Başlamadan önce eğitim ve öğretimi doğru anlamak gerekir.
“Eğitim nedir?” sorusuna verilebilecek birçok cevap vardır. Genel anlamda eğitim; bir insanın duygusal, bedensel ve zihinsel olarak sahip olduğu yeteneklerini belirlenen amaç doğrultusunda geliştirmesidir. Bilgi kazanmak, davranışlarını geliştirmek ve hayata hazırlanmak için atılan adımların tamamı eğitimin kapsamına girer. İnsanın isteyerek ve bilinçli şekilde kendini değiştirmesi ve geliştirmesi de eğitimin bir parçasıdır.
“Öğretim nedir?” sorusunun cevabı ise daha farklıdır. Öğretim, eğitimin okullarda planlı ve programlı şekilde yapılan kısmıdır. Öğretim; belirlenmiş bir müfredatı öğrenmek ve bu süreç sonunda belirli bir alanda bilgi ve uzmanlık kazanmak anlamına gelir. Anaokulu ya da ilkokuldan başlayan öğretim süreci üniversiteye kadar devam eder. İnsanlar daha sonra öğrendikleri bilgi ve becerileri hayatlarında ve mesleklerinde kullanırlar.
Eğitim oldukça kapsamlıdır; formal ve informal boyutları vardır. Öğretim ise daha çok formal bir süreçtir. Eğitim hayatın tüm alanlarını kapsarken öğretim belirli kurallar ve programlar içinde gerçekleşir. Eğitim bazen plansız ve doğal bir şekilde de gerçekleşebilir; ancak öğretim belirli plan ve programlara dayanır.
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Toplumda okula giden, diploma sahibi olan kişilere halk arasında “mürekkep yalamış”, “bilgili”, “tecrübeli” gibi sıfatlar verilir ve bu kişiler eğitimli kabul edilir. Bu düşünceyle aileler çocuklarının okuması ve eğitimli olması için büyük çaba gösterir. Hatta çoğu zaman çocuklar yarış atı gibi ders çalışmaya zorlanır.
Fakat çocuk büyüyüp gençlik çağına geldiğinde, ailesinden gördüğü davranışları devam ettirir. Çoğu zaman yaptığı şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu bile sorgulamadan hayatını sürdürür.
Oysa eğitim ilk önce ailede başlamalıdır.
Anne ve baba, çocuklarına önce temel değerleri vermelidir. Öğretim elbette önemlidir ancak çocuğun karakter gelişimi daha da önemlidir. Çocuklarımız öğretim görürken onları fazla sıkmamalı, çocukluklarını yaşamalarına izin vermeliyiz. Kendi iradelerini kullanmayı öğrenmelerine fırsat tanımalıyız.
Bugün çevremizde sıkça gördüğümüz bir durum var. Çocukların oyun saatleri kısaltılırken ders saatleri sürekli artırılıyor. Bunun sonucunda ise öz güveni zayıf, beceri ve kabiliyetlerini yeterince geliştiremeyen, hayal kurma fırsatı bulamayan bireyler ortaya çıkabiliyor.
Böyle büyüyen çocuklar zamanla daha asabi, daha öfkeli ve “ben merkezli” bir düşünce yapısına sahip olabiliyor. Yaptığı her şeyi doğru zannetme eğilimi oluşabiliyor. Oysa hayatın her alanında dengeli bir gelişim çok önemlidir.
Elbette çocuklarımız okusun, iyi bir eğitim alsın. Ancak büyürken kendilerini tanımalarına, sosyal yönlerini geliştirmelerine ve hayata hazırlanmalarına da fırsat verilmelidir.
Anne ve babalar, çocuklarının eğitimine önem vermeden önce kendilerini de sorgulamalıdır. “Hayatımda neleri kaybettim, neleri kazandım?” sorusunu kendilerine sormalıdır. Bu sorgulama, yapılan hataların en azından bir kısmını telafi etmenin yolunu açabilir.
Yanlış eğitim ve öğretim, domino taşı gibi bütün hayatı etkileyebilir.
Bu yüzden dikkatli olalım.
Eğitim elbette şarttır.
Ama unutmayalım ki;
EĞİTİM ŞART…
AMA İNSAN OLMAK DAHA ÖNEMLİDİR.
İnsanlığımızı unutmayalım.
Mahmut ÇİÇEKDAĞI