Kemal YAZAR
Köşe Yazarı
Kemal YAZAR
 

BU YILIN SON AYLARINI BİR SKANDALLA DEĞİL, BİR VİCDAN SINAVIYLA KAPATIYORUZ!

Yılın son aylarına geldik. Ne yazık ki karşımızda yalnızca bir yolsuzluk iddiası, bir para vurgunu ya da birkaç kişinin karıştığı sıradan bir skandal yok. Karşımızda; görmezden gelindiği, bilindiği hâlde müdahale edilmediği ve bazı güçlü makamların gölgesinde büyümesine göz yumulduğu iddia edilen koca bir düzen var. Üstelik bu olay, takvim yaprakları değişince kapanacak bir mesele de değil. Belki bugün beş ay, altı ay konuşacağız. Ama bunun ekonomik, toplumsal ve ahlaki faturasını bu ülke belki yirmi yıl boyunca ödeyecek. İnsan ister istemez soruyor: Sayın Maliye Bakanı'nın bu olaydan bir yıl önce haberdar olduğu, ilgili kişileri uyardığı bilakis kendi ağzından itiraf edildi. Peki, madem haberiniz vardı, neden gereği yapılmadı? Neden zamanında müdahale edilmedi? Bir ülkede Maliye Bakanlığı, borsa yönetimi ve Sermaye Piyasası Kurulu gibi kurumlar güvenin teminatı olmak zorundadır. Bu kurumların başındaki insanlar, milletin parasını, devletin kaynaklarını ve ekonomik düzeni korumakla yükümlüdür. Peki, bütün bunlar yaşanırken kim neyi gördü, kim neyi bildi, kim neden sessiz kaldı? İddialar doğruysa, bazı kişiler yalnızca para kazanmanın değil, ülkenin ekonomik kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmenin peşine düşmüş. Yetmemiş, elde ettikleri serveti yurt dışına taşımışlar. İnsan aklını, vicdanını zorlayan rakamlar konuşuluyor. Kamuoyuna yansıyan iddialara göre, geçmişte Sağlık Bakanlığında şoförlük yaptığı belirtilen bir kişinin bugün milyarlarca liralık servetle anılması bile başlı başına cevap bekleyen bir sorudur. Bir insanın bu servete nasıl ulaştığını sormak suç değildir. Asıl görev, bu sorulara cevap vermesi gerekenlerin hesap vermesidir. Kim izin verdi? Kim göz yumdu? Kim korudu? Kim bu insanlara devletin en güçlü makamlarına dayanarak dokunulmaz olduklarını düşündürdü? Bir başka düşündürücü manzara da şu: Kamuoyunda hesap vermesi beklenen isimler, adeta nazik bir davetle ifadeye çağrılıyor. Ardından birkaç tutuklama haberi geliyor. Peki, mesele bundan mı ibaret? Birkaç kişinin tutuklanmasıyla bu ülkenin vicdanı rahatlayacak mı? Asıl mesele, bu düzenin nasıl kurulduğu ve kimlerin bu düzenin arkasında durduğudur. Çünkü mesele yalnızca paranın çalınması değildir. Mesele, devletin kurumlarına duyulan güvenin de çalınmasıdır. Bugün emekliye, memura, dar gelirliye zam yapılırken kuruşların hesabı yapılıyor. Birkaç yüz liralık artış için devletin bütçesi gerekçe gösteriliyor. İnsanlar pazardan filesini dolduramazken, emekli ay sonunu getiremezken, bir tarafta milyarlarca liralık vurgun iddiaları konuşuluyor. Şimdi soruyorum: Bu ülkenin emeklisinin hakkı bu kadar mı ucuz? Bu ülkenin alın teriyle kazandığı para bu kadar mı sahipsiz? Daha doğmamış çocukların, geleceğin nesillerinin hakkını kim koruyacak? Tüm demokratik ülkelerde, Çin'de ve birçok ülkede bu tür ağır yolsuzluk suçlarına çok sert cezalar uygulanıyor. Bizde ise milletin beklentisi, devletin gücünü göstermesi ve hukukun herkese eşit işlemesidir. Kim olduğuna, hangi makamın arkasında durduğuna, kimin yakını olduğuna bakılmaksızın herkes hesap vermelidir. Hiç kimse devletten büyük değildir! Hiç kimsenin makamı, parası, siyasi bağlantısı ya da arkasındaki güç onu hukukun üstüne çıkaramaz. Ben artık şunu merak ediyorum: Bu ülkede vatandaşın vergisini kuruşu kuruşuna takip eden devlet, milyarlarca liralık iddialar karşısında neden aynı kararlılığı gösteremiyor? Bu ülke sahipsiz değildir. Bu milletin hafızası da vicdanı da vardır. Eğer bu olayın üzeri örtülür, sorumlular korunur ve gerçekler ortaya çıkarılmazsa kaybedilen yalnızca para olmayacaktır. Hukuka, adalete ve devlete duyulan güven de ağır yara alacaktır. Lanet olsun milletin alın terine göz dikenlere! Lanet olsun yetkiyi emanetten değil, ganimetten sayanlara! Ve son sözüm şudur: Devlet, garibanın veya muhalifetten birinin kapısına geldiğinde bütün gücüyle; Kendi yakınlarından milyarların hesabı sorulacağı zaman ise bütün nezaketiyle hareket ediyorsa burada ciddi bir adalet sorunu var demektir. Bizim istediğimiz intikam değil, adalettir. Bizim istediğimiz gösteri değil, hesap verilmesidir. Bizim istediğimiz birkaç kişinin tutuklanması değil, bu düzenin bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmasıdır. Çünkü adalet bir gün herkese lazım olacak. Kemal Yazar
Ekleme Tarihi: 06 Kasım 2026 -Cuma

BU YILIN SON AYLARINI BİR SKANDALLA DEĞİL, BİR VİCDAN SINAVIYLA KAPATIYORUZ!

Yılın son aylarına geldik. Ne yazık ki karşımızda yalnızca bir yolsuzluk iddiası, bir para vurgunu ya da birkaç kişinin karıştığı sıradan bir skandal yok. Karşımızda; görmezden gelindiği, bilindiği hâlde müdahale edilmediği ve bazı güçlü makamların gölgesinde büyümesine göz yumulduğu iddia edilen koca bir düzen var.

Üstelik bu olay, takvim yaprakları değişince kapanacak bir mesele de değil. Belki bugün beş ay, altı ay konuşacağız. Ama bunun ekonomik, toplumsal ve ahlaki faturasını bu ülke belki yirmi yıl boyunca ödeyecek.

İnsan ister istemez soruyor:

Sayın Maliye Bakanı'nın bu olaydan bir yıl önce haberdar olduğu, ilgili kişileri uyardığı bilakis kendi ağzından itiraf edildi. Peki, madem haberiniz vardı, neden gereği yapılmadı? Neden zamanında müdahale edilmedi?

Bir ülkede Maliye Bakanlığı, borsa yönetimi ve Sermaye Piyasası Kurulu gibi kurumlar güvenin teminatı olmak zorundadır. Bu kurumların başındaki insanlar, milletin parasını, devletin kaynaklarını ve ekonomik düzeni korumakla yükümlüdür.

Peki, bütün bunlar yaşanırken kim neyi gördü, kim neyi bildi, kim neden sessiz kaldı?

İddialar doğruysa, bazı kişiler yalnızca para kazanmanın değil, ülkenin ekonomik kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmenin peşine düşmüş. Yetmemiş, elde ettikleri serveti yurt dışına taşımışlar.

İnsan aklını, vicdanını zorlayan rakamlar konuşuluyor. Kamuoyuna yansıyan iddialara göre, geçmişte Sağlık Bakanlığında şoförlük yaptığı belirtilen bir kişinin bugün milyarlarca liralık servetle anılması bile başlı başına cevap bekleyen bir sorudur.

Bir insanın bu servete nasıl ulaştığını sormak suç değildir. Asıl görev, bu sorulara cevap vermesi gerekenlerin hesap vermesidir.

Kim izin verdi? Kim göz yumdu? Kim korudu? Kim bu insanlara devletin en güçlü makamlarına dayanarak dokunulmaz olduklarını düşündürdü?

Bir başka düşündürücü manzara da şu: Kamuoyunda hesap vermesi beklenen isimler, adeta nazik bir davetle ifadeye çağrılıyor. Ardından birkaç tutuklama haberi geliyor. Peki, mesele bundan mı ibaret? Birkaç kişinin tutuklanmasıyla bu ülkenin vicdanı rahatlayacak mı?

Asıl mesele, bu düzenin nasıl kurulduğu ve kimlerin bu düzenin arkasında durduğudur.

Çünkü mesele yalnızca paranın çalınması değildir. Mesele, devletin kurumlarına duyulan güvenin de çalınmasıdır.

Bugün emekliye, memura, dar gelirliye zam yapılırken kuruşların hesabı yapılıyor. Birkaç yüz liralık artış için devletin bütçesi gerekçe gösteriliyor. İnsanlar pazardan filesini dolduramazken, emekli ay sonunu getiremezken, bir tarafta milyarlarca liralık vurgun iddiaları konuşuluyor.

Şimdi soruyorum:

Bu ülkenin emeklisinin hakkı bu kadar mı ucuz? Bu ülkenin alın teriyle kazandığı para bu kadar mı sahipsiz?

Daha doğmamış çocukların, geleceğin nesillerinin hakkını kim koruyacak?

Tüm demokratik ülkelerde, Çin'de ve birçok ülkede bu tür ağır yolsuzluk suçlarına çok sert cezalar uygulanıyor. Bizde ise milletin beklentisi, devletin gücünü göstermesi ve hukukun herkese eşit işlemesidir. Kim olduğuna, hangi makamın arkasında durduğuna, kimin yakını olduğuna bakılmaksızın herkes hesap vermelidir.

Hiç kimse devletten büyük değildir!

Hiç kimsenin makamı, parası, siyasi bağlantısı ya da arkasındaki güç onu hukukun üstüne çıkaramaz.

Ben artık şunu merak ediyorum: Bu ülkede vatandaşın vergisini kuruşu kuruşuna takip eden devlet, milyarlarca liralık iddialar karşısında neden aynı kararlılığı gösteremiyor?

Bu ülke sahipsiz değildir. Bu milletin hafızası da vicdanı da vardır.

Eğer bu olayın üzeri örtülür, sorumlular korunur ve gerçekler ortaya çıkarılmazsa kaybedilen yalnızca para olmayacaktır. Hukuka, adalete ve devlete duyulan güven de ağır yara alacaktır.

Lanet olsun milletin alın terine göz dikenlere!

Lanet olsun yetkiyi emanetten değil, ganimetten sayanlara!

Ve son sözüm şudur:

Devlet, garibanın veya muhalifetten birinin kapısına geldiğinde bütün gücüyle; Kendi yakınlarından milyarların hesabı sorulacağı zaman ise bütün nezaketiyle hareket ediyorsa burada ciddi bir adalet sorunu var demektir.

Bizim istediğimiz intikam değil, adalettir.

Bizim istediğimiz gösteri değil, hesap verilmesidir.

Bizim istediğimiz birkaç kişinin tutuklanması değil, bu düzenin bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmasıdır.

Çünkü adalet bir gün herkese lazım olacak.

Kemal Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.