Ulvî olan ruh, maddî ve karanlık bir bedenle birleştiğinde aslî hâlinden perdelenir. Bu perdeler, insanın iç dünyasında yaşadığı hâl ve mertebeleri ifade eder. Tasavvuf geleneğinde bu perdeler, nefsin dereceleri ya da makamları olarak adlandırılır.
İnsan nefsinin yedi temel mertebesinden söz edilir. Bu mertebeler, birer hâl değil; insanın içsel yolculuğunda geçtiği duraklardır. Her bir perde kalktıkça, ruh biraz daha asli safiyetine yaklaşır.
Nefsin en alt derecesi Nefs-i Emmâredir. Bu hâlde nefis, bütünüyle perdelenmiştir. Karanlık yoğundur, ışık sızmaz. İnsan, arzularının ve dürtülerinin etkisi altındadır. Bir perde kalktığında Nefs-i Levvâme ortaya çıkar; kişi artık kendini sorgulamaya, yaptığı hatalardan rahatsızlık duymaya başlar.
İkinci perdenin kalkmasıyla Nefs-i Mülhime hâli başlar. Bu aşamada insana ilhamlar gelir; doğruyla yanlışı ayırt etme yetisi güçlenir. Üçüncü perdede ise Nefs-i Mutmainne vardır. Ruh sakinleşir, içsel huzur belirginleşir. Kişi, başına gelenleri kabullenme olgunluğuna erişir.
Bu mertebelerden sonra Râziye, Mardiyye ve nihayet Sâfiye dereceleri gelir. Her aşamada cismaniyet, zulmâniyet ve kesafet azalırken; ruhâniyet, nûrâniyet ve letâfet artar. Ruh, mânevî âlemden gelen ışıklara daha açık hâle gelir.
Bunu basit bir benzetmeyle düşünmek mümkündür. Üzeri örtülmüş bir nesne düşünelim. Yağmur bu örtünün üzerine yağdığında, örtü kalınsa su içeri sızmaz. Ancak örtü inceldikçe, yağmurun etkisi içeriye ulaşmaya başlar. Nefis de böyledir. Perdeler kalınlaştıkça hakikatin ışığı içeri girmez; perdeler inceldikçe insanın iç dünyası aydınlanır.
Bu yolculuk, bir anda tamamlanan bir süreç değildir. Her insan kendi iç âleminde bu mertebeleri farklı zamanlarda ve farklı derinliklerde yaşar. Önemli olan, hangi mertebede olunduğunu iddia etmek değil; perdelerin farkında olmak ve onları inceltmeye niyet etmektir.
Belki de asıl mesele şudur:
Nefsi tamamen yok etmek değil, onu terbiye ederek ruhun sesini duyabilir hâle gelmek.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI-Şair/Yazar