Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir kavram var: fahiş fiyat.
Bayram öncesi, Ramazan ayında, asgari ücret açıklanmadan önce, döviz yükseldiğinde ya da altın hareketlendiğinde… Bir bakıyoruz ki etiketler bir gecede değişmiş.
Peki İslâm bu konuda ne diyor?
Öncelikle şunu netleştirelim:
Dinimizde belirlenmiş bir “kâr haddi” yoktur. Yani İslâm, ticarette kesin bir yüzde sınırı koymamıştır. Ancak bu, sınırsız kazanç hırsına kapı aralamaz. Çünkü ihtikâr (stokçuluk) ve fahiş fiyat yasaklanmıştır.
Peygamberimizin Tavrı
Medine’de bir dönem pahalılık yaşandığında sahabeler, Hz. Peygamber’den fiyatlara müdahale etmesini istemiştir. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Fiyatları koyan Allah’tır. Rızkı daraltan ve genişleten O’dur.”
Bu hadis, devlet zoruyla fiyat belirlemenin her durumda doğru olmadığına işaret eder. Ancak bu söz, fırsatçılığın serbest olduğu anlamına da gelmez. Çünkü Peygamberimiz başka uygulamalarında açıkça haksız kazancı yasaklamıştır.
Örneğin; köylünün malını şehir girişinde karşılayıp piyasa fiyatını gizleyerek ucuza almak yasaklanmıştır. Piyasayı bilmeyen birine yüksek fiyatla mal satmak haram sayılmıştır. Malın kusurunu gizlemek hıyanettir.
Yani mesele serbest piyasa değil; ahlâkî piyasadır.
Sahabe ve Âlimlerden Örnekler
Hz. Hatice validemiz tüccardı. İmam-ı Azam ticaretle uğraşırdı. Rivayete göre bir malın beş dirheme satılmasını tembihlemişken vekilinin on dirheme sattığını öğrenince fazla kısmı geri vermiştir. Çünkü kazanç helal olmalıydı.
Basra’daki bir tüccarın şeker kamışında kıtlık olacağını öğrenip piyasadan şeker toplaması ve yüksek kâr elde etmesi; ardından vicdan azabıyla kazancı geri dağıtması da aynı hassasiyeti gösterir.
Behlül Dânâ’nın fırıncı kıssası ise meseleyi daha da derinleştirir:
Eksik gramajlı ekmek satanın huzursuz, fazla gramaj koyanın huzurlu olması… Ve Behlül’ün şu tespiti:
“Çarşı pazarın zaten bir ağası varmış; ekmekle birlikte vicdanları da tartmış.”
İşte İslâm’ın ekonomi anlayışı tam olarak budur:
Terazi yalnız gramı değil, kalbi de tartar.
Bugüne Bakınca…
Bugün ne yapıyoruz?
Döviz yükseldi diye stok yapıyoruz.
Bayram geliyor diye etiket değiştiriyoruz.
Ramazan ayında fırsatı kazanca çeviriyoruz.
Sonra da “Piyasa böyle” diyerek sorumluluğu üzerimizden atıyoruz.
Oysa Müslüman için ölçü nettir:
Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmayacaksın.
Elbette arz-talep dengesi fiyatları etkiler. Ancak ihtikâr, manipülasyon ve açık gözlülük; İslâm’ın ticaret ahlâkıyla bağdaşmaz. Haksız kazanç, kısa vadede cebimizi doldurabilir ama uzun vadede bereketi götürür.
Denetçi Kim?
Devlet denetimi elbette gereklidir. Ancak her şey dış denetime bırakılırsa toplum ayakta kalamaz.
Asıl denetçi vicdandır.
Asıl kontrol mekanizması imandır.
Asıl terazi, içimizde olandır.
Fahiş fiyat sadece ekonomik bir mesele değildir; ahlâkî bir imtihandır.
Ve bu imtihanda sınıfta kalırsak, bunun adı piyasa değil; emanete ihanet olur.
Ey Müslüman,
Yanındaki denetçiyi gör.
Ve terazini düzelt.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI- Yazar/Şair