİK
Eğitimci – Şair – Yazar