Eşitlik ve kadın hakları konuşulurken çoğu zaman referans noktası olarak Batı gösteriliyor. Oysa eşitlik kavramının insanlık tarihinde nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını yeniden düşünmekte fayda var. Çünkü eşitlik, modern dünyanın icadı değil; insanın varoluşuna dair temel bir kabuldür.
Kur’ân-ı Kerîm, insanı ırkına, soyuna ya da cinsiyetine göre değil; ahlaki sorumluluğuna göre değerlendirir. Kadın ve erkek, yaratılış bakımından birbirine üstün kılınmaz. İkisi de aynı nefisten yaratılmıştır. (Nisâ, 1)
Üstünlüğün ölçüsü ise nettir: “Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı sorumluluk bilinci en yüksek olanınızdır.” (Hucurât, 13)
Bu yaklaşım, kadın ile erkeği rakip değil; aynı değerin iki tamamlayıcı unsuru olarak görür.
Tarihe Kısa Bir Bakış
Bugün insan hakları söyleminin merkezinde yer alan Batı’nın geçmişi, bu kavramlarla her zaman uyumlu değildir. Köleliğin uzun yıllar meşrulaştırıldığı, siyahilerin insan yerine konulmadığı bir dönem yaşanmıştır. Aynı şekilde kadınlar da uzun süre sosyal ve hukuki hayatta ikinci planda tutulmuştur.
Bu tarihsel gerçekleri hatırlamak, kimseyi suçlamak için değil; kıyas yaparken adil olmak içindir. Çünkü çağdaşlık, sadece bugünkü söylemlerle değil, tarihsel tutarlılıkla da değerlendirilmelidir.
İslam’da Eşitlik Ne Anlama Gelir?
İslam’da kadın ve erkek arasında mutlak bir “aynılık” değil, adalet temelli bir eşitlik vardır. Bu, herkesin aynı olduğu anlamına değil; herkesin değerinin eşit olduğu anlamına gelir.
Sorumluluklar farklı olabilir; fakat insanlık onuru ortaktır.
Zaman zaman toplumda kadın–erkek ayrımının dinle ilişkilendirilmesi, metinlerden değil; yorumlardan ve kültürel alışkanlıklardan kaynaklanır. Bu ayrım, dinin özüyle değil, insanın pratiğiyle ilgilidir.
Bugünün Dünyasında Eşitlik
Günümüzde hâlâ insanlar; inancı, kökeni ya da ten rengi nedeniyle ötekileştirilebiliyor. Müslümanlar çoğu zaman şiddetle özdeşleştiriliyor, bazı halklar sistematik olarak ikinci sınıf muamele görüyor. Bu durum, eşitlik söyleminin hâlâ evrensel bir gerçekliğe dönüşmediğini gösteriyor.
Bu nedenle “ilerleme” kavramını yalnızca coğrafi bir yere bağlamak, meseleyi eksik okumaktır.
Son Söz Yerine
Eşitlik, bir toplumun başka bir toplumu taklit etmesiyle değil; insanı merkeze alan bir ahlak anlayışıyla mümkündür.
İslam’ın sunduğu insan tasavvuru, kadın ve erkeği değer bakımından ayırmaz; sorumluluk bilinciyle ölçer.
Belki de bugün yapılması gereken, kim daha çağdaş tartışmasına girmekten ziyade, hangi anlayış insan onurunu gerçekten koruyor sorusunu sormaktır.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI-Yazar/Şair