Televizyonlarımızda, dijital platformlarda ve sinema salonlarında ne izliyoruz?
Daha önemlisi, izlediklerimiz bizi ve çocuklarımızı nasıl etkiliyor?
Son yıllarda ekranlarımızı dolduran yapımlara baktığımızda ortak bir tablo dikkat çekiyor: ihanet, şiddet, intikam, cinsellik ve güç savaşları… Aile içi çatışmalar, aldatmalar, mafya ilişkileri ve suç temaları adeta sıradanlaştırılıyor. Dijital platformlarda ise sınırların daha da esnetildiği görülüyor.
Bir zamanlar ailece izlenen yapımlar vardı. Bugün birçok içerik “18+” uyarısıyla başlıyor; ancak gerçekte gençlerin erişimine açık. İzledikçe alışıyoruz. Alıştıkça normalleşiyor. Normalleştikçe sorgulamaz hale geliyoruz.
Asıl mesele tam da burada başlıyor.
Toplum, farkında olmadan ekrandan öğrenir. Davranış kalıpları, ilişki biçimleri ve “normal” kabul edilen sınırlar büyük ölçüde kültürel üretimle şekillenir. Eğer ihanet sürekli işleniyorsa, şiddet dramatik bir unsur olmaktan çıkıp hayatın doğal bir parçası gibi sunuluyorsa, genç zihinlerin bundan etkilenmeyeceğini söylemek mümkün mü?
Bu bir yasak çağrısı değildir; bir farkındalık çağrısıdır.
Devletin ve denetleyici kurumların görevi, toplumsal hassasiyetleri gözetmek ve özellikle çocukları korumaktır. Yaş sınırlamalarının etkin uygulanması, aile kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kültürel değerlere duyarlı yapımların teşvik edilmesi önemlidir. Ancak sorumluluk yalnızca kurumlara ait değildir.
Çocuklarımızı ekran karşısında sınırsız içerikle baş başa bırakıp sonra “Toplum nereye gidiyor?” diye sormak kolaycılık olur.
Bir dönem kamu yayıncılığında belirli bir kültürel hassasiyet bulunuyordu. Herkes o anlayışı benimsemeyebilir; fakat bir filtre bilinci vardı. Bugün ise içerik üretimi büyük ölçüde piyasa dinamiklerine bırakılmış durumda. Reyting ne talep ediyorsa o üretiliyor.
Oysa sanat yalnızca satmak için değil, inşa etmek için de vardır.
Toplumun inançlarına, kültürel dokusuna ve aile yapısına saygı gösteren yapımların çoğalması bir sansür meselesi değil; bilinç meselesidir. Yasaklamak çözüm değildir, alternatif üretmek çözümdür.
Çünkü kültürel mücadele kapatarak değil, daha iyisini ortaya koyarak kazanılır.
Ekranlar yalnızca bir eğlence aracı değildir; bir neslin karakterini şekillendiren güçlü bir etkendir.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz ne izliyoruz?
Ve izlediklerimiz bizi kim yapıyor?
Mahmut ÇİÇEKDAĞI-Yazar/Şair