Antalya’nın büyük yaşam savunucuları Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu’yu, ne yazık ki çoğumuz hayattayken değil, hayattan koparıldıklarında tanıdık.
9 Mayıs 2017’de, Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Kızılcık Yaylası’ndaki evlerinde, insanın kanını donduran bir cinayete kurban gittiler. Onlar yalnızca bir çift değil, bu coğrafyada doğanın sesi olmaya cesaret etmiş insanlardı.
Ali Ulvi Büyüknohutçu, Antalya’da çevre mücadelesi denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biriydi. Özellikle bilinçsizce açılan, sonra kaderine terk edilen taş ocaklarına karşı verdiği mücadeleyle tanınıyordu. Dere kenarlarına yapılan evlere, otellere; ağaçlandırma alanlarına kondurulan beton yığınlarına karşı duruyordu. Çünkü biliyordu: Bu hoyratlık yalnızca doğayı değil, insanın geleceğini de yok ediyordu.
Bugün geldiğimiz noktada tablo daha da karanlık. Rant uğruna yapılanlara ya gözlerimizi kapatıyoruz, ya umursamazlığa sığınıyoruz ya da korkudan susuyoruz. Büyüknohutçu çiftinden sonra, yüksek sesle konuşan neredeyse kimse kalmadı.
Özellikle Korkuteli çevresindeki taş ocakları… İşleri bitince öylece bırakılan, ne ağaçlandırması yapılan ne de rehabilite edilen alanlar. Yer altı ve yer üstü kaynakları yok edilirken, hayvanların yaşam alanları daraltılırken, insan sağlığı hiçe sayılırken sessiz kalıyoruz. Oysa bu sessizlik, suça ortaklıktır.
Artık vakit kaybetmeden bir kanun çıkmalı. Halk sesini duyurmalı. Herkes gücü yettiğince bu talanın önüne geçmeli. Çünkü doğa kendini savunamaz; onu savunacak olan biziz.
Ali Ulvi Büyüknohutçu, çalıştığı kurumda sevilen, saygı duyulan bir insandı. Ama onu asıl değerli kılan, hiçbir çıkar gözetmeden doğanın yanında durmasıydı. Bedelini hayatıyla ödedi.
Rabbim Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu’ya rahmet etsin.
Asıl soru şu: Biz, onların bıraktığı yerden devam edecek miyiz, yoksa susarak bu hikâyeyi burada mı bitireceğiz?
Mahmut ÇİÇEKDAĞI- Şair/Yazar