Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
Köşe Yazarı
Mahmut ÇİÇEKDAĞI - Şair,Yazar
 

Adalet Olmadan Barış Olur mu?

  Türkiye, son günlerde tarihin en ağır sorularından biriyle karşı karşıya: Silahlı bir terör örgütünün “silah bırakma” söylemi üzerinden yeni bir süreç konuşuluyor. Kimi buna umut diyor, kimi zorunluluk. Ben ise bir vatandaş olarak şu soruyu soruyorum: Adalet olmadan barış olur mu? PKK, 1978’den bu yana bu ülkeye yalnızca silah doğrultmadı; ocaklar söndürdü, çocukları yetim bıraktı, anaları evlatsız bıraktı. Asker, polis, öğretmen, sivil… Bu acılar bir istatistik değil; bu toprakların hafızasıdır. Ve hafıza, “hadi artık kapatalım” denilerek silinmez. Bugün gelinen noktada, dün “terörle müzakere edilmez” diyenlerin, bugün aynı aktörlerle temas kurduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Buradaki asıl sorun temasın kendisi değil; bu temasın nasıl, hangi sınırlar içinde ve hangi adalet zeminiyle yürütüldüğünün açıklanmamasıdır. Devlet ciddiyeti, vatandaşına şunu söyleyebilmelidir: “Bu süreç, şehitlerin hatırasını zedelemeyecek. Suç işleyenler hesap vermeden hiçbir normalleşme olmayacak.” Ancak bugün kamuoyuna sunulan tablo bu güveni vermiyor. “Silah bırakma” söylemi havada asılı dururken, geçmişte işlenen suçlara dair net bir hesaplaşma dili yok. Bu da doğal olarak şu kaygıyı doğuruyor: Affedilen ne, unutulan ne? Bir diğer mesele de toplumsal adalet duygusudur. Yıllarca bu ülkenin dağlarında, şehirlerinde canını siper eden insanlar varken; terörle arasına mesafe koymamış yapıların “normalleşme” başlığı altında meşrulaştırıldığı izlenimi, sadece politik bir hata değil, vicdani bir kırılmadır. Şunu açıkça söylemek gerekir: Bu itiraz, bir halkı hedef almak değildir. Türkiye Cumhuriyeti, farklı kimlikleriyle bir bütündür. Ancak silahlı terörü meşrulaştıran hiçbir yapı, hiçbir söylem bu bütünlüğün parçası olamaz. Ayrıca süreçle ilgili dış aktörlere dair belirsizlikler de kaygı vericidir. ABD, AB ve NATO gibi yapıların yıllardır bu coğrafyaya dair tutumları ortadayken, bu denklemde kimlerin ne kadar etkili olduğu sorusu cevapsız bırakılmamalıdır. Şeffaflık, devlete yük değil; meşruiyetin temelidir. Ben bir vatandaş olarak şunu talep ediyorum: Silah bırakan değil, suçtan arınan bir süreç. Pazarlık değil, hesaplaşma. Unutma değil, adalet. Barış, suskunluk değildir. Barış, hakikatin üstünü örtmek hiç değildir. Eğer bu ülke gerçekten yeni bir sayfa açacaksa, o sayfa şehitlerin kanını yok sayarak değil; onların hatırası önünde eğilerek açılmalıdır. Aksi hâlde sorulacak tek bir soru kalır: Adalet olmadan barış olur mu? Mahmut ÇİÇEKDAĞI
Ekleme Tarihi: 30 Ocak 2026 -Cuma

Adalet Olmadan Barış Olur mu?

 

Türkiye, son günlerde tarihin en ağır sorularından biriyle karşı karşıya:
Silahlı bir terör örgütünün “silah bırakma” söylemi üzerinden yeni bir süreç konuşuluyor. Kimi buna umut diyor, kimi zorunluluk. Ben ise bir vatandaş olarak şu soruyu soruyorum: Adalet olmadan barış olur mu?

PKK, 1978’den bu yana bu ülkeye yalnızca silah doğrultmadı; ocaklar söndürdü, çocukları yetim bıraktı, anaları evlatsız bıraktı. Asker, polis, öğretmen, sivil… Bu acılar bir istatistik değil; bu toprakların hafızasıdır. Ve hafıza, “hadi artık kapatalım” denilerek silinmez.

Bugün gelinen noktada, dün “terörle müzakere edilmez” diyenlerin, bugün aynı aktörlerle temas kurduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Buradaki asıl sorun temasın kendisi değil; bu temasın nasıl, hangi sınırlar içinde ve hangi adalet zeminiyle yürütüldüğünün açıklanmamasıdır.

Devlet ciddiyeti, vatandaşına şunu söyleyebilmelidir:
“Bu süreç, şehitlerin hatırasını zedelemeyecek. Suç işleyenler hesap vermeden hiçbir normalleşme olmayacak.”

Ancak bugün kamuoyuna sunulan tablo bu güveni vermiyor. “Silah bırakma” söylemi havada asılı dururken, geçmişte işlenen suçlara dair net bir hesaplaşma dili yok. Bu da doğal olarak şu kaygıyı doğuruyor:
Affedilen ne, unutulan ne?

Bir diğer mesele de toplumsal adalet duygusudur. Yıllarca bu ülkenin dağlarında, şehirlerinde canını siper eden insanlar varken; terörle arasına mesafe koymamış yapıların “normalleşme” başlığı altında meşrulaştırıldığı izlenimi, sadece politik bir hata değil, vicdani bir kırılmadır.

Şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu itiraz, bir halkı hedef almak değildir. Türkiye Cumhuriyeti, farklı kimlikleriyle bir bütündür. Ancak silahlı terörü meşrulaştıran hiçbir yapı, hiçbir söylem bu bütünlüğün parçası olamaz.

Ayrıca süreçle ilgili dış aktörlere dair belirsizlikler de kaygı vericidir. ABD, AB ve NATO gibi yapıların yıllardır bu coğrafyaya dair tutumları ortadayken, bu denklemde kimlerin ne kadar etkili olduğu sorusu cevapsız bırakılmamalıdır. Şeffaflık, devlete yük değil; meşruiyetin temelidir.

Ben bir vatandaş olarak şunu talep ediyorum:

Silah bırakan değil, suçtan arınan bir süreç.

Pazarlık değil, hesaplaşma.

Unutma değil, adalet.

Barış, suskunluk değildir. Barış, hakikatin üstünü örtmek hiç değildir.
Eğer bu ülke gerçekten yeni bir sayfa açacaksa, o sayfa şehitlerin kanını yok sayarak değil; onların hatırası önünde eğilerek açılmalıdır.

Aksi hâlde sorulacak tek bir soru kalır:
Adalet olmadan barış olur mu?

Mahmut ÇİÇEKDAĞI

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift islami chat islami sohbetler