Türkiye’nin yakın tarihinde “faili meçhul” olarak kayıtlara geçen çok sayıda cinayet bulunmaktadır.
Bu cinayetler yalnızca bireysel kayıplar değil; aynı zamanda toplumsal hafızada derin yaralar bırakan olaylardır.
Adnan Ersöz,
Ahmet Taner Kışlalı,
Sabahattin Ali,
Bahriye Üçok,
Bahtiyar Aydın,
Çetin Emeç,
Gaffar Okkan,
Abdi İpekçi,
Muammer Aksoy,
Uğur Mumcu,
Musa Anter,
Necip Hablemitoğlu,
Vedat Aydın,
Muhsin Yazıcıoğlu…
Bu isimler farklı dünya görüşlerine, farklı fikirlere, farklı yaşam tarzlarına sahip olabilir. Ancak ortak noktaları şudur:
Toplumda söz söyleyen, düşünce üreten, etkisi olan insanlardır.
Faili meçhul cinayet; bir öldürme eyleminin faillerinin tespit edilememesi ya da edilememiş olması durumudur. Türkiye’de özellikle belirli dönemlerde bu tür cinayetlerin amaç, yöntem ve süreklilik açısından benzerlikler taşıdığı görülmektedir. Bu nedenle birçok araştırmacı, bu eylemleri yalnızca adli vakalar değil, aynı zamanda siyasal nitelikli cinayetler olarak değerlendirmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, toplumsal gerilimin yükseldiği, siyasal kutuplaşmanın arttığı dönemlerde faili meçhul cinayetlerde de artış yaşanmıştır. Böyle zamanlarda hukuk mekanizmaları zayıflar, adalet duygusu sarsılır ve toplumda güvensizlik derinleşir.
Siyasi cinayetler insanlık tarihi boyunca var olmuştur. Ancak modern çağda bu tür yöntemler, küresel güç mücadelelerinin ve istikrarsızlaştırma politikalarının bir aracı hâline gelmiştir. Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değildir; pek çok ülkede benzer süreçler yaşanmıştır.
Burada asıl üzerinde durulması gereken nokta şudur:
Toplumların içten içe bölünmesi, birbirine yabancılaştırılması ve güvensizlik ortamının kalıcı hâle getirilmesi.
Bizim yapmamız gereken;
farklılıklarımız üzerinden kavga etmek değil,
hukuka, adalete ve toplumsal barışa daha güçlü sarılmaktır.
Birlik ve beraberlik, sloganla değil;
hakikatle yüzleşerek,
adalet talep ederek,
şiddetin her türlüsüne mesafe koyarak sağlanır.
Bu ülkenin geleceği, geçmişte yaşanan acıların üzerini örtmekle değil; onları unutmadan ama yeni acıların yaşanmasına da izin vermeden inşa edilebilir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey;
öfke değil sağduyu,
ayrışma değil dayanışma,
sessizlik değil adalettir.
Ancak bu şekilde daha güvenli, daha huzurlu bir yarına birlikte yürüyebiliriz.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI-Şair/Yazar