Cengiz ÇETİK- Yazar, Şair, Eğitimci
Köşe Yazarı
Cengiz ÇETİK- Yazar, Şair, Eğitimci
 

BİR CUMHURİYET SIĞAR MI İNSANIN YÜREĞİNE?

Bazı sevgiler vardır, anlatmaya kelimeler yetmez. Bazı özlemler vardır, yıllar geçse de eksilmez. Bazı insanlar vardır, toprağın altında uyusalar da bir milletin yüreğinde yaşamaya devam ederler. Ve bazı günler vardır ki takvim yapraklarından çok daha fazlasıdır. 29 Ekim, işte böyle bir gündür. Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun, karanlığın içinden aydınlığa uzanan ellerinin, umutsuzluğa teslim olmayan yüreklerinin günüdür. Bugün Cumhuriyet'in 103. yıl dönümü. Dile kolay, yüz üç yıl... Bir insan ömründen uzun, bir milletin sonsuzluk yürüyüşünde ise henüz başlangıç sayılabilecek kadar kısa. Düşünüyorum da... Bir millet ne zaman gerçekten özgür olur? Toprakları düşman işgalinden kurtulduğunda mı? Bayrağı yeniden göklerde dalgalandığında mı? Yoksa insanları korkmadan düşünebildiğinde, konuşabildiğinde, kendi geleceğine karar verebildiğinde mi? Belki de hepsi... Ama bana sorarsanız Cumhuriyet, en çok da insanın başını eğmeden yaşayabilmesidir. Bir çocuğun gözlerindeki ışıktır Cumhuriyet. Bir kız çocuğunun okul kapısından içeri girerken taşıdığı hayaldir. Bir annenin evladına bakarken duyduğu güvendir. Bir öğretmenin kara tahtaya yazdığı ilk harftir. Ve bir milletin, kendi kaderini kendi elleriyle yazabilmesidir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; insanın insana kul olmadan yaşayabilme onurudur.   Bazen sınıfımda çocukların yüzlerine bakarım. Kimi gülümser, kimi düşüncelidir. Kimi bir sorunun yanıtını bulmak için parmak kaldırır, kimi henüz söyleyeceklerini içinde büyütür. Onların gözlerinde yarınları görürüm. Ve içimden sessizce bir teşekkür yükselir. Sana, Mustafa Kemal Atatürk... Çünkü o çocukların her birinin kendi geleceğini kurabilme umudunda senin açtığın yolun izleri vardır. Belki bugün bir çocuk doktor olmanın hayalini kuruyor. Bir başkası öğretmen, bir diğeri mühendis, sanatçı ya da bilim insanı olmak istiyor. Kim bilir, belki de sıralarda oturan o küçücük çocuklardan biri, yıllar sonra insanlığın karanlığına yeni bir ışık yakacak. İşte o zaman Cumhuriyet'in yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer olmadığını, her yeni kuşakta yeniden filizlenen bir umut olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir öğretmen olarak yıllarımı çocuklara harfleri, sayıları, bilgiyi öğretmeye verdim. Ama bugün dönüp baktığımda şunu daha iyi biliyorum: Çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras, ezberledikleri bilgilerden önce özgürce düşünebilme cesaretidir. Çünkü soru soramayan bir çocuk, yarının dünyasını değiştiremez. Çünkü düşünmekten korkan bir toplum, kendi geleceğini aydınlatamaz. Ve çünkü Cumhuriyet, kendisine yalnızca hayranlık duyulmasını değil, bilinçle sahip çıkılmasını da ister.   Ey büyük Atatürk! Sana duyduğum sevgiyi anlatmak için bazen kelimelerimin yetersiz kaldığını hissediyorum. Seni hiç görmedim. Sesini yalnızca kayıtlardan duydum. Yüzünü fotoğraflarda, yürüyüşünü eski görüntülerde izledim. Ama bir insanı sevmek için onunla aynı zamanda yaşamak mı gerekir? Bazen bir insan, hiç karşılaşmadığı birinin düşüncelerinde kendisini bulur. Ben seni, bir çocuğun öğrenme sevincinde buldum. Bir kadının kendi ayakları üzerinde durma mücadelesinde buldum. Bir gencin özgür düşüncesinde, bir çiftçinin alın terinde, bir öğretmenin öğrencisine uzattığı elinde buldum. Seni, umudun tükenmeye yüz tuttuğu anlarda bile yeniden ayağa kalkma iradesinde buldum. Senin bıraktığın mirasın büyüklüğünü anlamak için yalnızca geçmişe bakmak yetmiyor. Bugüne bakmak gerekiyor. Yarınlara bakmak gerekiyor. Ve bazen de aynaya... Kendimize şu soruyu sormak gerekiyor: Biz Cumhuriyet'e ne kadar layık olabildik? İşte bu soru, kutlama törenlerinde söylenen en güzel sözlerden bile daha önemlidir benim için. Çünkü Cumhuriyet'i sevmek, yalnızca bayramlarda bayrak sallamak değildir. Haksızlık karşısında susmamaktır. Bilimin ışığından ayrılmamaktır. Bir çocuğun hayalini küçümsememektir. Bir insanı düşüncesinden, inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirmemektir. Ve en önemlisi, bizden sonra gelecek kuşaklara daha güzel bir ülke bırakabilmek için sorumluluk almaktır.   Bugün sokaklar yine kırmızı beyaza bürünecek. Çocuklar ellerinde bayraklarla yürüyecek. Şiirler okunacak, marşlar söylenecek. Gökyüzünde dalgalanan her bayrak, bir kez daha bağımsızlığımızı hatırlatacak. Ama ben bugün biraz da sessizce düşünmek istiyorum. Bu topraklar için hayatlarını verenleri... Evlatlarını cephelere uğurlayan anaları... Dönmeyeceğini bile bile yürüyenleri... Ve bir milletin kaderinin değişebileceğine inananları... Onların bize bıraktıkları yalnızca üzerinde yaşadığımız topraklar değildi. Bir onurdu. Bir umuttu. Bir gelecek kurma hakkıydı. Şimdi o geleceğin sorumluluğu bizim omuzlarımızda. Yıllar geçiyor. İnsanlar yaşlanıyor. Nesiller değişiyor. Dün okul sıralarında oturan çocuklar bugün kendi çocuklarının ellerinden tutuyor. Ama bazı değerler vardır ki yaşlanmamalıdır. Özgürlük yaşlanmamalı. Adalet yaşlanmamalı. Eşitlik yaşlanmamalı. Ve Cumhuriyet'in aydınlık yarınlara duyduğu inanç hiçbir zaman yaşlanmamalı.   Sevgili Cumhuriyet... Sen benim için yalnızca tarih kitaplarında okuduğum bir kuruluş hikâyesi değilsin. Sen, çocukluğumun okul bahçesinde söylediğim marşsın. Gençliğimin hayallerisin. Öğretmenliğimin gururusun. Yazdığım şiirlerin arasında saklanan özgürlük özlemisin. Ve bugün, ömrümün biriktirdiği bütün duygularla baktığımda, hâlâ içimde büyüyen bir sevgisin. Biliyorum, sana duyulan sevgi yalnızca sözlerle ölçülmez. Seni korumak, yaşatmak ve senden sonraki kuşaklara daha güçlü bırakmak gerekir. Bir gün bu dünyadan ayrıldığımızda ardımızda bıraktığımız çocuklar, Cumhuriyet'in ne olduğunu yalnızca kitaplardan öğrenmesinler istiyorum. Onu yaşayabilsinler. Özgürce konuşabilsinler. Korkmadan düşünebilsinler. Haklarını arayabilsinler. Ve bu ülkenin kendilerine ait olduğunu bütün yürekleriyle hissedebilsinler. İşte o zaman, Cumhuriyet'e olan sevgimizin yalnızca dillerimizde değil, hayatlarımızda da karşılık bulduğunu söyleyebiliriz. Bugün 29 Ekim... Bir kez daha gözlerim doluyor. Hüzünden değil yalnızca. Minnetten, gururdan, özlemden... Ve bütün bunların içinden yükselen o tarifsiz sevgiden. İyi ki Cumhuriyet... İyi ki Mustafa Kemal Atatürk... Bir gün sesimiz susacak, kalemimiz duracak, adımız belki de zamanın içinde unutulacak. Ama dilerim ki bu topraklarda hiçbir çocuğun özgürlük umudu susmasın. Hiçbir öğretmenin aydınlık yarınlara inancı tükenmesin. Hiçbir annenin yüreğindeki güzel gelecek hayali yarım kalmasın. Ve bu ülkenin gökyüzünde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımız, özgür insanların umutlarını taşımaya devam etsin. Çünkü bazı sevgiler bir ömre sığmaz. Bazı emanetler bir kuşakla sınırlanmaz. Ve Cumhuriyet, bir milletin yüreğinde yaşadıkça hiçbir takvim yaprağı onu eskitemez. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun. Minnetle, özlemle, sonsuz saygıyla... Cengiz ÇETİK
Ekleme Tarihi: 29 Ekim 2026 -Perşembe

BİR CUMHURİYET SIĞAR MI İNSANIN YÜREĞİNE?

Bazı sevgiler vardır, anlatmaya kelimeler yetmez. Bazı özlemler vardır, yıllar geçse de eksilmez. Bazı insanlar vardır, toprağın altında uyusalar da bir milletin yüreğinde yaşamaya devam ederler.

Ve bazı günler vardır ki takvim yapraklarından çok daha fazlasıdır.

29 Ekim, işte böyle bir gündür.

Bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun, karanlığın içinden aydınlığa uzanan ellerinin, umutsuzluğa teslim olmayan yüreklerinin günüdür.

Bugün Cumhuriyet'in 103. yıl dönümü.

Dile kolay, yüz üç yıl...

Bir insan ömründen uzun, bir milletin sonsuzluk yürüyüşünde ise henüz başlangıç sayılabilecek kadar kısa.

Düşünüyorum da...

Bir millet ne zaman gerçekten özgür olur?

Toprakları düşman işgalinden kurtulduğunda mı? Bayrağı yeniden göklerde dalgalandığında mı? Yoksa insanları korkmadan düşünebildiğinde, konuşabildiğinde, kendi geleceğine karar verebildiğinde mi?

Belki de hepsi...

Ama bana sorarsanız Cumhuriyet, en çok da insanın başını eğmeden yaşayabilmesidir.

Bir çocuğun gözlerindeki ışıktır Cumhuriyet.

Bir kız çocuğunun okul kapısından içeri girerken taşıdığı hayaldir. Bir annenin evladına bakarken duyduğu güvendir. Bir öğretmenin kara tahtaya yazdığı ilk harftir.

Ve bir milletin, kendi kaderini kendi elleriyle yazabilmesidir.

Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; insanın insana kul olmadan yaşayabilme onurudur.

 

Bazen sınıfımda çocukların yüzlerine bakarım.

Kimi gülümser, kimi düşüncelidir. Kimi bir sorunun yanıtını bulmak için parmak kaldırır, kimi henüz söyleyeceklerini içinde büyütür.

Onların gözlerinde yarınları görürüm.

Ve içimden sessizce bir teşekkür yükselir.

Sana, Mustafa Kemal Atatürk...

Çünkü o çocukların her birinin kendi geleceğini kurabilme umudunda senin açtığın yolun izleri vardır.

Belki bugün bir çocuk doktor olmanın hayalini kuruyor. Bir başkası öğretmen, bir diğeri mühendis, sanatçı ya da bilim insanı olmak istiyor.

Kim bilir, belki de sıralarda oturan o küçücük çocuklardan biri, yıllar sonra insanlığın karanlığına yeni bir ışık yakacak.

İşte o zaman Cumhuriyet'in yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer olmadığını, her yeni kuşakta yeniden filizlenen bir umut olduğunu daha iyi anlıyorum.

Bir öğretmen olarak yıllarımı çocuklara harfleri, sayıları, bilgiyi öğretmeye verdim.

Ama bugün dönüp baktığımda şunu daha iyi biliyorum:

Çocuklara bırakabileceğimiz en değerli miras, ezberledikleri bilgilerden önce özgürce düşünebilme cesaretidir.

Çünkü soru soramayan bir çocuk, yarının dünyasını değiştiremez.

Çünkü düşünmekten korkan bir toplum, kendi geleceğini aydınlatamaz.

Ve çünkü Cumhuriyet, kendisine yalnızca hayranlık duyulmasını değil, bilinçle sahip çıkılmasını da ister.

 

Ey büyük Atatürk!

Sana duyduğum sevgiyi anlatmak için bazen kelimelerimin yetersiz kaldığını hissediyorum.

Seni hiç görmedim.

Sesini yalnızca kayıtlardan duydum. Yüzünü fotoğraflarda, yürüyüşünü eski görüntülerde izledim.

Ama bir insanı sevmek için onunla aynı zamanda yaşamak mı gerekir?

Bazen bir insan, hiç karşılaşmadığı birinin düşüncelerinde kendisini bulur.

Ben seni, bir çocuğun öğrenme sevincinde buldum.

Bir kadının kendi ayakları üzerinde durma mücadelesinde buldum.

Bir gencin özgür düşüncesinde, bir çiftçinin alın terinde, bir öğretmenin öğrencisine uzattığı elinde buldum.

Seni, umudun tükenmeye yüz tuttuğu anlarda bile yeniden ayağa kalkma iradesinde buldum.

Senin bıraktığın mirasın büyüklüğünü anlamak için yalnızca geçmişe bakmak yetmiyor.

Bugüne bakmak gerekiyor.

Yarınlara bakmak gerekiyor.

Ve bazen de aynaya...

Kendimize şu soruyu sormak gerekiyor:

Biz Cumhuriyet'e ne kadar layık olabildik?

İşte bu soru, kutlama törenlerinde söylenen en güzel sözlerden bile daha önemlidir benim için.

Çünkü Cumhuriyet'i sevmek, yalnızca bayramlarda bayrak sallamak değildir.

Haksızlık karşısında susmamaktır.

Bilimin ışığından ayrılmamaktır.

Bir çocuğun hayalini küçümsememektir.

Bir insanı düşüncesinden, inancından, kimliğinden dolayı ötekileştirmemektir.

Ve en önemlisi, bizden sonra gelecek kuşaklara daha güzel bir ülke bırakabilmek için sorumluluk almaktır.

 

Bugün sokaklar yine kırmızı beyaza bürünecek.

Çocuklar ellerinde bayraklarla yürüyecek. Şiirler okunacak, marşlar söylenecek. Gökyüzünde dalgalanan her bayrak, bir kez daha bağımsızlığımızı hatırlatacak.

Ama ben bugün biraz da sessizce düşünmek istiyorum.

Bu topraklar için hayatlarını verenleri...

Evlatlarını cephelere uğurlayan anaları...

Dönmeyeceğini bile bile yürüyenleri...

Ve bir milletin kaderinin değişebileceğine inananları...

Onların bize bıraktıkları yalnızca üzerinde yaşadığımız topraklar değildi.

Bir onurdu.

Bir umuttu.

Bir gelecek kurma hakkıydı.

Şimdi o geleceğin sorumluluğu bizim omuzlarımızda.

Yıllar geçiyor. İnsanlar yaşlanıyor. Nesiller değişiyor. Dün okul sıralarında oturan çocuklar bugün kendi çocuklarının ellerinden tutuyor.

Ama bazı değerler vardır ki yaşlanmamalıdır.

Özgürlük yaşlanmamalı.

Adalet yaşlanmamalı.

Eşitlik yaşlanmamalı.

Ve Cumhuriyet'in aydınlık yarınlara duyduğu inanç hiçbir zaman yaşlanmamalı.

 

Sevgili Cumhuriyet...

Sen benim için yalnızca tarih kitaplarında okuduğum bir kuruluş hikâyesi değilsin.

Sen, çocukluğumun okul bahçesinde söylediğim marşsın.

Gençliğimin hayallerisin.

Öğretmenliğimin gururusun.

Yazdığım şiirlerin arasında saklanan özgürlük özlemisin.

Ve bugün, ömrümün biriktirdiği bütün duygularla baktığımda, hâlâ içimde büyüyen bir sevgisin.

Biliyorum, sana duyulan sevgi yalnızca sözlerle ölçülmez.

Seni korumak, yaşatmak ve senden sonraki kuşaklara daha güçlü bırakmak gerekir.

Bir gün bu dünyadan ayrıldığımızda ardımızda bıraktığımız çocuklar, Cumhuriyet'in ne olduğunu yalnızca kitaplardan öğrenmesinler istiyorum.

Onu yaşayabilsinler.

Özgürce konuşabilsinler.

Korkmadan düşünebilsinler.

Haklarını arayabilsinler.

Ve bu ülkenin kendilerine ait olduğunu bütün yürekleriyle hissedebilsinler.

İşte o zaman, Cumhuriyet'e olan sevgimizin yalnızca dillerimizde değil, hayatlarımızda da karşılık bulduğunu söyleyebiliriz.

Bugün 29 Ekim...

Bir kez daha gözlerim doluyor.

Hüzünden değil yalnızca.

Minnetten, gururdan, özlemden...

Ve bütün bunların içinden yükselen o tarifsiz sevgiden.

İyi ki Cumhuriyet...

İyi ki Mustafa Kemal Atatürk...

Bir gün sesimiz susacak, kalemimiz duracak, adımız belki de zamanın içinde unutulacak.

Ama dilerim ki bu topraklarda hiçbir çocuğun özgürlük umudu susmasın.

Hiçbir öğretmenin aydınlık yarınlara inancı tükenmesin.

Hiçbir annenin yüreğindeki güzel gelecek hayali yarım kalmasın.

Ve bu ülkenin gökyüzünde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımız, özgür insanların umutlarını taşımaya devam etsin.

Çünkü bazı sevgiler bir ömre sığmaz.

Bazı emanetler bir kuşakla sınırlanmaz.

Ve Cumhuriyet, bir milletin yüreğinde yaşadıkça hiçbir takvim yaprağı onu eskitemez.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Minnetle, özlemle, sonsuz saygıyla...

Cengiz ÇETİK

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.