Bugün kendi kendime bu soruyu sordum.
Pislik nedir?
Pislik deyince aklınıza hemen dışkı, çöp ya da çürüyüp kokuşmuş bir leş gelmesin.
Bence pislik, bazen bir şeyin bulunmaması gereken yerde bulunmasıdır.
Bakın, size çok basit bir örnek vereyim:
Saçımız başımızdayken ne kadar güzeldir, değil mi? Hele bir de sevdiğimiz çocuğumuzun saçlarını okşarken ne kadar hoşumuza gider.
Peki, aynı saçın bir telini yemek tabağımızın içinde görsek ne yaparız?
Midemiz bulanır, o yemekten tiksinir, belki de bir lokma bile yemeden sofradan kalkarız.
Oysa saç aynı saçtır!
Peki, ne değişti?
Sadece bulunduğu yer!
Demek ki bir şeyin pislik sayılması için illa kokması, çürümesi ya da kirli olması gerekmiyormuş.
Gelelim meselenin insanlarla ilgili, biraz daha düşündürücü boyutuna…
Düşünün ki bir insan var. Karakteri düzgün, vicdanı temiz, ahlakı sağlam. İnsanlara yardımcı oluyor, kimseyi hor görmüyor, verdiği kararlarda adaletten ayrılmıyor. Bulunduğu makamın hakkını veriyor, çevresinde seviliyor ve saygı görüyor.
Böyle bir insanın yetki sahibi olması, önemli bir makamda bulunması ne kadar güzel, değil mi?
Çünkü o insan, bulunduğu yere değer katıyor. Makamından güç almak yerine, kişiliğiyle makamına değer kazandırıyor.
Şimdi aynı makamda, aynı yetkilerle donatılmış bambaşka bir insan düşünün…
Karakteri bozuk, vicdanı kirli, ahlakı çürümüş. Adalet duygusunu kaybetmiş, çıkarı için her türlü haksızlığı yapabilecek, insanların hakkını yemekten çekinmeyen biri…
Ama bir bakıyorsunuz, toplumun en önemli makamlarından birine oturmuş! Yetki sahibi olmuş, insanların hayatları ve kaderleri hakkında karar verir hâle gelmiş!
İşte asıl mesele burada başlıyor arkadaşlar!
Çünkü bir makamı değerli kılan, o koltuk değil, o koltukta oturan insanın karakteridir.
Aynı makam, dürüst bir insanın elinde adaletin ve güvenin simgesi olurken, vicdansız bir insanın elinde zulmün ve haksızlığın aracına dönüşebilir.
İşte benim anlatmak istediğim asıl pislik de budur!
Yemekteki bir tel saçı görür, çıkarır, gerekirse o yemeği yemekten vazgeçersiniz.
Ama hak etmediği makama oturmuş, vicdanını ve ahlakını kaybetmiş bir insanın topluma verdiği zararı öyle kolay kolay temizleyemezsiniz.
Çünkü onun kirlettiği yalnızca oturduğu koltuk değildir. İnsanların adalete olan inancını, güvenini, umutlarını ve bazen de geleceklerini kirletir.
Demek ki neymiş?
Pislik her zaman kokmaz!
Bazen takım elbise giyer, kravat takar, makam koltuğuna oturur. İnsanlara tepeden bakar, hak hukuk nutukları atar, bir de utanmadan ahlak dersi verir!
Üstelik kendisini tertemiz zanneder!
Kısacası, pislik yalnızca kirli olmak değildir. Bazen bulunmaması gereken yerde bulunmak, hak etmediği makamı işgal etmek ve o makamın gücüyle insanlara zarar vermektir.
Unutmayın! Bir tel saç yemeği kirletir, ama yanlış koltuğa oturmuş vicdansız bir insan, koca bir toplumu kirletebilir!
İşte en sarsıcı ve tehlikeli pislik de budur.