Hayat dediğin geçip gidiyor be cancazım…
Avuçlarının arasından kayan su gibi.
Yaş dediğin bir saniye bile durmuyor yerinde;
ne “bekle” diyor zamana insan,
ne de geri çağırabiliyor dününü.
Can dediğin zaten geri iadeli bir emanet…
Ne kadar sahiplenirsen sahiplen,
vakti gelince usulca alınır elinden.
Hayat dediğin damla damla eksiliyor cancazım;
farkına vardığında
bardak çoktan yarılanmış oluyor.
Kimse her şey tam olsun diye beklemiyor aslında.
Çünkü hayat, eksiklerle yürütüyor insanı.
Duraklamıyor…
“Biraz soluklan” demiyor.
Bitti mi, gerçekten bitiyor.
Provası yok bu oyunun,
tekrarı yok…
Yanlış yaptığın sahnenin dönüşü yok be cancazım.
Şu da bir gerçek ki;
saçlara düşen her bir AK,
yüreğe düşen bir özlem demek.
Geçmişi daha çok arıyor insan,
eski sesleri, eski kokuları,
eski kahkahaları…
Yaşlandıkça anlıyorsun;
özlemek de bir yük aslında.
Ama insan yine de sadece özlemekle yetiniyor.
Ne yaşadıysak,
sevinciyle, kederiyle,
pişmanlığıyla, gururuyla…
Hepsi bizimdi be cancazım.
Bir akşamüstü ansızın çöküyor yorgunluk,
ya da bir şafak vakti
içine tarifi zor bir hüzün doluyor insanın.
Gökyüzünde yıldızlar doğarken
bir gün senin ışıkların sönebiliyor…
Ve hayat,
hiç haber vermeden
senin için susabiliyor.
Yaşam bu ya cancazım;
bile bile vazgeçemiyorsun.
Kırıyor, yoruyor, eksiltiyor…
Ama yine de seviyorsun.
Meğer hayatın hepsi
yaşadığımız kadarmış.
Yaşadığın sürece yaptıkların;
kimi mermerde kazılı kalır,
kimi bir kâğıtta sararır,
kimi kumda silinir gider,
kimisi de yüreğinin en derin yerinde
sessizce dizili durur.
Kazandığın mal, mülk geride kalır…
Ama içindekilerle veda edersin.
Birkaç yıl sonra bir fotoğraf karesine sığarsın,
sonra bir hatıraya…
Ve zaman,
adını yavaş yavaş fısıltıya çevirir.
Hayat bu işte cancazım…
Geldik,
yaşadık,
sevdik,
yorulduk…
Ve bir gün
sessizce geçip gideceğiz.
Saygılarımla...
Kemal Yazar