Cengiz ÇETİK- Şair, Yazar, Öğretmen
Köşe Yazarı
Cengiz ÇETİK- Şair, Yazar, Öğretmen
 

Çocuklarımız ve Biz-2

Karşımızdaki çocuklarımıza bakmak yetmez, baktığını görmek gerek. Görmek de yetmez, gördüğünü anlamak gerek. Anlamak da yetmez, anladığını anlatmak gerekir. Biz hangilerini yaşayabiliyoruz? Fark edip, görebiliyor muyuz? Anlıyor muyuz?  Anlatabiliyor muyuz acaba?    Hepimizin uyduracağı bir mazereti vardır. Bu tek taraflı bir mazeret olmasın sakın; Temel arabasıyla Taksim Meydanı'nda dönüp duruyordu. Aynı trafik polisinin önünden beşinci defa geçerken, Temel’i durdurup;  “Bir yerimi arıyorsun? Niye meydanın etrafında dönüp duruyorsun? ” Temel ”Sol sinyal takıldı da.” Çoğu insanın mazereti, bu fıkradaki gibi değil mi? Kafaları bir tarafa takılır. Takıldı mı bir türlü yön değiştirmez. Hep bir tarafı görür. Çok şeyler söylenebilir. En güzeli, aşağıdaki yazıyı çocuklarımızın eğitimini ve geleceğini düşünerek okuyalım. Düşünebiliyorsak eğer; Kapıdan girerken neşeyle ”Anne! Biliyor musun bugün ne oldu? ”  “Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.” Hiç kimsenin sevdiği şey diğerine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabasını seviyordu. Birde misafir geldi mi eve, kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsin? Annesi mutfakta bulaşık yıkarken, en neşeli haliyle ” sana yardım edeyim mi? ”dedi. ”Birde seninle uğraşmayayım! Çok yorgunum zaten.”  Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında, anneannesi oyuncağını yavaşça elinden alır. “Nasıl yorulmuş yavrucak? Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni! ” Diyerek alnına bir öpücük kondururdu. Yorgunluk gül kokulu bir uykuysa, ne diye annesi böyle kızgın kızgın konuşuyordu? Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Çocuk sırt üstü yatıp anneannesinin köyünü düşündü; gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Anneannesi gibi, iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. ”Bak deli tavşan! ” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların ışıkları duvardaki tavşana yol açtı. Yorulunca avuçlarının açılmasıyla kayboldu tavşan. Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğunun hiç konuşmadığını akıl etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına ” İşin bitince beni sever misin anne? ” dedi.  Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.   Dikkatli, bir kez daha okuyalım. Biz çocuklarımıza nasıl davranıyoruz acaba?  Yarın çok geç olabilir. Bugün, şimdi, hemen düşünelim çocuklarımızı... Cengiz Çetik
Ekleme Tarihi: 11 Haziran 2021 - Cuma

Çocuklarımız ve Biz-2

Karşımızdaki çocuklarımıza bakmak yetmez, baktığını görmek gerek. Görmek de yetmez, gördüğünü anlamak gerek. Anlamak da yetmez, anladığını anlatmak gerekir. Biz hangilerini yaşayabiliyoruz?

Fark edip, görebiliyor muyuz?

Anlıyor muyuz?

 Anlatabiliyor muyuz acaba?

   Hepimizin uyduracağı bir mazereti vardır. Bu tek taraflı bir mazeret olmasın sakın; Temel arabasıyla Taksim Meydanı'nda dönüp duruyordu. Aynı trafik polisinin önünden beşinci defa geçerken, Temel’i durdurup;

 “Bir yerimi arıyorsun?

Niye meydanın etrafında dönüp duruyorsun? ”

Temel ”Sol sinyal takıldı da.”

Çoğu insanın mazereti, bu fıkradaki gibi değil mi? Kafaları bir tarafa takılır. Takıldı mı bir türlü yön değiştirmez. Hep bir tarafı görür. Çok şeyler söylenebilir. En güzeli, aşağıdaki yazıyı çocuklarımızın eğitimini ve geleceğini düşünerek okuyalım. Düşünebiliyorsak eğer; Kapıdan girerken neşeyle

”Anne! Biliyor musun bugün ne oldu? ”

 “Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.”

Hiç kimsenin sevdiği şey diğerine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabasını seviyordu. Birde misafir geldi mi eve, kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsin? Annesi mutfakta bulaşık yıkarken, en neşeli haliyle

” sana yardım edeyim mi? ”dedi.

”Birde seninle uğraşmayayım! Çok yorgunum zaten.”

 Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında, anneannesi oyuncağını yavaşça elinden alır.

“Nasıl yorulmuş yavrucak? Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni! ”

Diyerek alnına bir öpücük kondururdu. Yorgunluk gül kokulu bir uykuysa, ne diye annesi böyle kızgın kızgın konuşuyordu? Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Çocuk sırt üstü yatıp anneannesinin köyünü düşündü; gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Anneannesi gibi, iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

”Bak deli tavşan! ” diyerek parmaklarını oynattı.

Yoldan geçen arabaların ışıkları duvardaki tavşana yol açtı. Yorulunca avuçlarının açılmasıyla kayboldu tavşan. Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğunun hiç konuşmadığını akıl etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına

” İşin bitince beni sever misin anne? ” dedi.

 Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

  Dikkatli, bir kez daha okuyalım.

Biz çocuklarımıza nasıl davranıyoruz acaba? 
Yarın çok geç olabilir.

Bugün, şimdi, hemen düşünelim çocuklarımızı...

Cengiz Çetik

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seckinhabertv.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.