Bir Hayatın Sessiz Direnci: Mesut Karakoyunlu
Bir Hayatın Sessiz Direnci: Mesut Karakoyunlu
SEÇKİNHABERTV- (Röportaj-portre haber: Cengiz ÇETİK)-Finike Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde iki saat süren sohbet boyunca Mesut Karakoyunlu’nun sesi hiç yükselmiyor. Ama söyledikleri, yılların birikimini taşıyor. Öğretmenlikten siyasete, yazarlıktan toplumsal mücadeleye uzanan bir hayatın içinden konuşuyor.
SEÇKİNHABERTV- (Röportaj-portre haber: Cengiz ÇETİK)-Finike Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde iki saat süren sohbet boyunca Mesut Karakoyunlu’nun sesi hiç yükselmiyor. Ama söyledikleri, yılların birikimini taşıyor. Öğretmenlikten siyasete, yazarlıktan toplumsal mücadeleye uzanan bir hayatın içinden konuşuyor.
SEÇKİNHABERTV- (Röportaj-portre haber: Cengiz ÇETİK)-Finike Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde iki saat süren sohbet boyunca Mesut Karakoyunlu’nun sesi hiç yükselmiyor. Ama söyledikleri, yılların birikimini taşıyor. Öğretmenlikten siyasete, yazarlıktan toplumsal mücadeleye uzanan bir hayatın içinden konuşuyor.
Finike Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde zaman yavaşlıyor. Masanın üzerinde yarım kalmış bir çay, dışarıda denizin sabit sesi…
Mesut Karakoyunlu konuşurken acele etmiyor. Sanki her cümle, yıllar önce verilmiş bir sözün devamı gibi.
O, önce öğretmen. Sonra siyasetçi. En sonunda — belki de en başından beri — yazar.
Eğitimi anlatırken sesi değişmiyor ama kelimeleri sertleşiyor. Çünkü ona göre en büyük eksik, öğrencinin yok sayılması. “Biz sadece öğretmekle değil, eğitmekle de yükümlüyüz,” derken, disiplin kurullarında “bu çocuk adam olmaz” denilen öğrencilerin yanında durduğu günler beliriyor hafızasında.
Bir çocuğun omzuna konan el, sorulan bir hâl-hatır…
Karakoyunlu’na göre eğitim, bazen bir müfredattan çok, kurulan bir güvendir. Problemli olarak görülen çocuklara yaklaşımını ise tek bir kelimeyle özetliyor: güven.
Çocukluğu yoklukla örülü. Defter yok, kitap pahalı. Ama hayal kurmak bedava. Çimento torbalarından yapılan müsveddeler, onun ilk defterleri. Kütüphane ise ilk sığınağı. Okumakla başlıyor her şey. Yazmakla derinleşiyor. Çimento torbalarından yapılan müsvedde kâğıtlar, onun için bir yoksunluk değil; hayal kurmanın başlangıcı olmuş.
Yazı, onun için bir anlatım biçimi değil; bir özgürlük hâli. “İnsan düşüncesini yazıya dökebiliyorsa, o özgürlüğü yaşıyordur,” derken, kelimelerin insanı nasıl ayakta tuttuğunu anlatıyor aslında.
Yazmak, Karakoyunlu’nun hayatında bir meslekten çok, bir özgürlük alanı…
Siyasete girişi de bu yüzden şaşırtıcı değil. Karakoyunlu, siyaseti bir makam değil, bir sorumluluk alanı olarak görüyor. İlçe başkanlığı yaptığı yıllarda Finike’de çevreyi tehdit eden projelere karşı verdiği mücadeleyi anlatırken, zaferden çok direnişi önemsiyor. “Toplum için yapılan hiçbir mücadele boşa gitmez,” diyor. Çünkü ona göre mesele kazanmak değil; doğru yerde durabilmek.
Umudu soruyorum. Gülümsüyor. Mustafa Kemal’in Sivas’a yalnız gidişini hatırlatıyor. “Hayatta sonuçlar hemen alınmaz,” diyor. “Ama doğru yolda yürüyorsan, arkandan gelenler mutlaka olur.”
Gençlere bırakmak istediği cümle ise kısa ve net: Kendin ol.
“Herkes kendisi olmalı. Taklit değil, özgünlük geliştirmeli.” Ona göre eğitim, biat ve itaati değil; bilimi ve sorgulamayı esas almalı.
Taklit etme, biat etme, teslim olma. Bilimin ışığını merkeze al. Gerisi gelir.
Mesut Karakoyunlu, konuşurken bir öğretmen gibi sabırlı, bir siyasetçi gibi kararlı ve bir yazar gibi içten. Belki de onu farklı kılan tam olarak bu üç kimliği aynı cümlede taşıyabilmesi.
Antalya HABERİ
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.