Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Köşe Yazarı
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
 

PERDE KAPANIR, ALKIŞ KALIR…

Perdenin alkıştan önce geldiğini bilen, sahneye çıktığında yalnızca bir karakteri değil, o karakterin bütün dünyasını taşımaya çalışan bir sanatçıydı… Bir rol küçücük bile olsa içine koskoca bir insan sığdırmaya çalıştı. Bazen birkaç cümleyle bir hayat anlattı, bazen yalnızca bir bakışla seyircinin hafızasında yer etti. Çünkü o, oyunculuğu yalnızca bir meslek olarak değil, insanı anlama ve anlatma biçimi olarak gördü. 1950 yılında Ankara’da dünyaya geldi. Sanat, onun hayatına sonradan giren bir tutku değildi. Daha çocukluk yıllarında evinin içindeydi. Annesi opera sanatçısı Meserret Soyak, babası ise tiyatro sanatçısı Ekmel Hürol’du. Böyle bir ailenin içinde büyüyen Ali Hürol için sahne, uzaklarda duran gizemli bir dünya değil; çocukluğundan itibaren tanıdığı, kokusunu bildiği, sesini duyduğu bir hayatın parçasıydı. Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Bölümü’nde eğitim aldı. Henüz genç yaşta, 1968-1969 tiyatro sezonunda Ankara Mithatpaşa Tiyatrosu’nda profesyonel tiyatro hayatına adım attı. Sonrasında Devlet Tiyatroları geldi. Perde açıldı… Ve yıllar birbirini izlemeye başladı. “Nalınlar”, “Yalancı”, “Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi”, “V. Frank”, “IV. Murat”, “Bir Adam Yaratmak” başta olmak üzere çok sayıda eserde sahneye çıktı. Kırk yılı aşan sanat hayatında yüze yakın tiyatro oyununda rol aldı. Her rolünde başka bir insana dönüştü. Kimi zaman güldürdü, kimi zaman düşündürdü, kimi zaman da seyircinin yüreğine dokundu. Fakat hangi karakteri oynarsa oynasın, sahneye taşıdığı şey yalnızca replikler değildi. Birikimini, gözlemlerini, hayat tecrübesini ve insan sevgisini de beraberinde getirdi. Tiyatro onun için yalnızca sahneye çıkmak değildi. Bir süre sonra sahnenin öteki tarafına geçti. Artık yalnızca oyuncunun ne söyleyeceğini değil; nerede duracağını, nerede susacağını, ışığın nereye düşeceğini, bir hikâyenin nerede başlayıp nerede nefes alacağını da düşünüyordu. 1980 yılında Devlet Tiyatroları’ndan ayrılarak Ankara’da kendi tiyatrosunu, Ali Hürol Tiyatrosu’nu kurdu. Kendi tiyatrosu ve Etibank Sanat Tiyatrosu adına yetişkinlere yönelik yaklaşık otuz oyun sahneledi. Bununla da yetinmedi. Çocuk tiyatrosuna özel bir önem verdi. Çünkü tiyatronun geleceğinin yalnızca bugünün seyircisinde değil, yarının çocuklarında olduğunu biliyordu. Çocuk oyunları hazırladı, yönetti, sahneledi. Çocukların tiyatroyla tanışmasına, sahne sanatlarını sevmesine ve sanatın dünyasına adım atmasına katkıda bulundu. Yıllar boyunca tiyatro için Ankara’dan İzmir’e, Trabzon’dan Konya’ya, Adana’dan Bursa’ya uzanan geniş bir coğrafyada çalıştı. Sahne onun için yalnızca Ankara’daki bir tiyatro salonu değildi. Tiyatro neredeyse, o da oradaydı. Sanat yolculuğu yalnızca tiyatroyla sınırlı kalmadı. Tiyatrodan öğrendiklerini mikrofon başına da taşıdı. TRT yapımlarında seslendirme sanatçısı olarak görev yaptı, rejisörlük yaptı. Kimi zaman yüzünü hiç görmediğimiz bir karaktere sesiyle hayat verdi. Bir oyuncunun görünmeyen tarafını da öğrendi. Sesin tonuyla bir karakter yaratmayı, bir kelimeyi farklı söyleyerek bambaşka bir anlam oluşturmayı, sessizliğin bile bazen en güçlü replik olduğunu… Sonra televizyon ekranları geldi. Televizyon izleyicisi onu farklı karakterlerle tanıdı. “Aşkına Eşkıya” dizisinde Cemşit… “Serseri”de Hulusi… “Ne Seninle Ne Sensiz”de Burhan… “Sağır Oda”da Tosun… “Tek Türkiye”de Zeynel Ağa… “Kayıp Prenses”te Recep… “6 Mantı”da Emin… Roller değişti. Karakterlerin isimleri değişti. Hikâyeler değişti. Fakat onun oyunculuğundaki o tanıdık sıcaklık, doğallık ve sahicilik değişmedi. Çünkü iyi bir oyuncunun sırrı, oynadığı karakterlerin birbirine benzemesinde değil; her karaktere ayrı bir hayat verebilmesindedir. Ali Hürol da bunu yaptı. Sahneye çıktığında kendisini değil, karakterini görünür kıldı. Yıllar boyunca yüzlerce karakterin dünyasına girdi. Kimi zaman bir tiyatro sahnesinde, kimi zaman bir televizyon ekranında, kimi zaman yalnızca bir mikrofonun arkasında iz bıraktı. Ve ardında yalnızca oynadığı roller kalmadı. Bir sanat anlayışı bıraktı. Gençlere ve çocuklara aktardığı tiyatro sevgisi kaldı. Birlikte çalıştığı sanatçıların anıları kaldı. Sahnede söylediği sözler, verdiği emekler, kurduğu hayaller kaldı. Ve en önemlisi, sanatın insan hayatına dokunabileceğine dair bıraktığı güçlü iz kaldı. 29 Eylül 2026… Takvimler bu kez bir sanatçının sahneye çıkışını değil, sahneden ayrılışını yazdı. Ali Hürol, 75 yaşında aramızdan ayrıldı. Fakat tiyatroda güzel bir söz vardır: Perde kapanır, oyun biter; ama sanatçının sesi seyircinin hafızasında yaşamaya devam eder. Onun için de perde kapandı. Ama alkış sustu mu? Hayır… Çünkü geride yüze yakın tiyatro oyunu, sayısız karakter, televizyon dizileri, seslendirmeler, yönetmenlik çalışmaları, çocuk tiyatroları ve yetişen kuşaklara bırakılmış koskoca bir sanat mirası var. Bir sanatçının gerçek ömrü, doğduğu ve öldüğü tarihler arasındaki yıllarla ölçülmez. Bıraktığı izlerle ölçülür. Ali Hürol da geride bıraktığı izlerle yaşamaya devam edecek. Onu sahnede izleyenlerin hafızasında… Sesini duyanların kulaklarında… Birlikte çalışan sanatçıların anılarında… Tiyatroyla tanışmasına vesile olduğu çocukların hayallerinde… Ve sanatın insanı değiştirebileceğine inanan herkesin yüreğinde… Bugün onun adına yapılacak en güzel şeylerden biri, sahneye duyduğu saygıyı ve sanata verdiği emeği hatırlamaktır. Çünkü o, küçük bir rolün bile büyük bir emek istediğini bilenlerdendi. Perdenin ne zaman açılacağını bekledi. Sahneye çıktı. Karakterlerine hayat verdi. Seyircinin karşısında yıllarca dimdik durdu. Ve şimdi… Bir sanatçı için en zor perde kapandı. Ama alkış hâlâ sürüyor. Işıklar içinde uyusun. Ali Hürol’u saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. Perde kapandı… Ama onun sanatı, hatırası ve sesi yaşamaya devam edecek. Mahmut ÇİÇEKDAĞI 
Ekleme Tarihi: 30 Eylül 2026 -Çarşamba

PERDE KAPANIR, ALKIŞ KALIR…

Perdenin alkıştan önce geldiğini bilen, sahneye çıktığında yalnızca bir karakteri değil, o karakterin bütün dünyasını taşımaya çalışan bir sanatçıydı…
Bir rol küçücük bile olsa içine koskoca bir insan sığdırmaya çalıştı. Bazen birkaç cümleyle bir hayat anlattı, bazen yalnızca bir bakışla seyircinin hafızasında yer etti. Çünkü o, oyunculuğu yalnızca bir meslek olarak değil, insanı anlama ve anlatma biçimi olarak gördü.
1950 yılında Ankara’da dünyaya geldi.
Sanat, onun hayatına sonradan giren bir tutku değildi. Daha çocukluk yıllarında evinin içindeydi. Annesi opera sanatçısı Meserret Soyak, babası ise tiyatro sanatçısı Ekmel Hürol’du. Böyle bir ailenin içinde büyüyen Ali Hürol için sahne, uzaklarda duran gizemli bir dünya değil; çocukluğundan itibaren tanıdığı, kokusunu bildiği, sesini duyduğu bir hayatın parçasıydı.
Ankara Devlet Konservatuvarı Yüksek Bölümü’nde eğitim aldı. Henüz genç yaşta, 1968-1969 tiyatro sezonunda Ankara Mithatpaşa Tiyatrosu’nda profesyonel tiyatro hayatına adım attı.
Sonrasında Devlet Tiyatroları geldi.
Perde açıldı…
Ve yıllar birbirini izlemeye başladı.
“Nalınlar”, “Yalancı”, “Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi”, “V. Frank”, “IV. Murat”, “Bir Adam Yaratmak” başta olmak üzere çok sayıda eserde sahneye çıktı. Kırk yılı aşan sanat hayatında yüze yakın tiyatro oyununda rol aldı.
Her rolünde başka bir insana dönüştü.
Kimi zaman güldürdü, kimi zaman düşündürdü, kimi zaman da seyircinin yüreğine dokundu. Fakat hangi karakteri oynarsa oynasın, sahneye taşıdığı şey yalnızca replikler değildi. Birikimini, gözlemlerini, hayat tecrübesini ve insan sevgisini de beraberinde getirdi.
Tiyatro onun için yalnızca sahneye çıkmak değildi.
Bir süre sonra sahnenin öteki tarafına geçti. Artık yalnızca oyuncunun ne söyleyeceğini değil; nerede duracağını, nerede susacağını, ışığın nereye düşeceğini, bir hikâyenin nerede başlayıp nerede nefes alacağını da düşünüyordu.
1980 yılında Devlet Tiyatroları’ndan ayrılarak Ankara’da kendi tiyatrosunu, Ali Hürol Tiyatrosu’nu kurdu.
Kendi tiyatrosu ve Etibank Sanat Tiyatrosu adına yetişkinlere yönelik yaklaşık otuz oyun sahneledi. Bununla da yetinmedi.
Çocuk tiyatrosuna özel bir önem verdi.
Çünkü tiyatronun geleceğinin yalnızca bugünün seyircisinde değil, yarının çocuklarında olduğunu biliyordu.
Çocuk oyunları hazırladı, yönetti, sahneledi. Çocukların tiyatroyla tanışmasına, sahne sanatlarını sevmesine ve sanatın dünyasına adım atmasına katkıda bulundu.
Yıllar boyunca tiyatro için Ankara’dan İzmir’e, Trabzon’dan Konya’ya, Adana’dan Bursa’ya uzanan geniş bir coğrafyada çalıştı.
Sahne onun için yalnızca Ankara’daki bir tiyatro salonu değildi.
Tiyatro neredeyse, o da oradaydı.
Sanat yolculuğu yalnızca tiyatroyla sınırlı kalmadı.
Tiyatrodan öğrendiklerini mikrofon başına da taşıdı. TRT yapımlarında seslendirme sanatçısı olarak görev yaptı, rejisörlük yaptı. Kimi zaman yüzünü hiç görmediğimiz bir karaktere sesiyle hayat verdi.
Bir oyuncunun görünmeyen tarafını da öğrendi.
Sesin tonuyla bir karakter yaratmayı, bir kelimeyi farklı söyleyerek bambaşka bir anlam oluşturmayı, sessizliğin bile bazen en güçlü replik olduğunu…
Sonra televizyon ekranları geldi.
Televizyon izleyicisi onu farklı karakterlerle tanıdı.
“Aşkına Eşkıya” dizisinde Cemşit…
“Serseri”de Hulusi…
“Ne Seninle Ne Sensiz”de Burhan…
“Sağır Oda”da Tosun…
“Tek Türkiye”de Zeynel Ağa…
“Kayıp Prenses”te Recep…
“6 Mantı”da Emin…
Roller değişti.
Karakterlerin isimleri değişti.
Hikâyeler değişti.
Fakat onun oyunculuğundaki o tanıdık sıcaklık, doğallık ve sahicilik değişmedi.
Çünkü iyi bir oyuncunun sırrı, oynadığı karakterlerin birbirine benzemesinde değil; her karaktere ayrı bir hayat verebilmesindedir.
Ali Hürol da bunu yaptı.
Sahneye çıktığında kendisini değil, karakterini görünür kıldı.
Yıllar boyunca yüzlerce karakterin dünyasına girdi. Kimi zaman bir tiyatro sahnesinde, kimi zaman bir televizyon ekranında, kimi zaman yalnızca bir mikrofonun arkasında iz bıraktı.
Ve ardında yalnızca oynadığı roller kalmadı.
Bir sanat anlayışı bıraktı.
Gençlere ve çocuklara aktardığı tiyatro sevgisi kaldı.
Birlikte çalıştığı sanatçıların anıları kaldı.
Sahnede söylediği sözler, verdiği emekler, kurduğu hayaller kaldı.
Ve en önemlisi, sanatın insan hayatına dokunabileceğine dair bıraktığı güçlü iz kaldı.
29 Eylül 2026…
Takvimler bu kez bir sanatçının sahneye çıkışını değil, sahneden ayrılışını yazdı.
Ali Hürol, 75 yaşında aramızdan ayrıldı.
Fakat tiyatroda güzel bir söz vardır:
Perde kapanır, oyun biter; ama sanatçının sesi seyircinin hafızasında yaşamaya devam eder.
Onun için de perde kapandı.
Ama alkış sustu mu?
Hayır…
Çünkü geride yüze yakın tiyatro oyunu, sayısız karakter, televizyon dizileri, seslendirmeler, yönetmenlik çalışmaları, çocuk tiyatroları ve yetişen kuşaklara bırakılmış koskoca bir sanat mirası var.
Bir sanatçının gerçek ömrü, doğduğu ve öldüğü tarihler arasındaki yıllarla ölçülmez.
Bıraktığı izlerle ölçülür.
Ali Hürol da geride bıraktığı izlerle yaşamaya devam edecek.
Onu sahnede izleyenlerin hafızasında…
Sesini duyanların kulaklarında…
Birlikte çalışan sanatçıların anılarında…
Tiyatroyla tanışmasına vesile olduğu çocukların hayallerinde…
Ve sanatın insanı değiştirebileceğine inanan herkesin yüreğinde…
Bugün onun adına yapılacak en güzel şeylerden biri, sahneye duyduğu saygıyı ve sanata verdiği emeği hatırlamaktır.
Çünkü o, küçük bir rolün bile büyük bir emek istediğini bilenlerdendi.
Perdenin ne zaman açılacağını bekledi.
Sahneye çıktı.
Karakterlerine hayat verdi.
Seyircinin karşısında yıllarca dimdik durdu.
Ve şimdi…
Bir sanatçı için en zor perde kapandı.
Ama alkış hâlâ sürüyor.
Işıklar içinde uyusun.
Ali Hürol’u saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.
Perde kapandı…
Ama onun sanatı, hatırası ve sesi yaşamaya devam edecek.

Mahmut ÇİÇEKDAĞI 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.