
Kırk yaşımdan sonra öğrendim…
Her rengin kendine has olduğunu, her rengin aslında insana yakışabileceğini öğrendim. Güzellik denen şeyin sadece kara kaşla, kara gözle ilgili olmadığını; giydiğin urbalarla güzelleşilemeyeceğini öğrendim.
İnsanların da renkler gibi olduğunu kırk yaşından sonra öğrendim.
Her birinin farklı bir tonu, farklı bir ışığı olduğunu… Ve çoğu zaman görünenin arkasında, aslında görülmesi gereken ne çok şey bulunduğunu…
Gözyaşı dökmeden de ağlanabileceğini öğrendim.
Sağ tarafına dönüp sessizce ağlarken, sol tarafında hayatın oynamaya devam ettiğini öğrendim.
Hayatın tezatlarla dolu olduğunu… Ama bütün o tezatların aslında tek bir renkten çıktığını ve birbirine ne kadar da bağlı olduğunu kırk yaşımdan sonra fark ettim.
Her insanın hayatımda bir renk olduğunu…
Ve insanın sevebildiği kadar insan kalabildiğini öğrendim.
Anladım ki insan, evrende sevgisi kadar var.
İnsana dokunmanın, halden anlamanın, bir gönlü duymanın aslında insanın kendisine de nasıl iyi geldiğini gördüm.
Ve sevmenin ne kadar bulaşıcı olduğunu…
Kırk yaşımdan sonra öğrendim.
Bugün dönüp baktığımda hayatımın bütün renkleriyle ne kadar da şanslı olduğumu görüyorum.
Hayatımın canım renkleri…
İyi ki varsınız.
Dualarda buluşalım.
Suadiye Saltan