Tarihte sıkça tartışılan konulardan biri de Osmanlı’nın son döneminde Filistin meselesidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 33. padişahı II. Abdülhamid döneminde, Siyonist hareketin öncülerinden Theodor Herzl’in Filistin’de toprak talebi gündeme gelmişti. Herzl ve sonrasında bazı uluslararası çevreler Osmanlı’dan bu konuda çeşitli taleplerde bulunmuş, ancak Abdülhamid’in bu taleplere karşı mesafeli durduğu tarih kayıtlarında yer almıştır.
Öte yandan aynı dönemde bölgede yaşayan bazı büyük toprak sahiplerinin ekonomik nedenlerle arazilerini sattığı da bilinmektedir. Tarihin bu yönü çoğu zaman göz ardı edilir; fakat geçmişi anlamak için tüm yönleriyle değerlendirmek gerekir.
Bugün ise farklı bir soruyla karşı karşıyayız: Geçmişte yaşananları eleştirirken, kendi davranışlarımızı ne kadar sorguluyoruz?
Günümüzde birçok insan daha fazla kazanç elde etmek için toprağını, evini ya da işyerini yabancılara satabiliyor. Ardından da vatan, millet ve tarih üzerine yüksek sesle konuşabiliyoruz. Oysa vatan sevgisi yalnızca sözle değil, davranışlarla da ölçülür.
Bu noktada mesele yalnızca mülkiyet değil; aynı zamanda bir bilinç meselesidir. Geçmişte yaşananları genç kuşaklara doğru anlatmak, tarih bilincini canlı tutmak ve ülkeye karşı sorumluluk duygusunu güçlendirmek büyük önem taşıyor.
Çünkü bir milletin geleceği yalnızca ekonomik kazançlarla değil, değerleriyle ve ortak bilinciyle şekillenir.
Toprağın kıymeti yalnızca para ile ölçülemez. Bu topraklar tarih boyunca büyük bedeller ödenerek korunmuştur. Bu yüzden gelecek nesillere aktarılması gereken en önemli miraslardan biri de bu bilinçtir.
Cezalar artırmak ya da sert söylemler üretmek tek başına çözüm değildir. Asıl önemli olan; tarihini bilen, ülkesine karşı sorumluluk hisseden ve değerlerini koruyan bilinçli nesiller yetiştirmektir.
Unutmamak gerekir ki bir milletin gücü yalnızca geçmişindeki zaferlerden değil, geleceğini nasıl kurduğundan da anlaşılır.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI